Ebuzer'in Almanyası


Abuzer Boynukara, otuz küsur yıl önce Almanya'ya gitmiş. O zaman gurbetti Almanya, şimdi ise kapı komşumuz. Vatandaşlarımızın en kalabalık yaşadığı ülke. Hem umutların hem hayal kırıklıklarının adıdır. İyi ki zamanında gelmişim diyen de var, kırk yıldır Türkiye hasreti çeken de. Dernekler, birlikler, mahalleler, camiler, kahveler, hatta mahalleler...  Sevenler de var, nefret edenler de. Acı vatan Almanya zamanla azıcık vatan Almanya oldu. Üçüncü, dördüncü kuşak giderek Almanlaşıyor. Çift pasaporttan, tek pasaport yeter noktasına gelinmiş durumda. Sadece Türkler değil, diğer ülkelerden gelen göçmenler de var. Kimsenin, ya da büyük bir kısmının dönmeye niyeti yok. Bu konuşmada Almanya'yı tanımaktan çok, Ebuzer'in Almanyasına bakacağız. On yıl öne başlayan ve  bugün biten biraz hikaye, biraz söyleşi.  Ortaya karışık. Başlayalım mı? O kendine Abuzer diyor, ben Ebuzer diyorum. Yoksa emmioğlu mu deseydim?

 

H.B. : Koca Adıyaman'da iş bulamadın mı da buralara geldin?  Adıyaman’ın nüfusu 250 bin oldu. Bu kadar boğazı doyuran memleket seni de doyururdu, değil mi?

E.B. : Ben Terziyim, biliyorsun. Hayatımıza konfeksiyon girince, işin tadı kaçtı. Yapabileceğim başka bir iş de yoktu. Usta bir gün dedi ki bana, oğlum mesleğin geleceği yok, kendine yeni bir yol çiz. Orda başladı

H.B. : İşçi olarak mı geldin?

E.B. : Yok o sıralar Almanya'ya gitmek çok zordu. İki yol vardı, kaçak yoldan gitmek ve bir Almanla evlilik yapmak

H.B. : Sen kesin kaçak geldin

E.B. : Yok hocam. Çok para istiyorlardı, benim de param yoktu. İkinci yolu denedik

H.B. : Onun için de para lazımmış ama

E.B. : Nispeten daha azdı. Bir de daha garantili. Kaçaksanız hep bir tedirginlik, yakalanma korkusu yaşarsınız. Kafayı yiyen çok oldu

H.B. :  Kaç yaşındaydın? Kaç yaşında biriyle evlendin?

E.B. :  24 yaşındaydım, kadın 55 falandı, tam bilmiyorum. Zaten hiç bir arada kalmadık. Bir kaç ay sonra çalışma izni aldım. Kadından ayrıldım. Daha sonra Zonguldaklı ama burada yaşayan şimdiki eşimle evlendim.

H.B. :  Sonra noldu?

E.B. :  Bir akrabamız vasıtası ve yardımıyla bir dükkan açtık. Çalışmaya başladık

H.B. :  Terzilik mi? Konfeksiyon buradaki terzileri etkilememiş mi?

E.B. :  Biz elbise dikmiyorduk ki, hala dikmiyoruz. Eski elbise onarımı yapıyoruz

H.B. : Para kazanabildik mi bari?

E.B. : Çok çok iyi para kazandık. Ama Türkiye’deki bir holding elimizde avucumuzda ne varsa alıp götürdü. Parayı gavurun bankasında tutmayın, kendi ülkenize gönderin dediler. Elleri yüzleri temiz insanlardı,  biz de ikna olduk, verdik.

H.B. : Çok mu verdiniz

E.B. : 150 bin euro civarında. Bir de 2009'daki krizden dolayı kimse para harcamak istemiyordu. Kaldık ekmeğe muhtaç.

H.B. : Eee?

E.B. : Sonra hanım da çalışmaya başladı. Ucu ucuna yetiştirmeye çalıştık. Şimdi daha iyi

H.B. : İyi gibi görünüyor. Bahçeli tripleks evde oturduğuna göre

E.B. : Yok hocam o öyle değil. Biz bu evi 100 yıl vadeli aldık. Ha kira ödemişiz, ha ev almışız. Bize aylık maliyeti aynı. Ben ödeyeceğim, çocuklar ödeyecek, belki torunum evim var diyecek

H.B. : Yüz yıl vadeyle ev? Aman yarabbi. Aklım yatmadı bu işe

E.B. : Bu bir devlet politikası. Gaye paranın Almanya dışına çıkmamasını sağlamak. Seni bir şekilde bağlıyor

H.B. : Çocuklar okuyor tabi. Türkçeleri nasıl?

E.B. : Okuyorlar. Türkçeleri çok iyi değil. Ben bütün gün dışarıdayım, hanım da dışarıda.  Çocuklar ya okulda vakit geçiriyorlar ya da arkadaşlarıyla. Birlikte olduğumuz vakitler sınırlı. O sürede çoğunlukla ders çalışıyorlar. Tabii ki Almanca

H.B. : Desene bir nesil sonra Türkçe kalmayacak

E.B. : Üzülüyorum ama ne yapabilirim ki

H.B. : Ayıptır söylemesi biz şimdi hangi şehirdeyiz?

E.B. : Bremenhaven. Kuzey Almanya. Zengin bir liman şehri.

H.B. : Nasıl insanlar bunlar?

E.B. : Her yerde iyi de var kötü de. Bizi dışlayan da var, kucaklayan da

H.B. : Yabancı düşmanlığı yok mu yani?

E.B. : Biz memleketimizde birbirimize düşmanlık yapıp, adam öldürüp, tecavüz suçu işlediğimizde, kimse yabancı düşmanlığından bahsetmiyor çünkü biz bize yapıyoruz. Burada aynı şeyler olduğu zaman adı yabancı düşmanlığı oluyor. Şimdi adam sıra beklemiyor, kuralı ihlal ediyor. Polis ya da bir Alman uyardığı zaman, bizimkiler işi hemen yabancı düşmanlığına bağlıyorlar. Türkiye’de de olsa aynı müdahale olur ama adı bu olmaz

H.B. : Sence sebep ne?

E.B. : Buraya ilk gelenlerin büyük çoğunluğu, hatta tamamı vasıfsız, eğitimsiz insanlar. Bunlar ürkerek gelen, para kazanmak isteyen, işini iyi yapmak isteyen insanlar.

H.B. : İçinde çeşitli meslekten insanlar da var ama?

E.B. : Doğru ama fazla değil. Bunların uyumsuzluğu ya da çatışmaları kendi kendileriyle olmuştur

H.B. : Kavga anlamında mı?

E.B. : Yok yok. Yani adam yemeğine alışamamış, memleketini, karısını, çocuğunu özlemiş. Yani patronlarıyla ya da genel olarak Almanlarla sorun yaşamamışlar.

H.B. : Sonra gelenler mi bozmuş işi

E.B. : Almanlar ihtiyaçları kadar işçiyi yasal yollardan almışlar. Kaçak yollardan ya da benim gibi gelenler hem devleti hem de sokaktaki Alman vatandaşı korkutmuş. Suç oranı artmaya başlamış.

H.B. : Sen de hissettin, böyle bir şey yaşadın mı?

E.B. : Bazı olaylar yaşadık. Ben olsam bunlar sınır dışı ederim dediklerim olmuştur. Onların yüzünden bizim gibiler de etkilendi tabii

H.B. : Türk işçileri sayesinde servetlerine servet kattılar. Biraz hoşgörü, biraz tahammül gerekmez mi?

E.B. : Daha nasıl tahammül etsinler. Hala milyonlarca insanımız burada ekmek parası kazanıyor, eğitim görüyor.

H.B. : Almanlar böyle konuştuklarını bilseler sana ödül verirler

E.B. : Öyle demeyin hocam. Burada başarılı olduğu için takdir edilen, ödüllendirilen bir sürü Türk var. Polislerin enselediği Türklerin çoğu kendilerine de Almanlara da faydası olmayan insanlar. Eğitimli insanlar çok daha az sorun yaşıyor. İsterseniz gidin sorun

H.B. : Peki niye böyle bir algı var?

E.B. : Aynı olayı yaşayan iki kişiden Türk olanı bunu ayrımcılık, yabancı düşmanlığı olarak görüyor, Alman ise haksızlığa uğradığını söylüyor. Mesele çoğunlukla budur.

H.B. : Yasalara uymada bir ayrıcalık ya da ayrım yok mu?

E.B. : Türklerle Almanlar arasında mı? Yok. Valla yasaya uymayan kim olursa olsun, anında gereğini yapıyorlar. Hepimizin hayatı kanunlara ve kurallara uymak üzerine kurulu. Mesela zamanında yatırılmamış bir verginin cezası Alman için de, Türk için de, Sudanlı için de aynı.

H.B. : Allah Allah. Sen bizim bildiklerimize uygun şeyler söylemiyorsun.

E.B. : Eğer kastettiğiniz dazlaklarsa, aşırı milliyetçilerse, bunlardan Almanlar da rahatsız. Bu ve benzeri gruplar her yerde var

H.B. : Olay bundan mı ibaret yani? Ben senin,  canımıza okuyorlar, demeni bekliyordum.  Şaşırdım valla. Ya Islamofobi, İslam karşıtlığı?

E.B. : Türkiye’dekilerden daha fazla değildir herhalde. Hatırlarsanız başörtüsü yasağı olduğunda, Türkler çocuklarını burada okuttular. İnançlarını daha rahat yaşadılar. Bu nasıl islamofobi emmioğlu

H.B. : Emmioğlu yok yahu. Biraz resmi ol. Söyleşi yapıyoruz! Emmioğlu ne?

E.B. : O zaman hocam diyeyim

H.B. : Şaka şaka. Yani problem yok mu diyorsun?

E.B. : Tabii ki var ama kendi ülkemde de olsa benzer problemler yaşardım herhalde. Siz yaşamıyor musunuz? Zamanında yaşamadık mı? Az mı telef olduk, az mı telef ettik. Hala yok mu?

H.B. : Türkiye’yi takip ediyorsun herhalde

E.B. : Türkçe kanallar. Bazen Almanca kanallarda Türkiye’yle ilgili haberler çıkıyor

H.B. : Etkiliyor mu sizi? Mesela bombalar, katliamlar falan

E.B. : Etkilenmemek için kansız olmak lazım. Sonuçta orası benim ülkem. Burada da olsa üzülürüm tabi. Oh olmuş demem yani. İnsanız neticede

H.B. : Hümanist olmuşsun

E.B. : Onunla ilgisi yok. Hiç bir canlının zarar görmesini istemem.

H.B. : Bu DAEŞ olayları sizi etkiledi mi?

E.B. : Etkilemez mi? Sakallı, cübbeli ya da camiden çıkanlara, IŞIDçı gözüyle bakanlar var.  Çok rahatsız edici bir durum. Allah onları bildiği gibi yapsın

H.B. : Amin. Almanya'dan da onlara katılan varmış

E.B. : Ben de duyuyorum. Fazla bir bilgim yok

H.B. : Suriye'den gelen göçmenler sıkıntı yaratıyor mu?

E.B. : Almanlar olaya Suriye olarak bakmıyor, hepsine göçmen olarak bakıyor. Bize yansıyan bir tarafı yok ama herhalde çok memnun değillerdir

H.B. : Almanya'da günlük hayat nasıl?  Eğlence, yeme, içme?

E.B. : Eskiden olsa söyleyeceklerim size değişik gelebilirdi ama şimdi hiç öyle değil. İstanbul’da ne yaşanıyorsa, nasıl eğleniyorsa, ne yenilip içiliyorsa, burada da aynı

H.B. : Hiç mi farklı bir şey yok

E.B. : Var da, artık ona da alıştık. .

H.B. : Almanya hala bir fırsatlar ülkesi mi?

E.B. : Kesinlikle değil. İyi bir mesleğiniz yoksa, ha İstanbul'un arka sokaklarında dolaşmışsınız, ha Bremen'in, ha Hamburg'un. Ne iş olsa yaparım dönemi bitti.  Bu sebeple Türkler arasında işsizlik giderek artıyor. Diğer yabancılar için de geçerli

H.B. : Yaşlanıyor Almanlar. Bunlara çalışacak adam lazım

E.B. : Doğru da bu ihtiyacı karşılayacak insan sayısı o kadar çok ki

H.B. : Kiliseye dönüş başlamış diyorlar, Öyle midir?

E.B. : Çok da öyle değil. Çan sesi var ama kiliselerde insan sesi çok az.

H.B. : Camiler daha mı kalabalık?

E.B. : Nispeten daha kalabalık. Ama bizim tarafın da sıkıntısı var. Onlarca dernek, cemaat, tarikat, grup var. Bu açıdan bakıldığında bizimkilerin birbirlerine kızgınlıkları, öfkeleri, Almanların bize olan tutumlarından daha hoşgörüsüz. Onun için de eskiden giderdim, şimdi derneklere falan gitmiyorum.

H.B. : Buradaki Türklerin en önemli sorunu ne?

E.B. : İşsizlik birinci sırada. Eğitimsizlik de var. Bir kısmının zaten Türklükle İslamlıkla alakası yok. Kaymış adamlar. Uyuşturucu muyuşturucu, hırsızlık, kap kaç ne ararsan var.

H.B. : Senin yerin neresi? Bu haritanın neresindesin?

E.B. : Sadece benim değil, onbinlerce Almancının ortak sorunu. Nereye ait  olduğumuzu bilememek.

H.B. : Kimlik sorunu yani?

E.B. : O kadarını bilmem de, biz Türk müyüz, Alman mıyız, ona bir türlü karar veremiyoruz. Saksıdaki çiçek gibiyiz.

H.B. : Saksıda çiçek olmak kötü bir şey mi?

E.B. : Burada mı kök salacağız, Türkiye’ye mi döneceğiz, bilemiyoruz. Bu çocuklar Türkiye’ye dönerse uyum sağlayabilirler mi? Hiç bilmiyorum.  Bazen bunalıyorum. Almanlaşmış Türklerin böyle sıkıntıları yok.

H.B. : Yani?

E.B. : Alman vatandaşı olmuşlar. Türkçe bilmiyorlar. Onlar gibi düşünüp onlar gibi yaşıyorlar. Bir kısmı da Türkiye dönmek için ay hesabı, yıl hesabı yapıyor.

H.B. : Almanya bitti mi? Taşı toprağı altın olmaktan çıktı mı?

E.B. : Bitti mi dersen, hayır derim ama Almanya’dan memnun olmayan Almanlar da var. Onlar da başka ülkelere gidiyorlar. Buralar bozuldu diyorlar.

H.B. : Vah vah mı yani? Yabancıların Almanyası nasıl?

E.B. : Buradaki yabancıların her birinin farklı bir Almanyası var. Gelirine, çevresine, inancına, kültürüne göre değişiyor. Birisi diyor ki burası cennet, öbürü diyor ki cehennem. Türkiye’de de böyle değil mi? Adam niye gelip Alman vatandaşı oluyor mesela, demek ki memnun değil.

H.B. : Senin Almanyan nasıl?

E.B. : Biz ortada bir yerdeyiz. Memleketten uzakta olmak hoş değil. Ama buranın imkanlarından da vazgeçemiyoruz

H.B. : Sağlam mala Alman malı derdik eskiden. Hala öyle mi?

E.B. : Değişen bir şey yok. İşlerini sağlam yapıyorlar. Arabaları ortada. Buradaki yabancılar da çarkın içine girince, onlar da Almanların ahlakıyla çalışıyorlar. Kendi ülkelerinde aynı şeyi yapmazlar ama

H.B. : Niye ki?

E.B. : Hocam adamlar sistemi sağlam kurmuşlar. Şahısların keyfine göre sistem değişmiyor. Herhalde bundan

H.B. : Yalnız yaşayan çok Alman varmış?

E.B. : Çok var çok.  Herhal onun için kedi köpek besleyenlerin sayısı de çok fazla. Yaşlılar konuşacak, kendilerini dinleyecek adam bulamıyorlar. Yaşlı müşterilerim var. Sırf konuşmak için aynı elbiseyi bir kaç kere getirenler var. Elbisenin hikayesini anlatıyorlar.

H.B. : Biz de giderek onlara benziyoruz sanki.

E.B. : Allah korusun. O hale gelmeyelim. Zor bir durum.

H.B. : Çok da hayvan sever insanlar

E.B. : Burada bazı evlerde birkaç tane hayvan var. Bunlara harcanan parayla bir memleket rahat doyar. Çok masraf ediyorlar.

H.B. : Sokaklarda hiç hayvan görmedim

E.B. : Sahipsiz hayvan yok ki

H.B. : Maşallah Türkçen hiç bozulmamış. Keşke çocuklar da konuşabilseydi. Üzülüyor musun?

E.B. : Tabii ki üzülüyorum

H.B. : Sonuç olarak, Almanya denilince ne anlayalım? 

E.B. : Almanya yine eski Almanya ama artık bir fırsatlar ülkesi değil. Bir yeteneğiniz, kabiliyetiniz, eğitiminiz varsa zaten her yer Almanya. Vasıfsızsanız burada da sadece sıkıntı yaşarsınız

H.B. : Bunu büyük harflerle yazmak lazım. Ne konuştuğumuzu okumak ister misin?

E.B. : Sonra okurum.

H.B. : Konuşma bitti o zaman

E.B. : Konuşacak çok şey var da, işin özü bu.

H.B. : İyi o zaman Ebuzerler bizimdir, bizim kalacak diye bitiriyorum. Auf wiedersehen

E.B. : Selametle