Elbet Bir Gün Buluşacağız


İSTANBUL MODERN YENİ BİNASI VE  MİMAR RENZO PİANO

Sınırlı bir çevrenin haberdar olduğu İstanbul’daki bir bekleyişten söz etmek istiyorum. Bu bekleyiş İstanbul Modern’in yeni binası için. İstanbul Modern çağdaş sanatlar müzesi olarak 11 Aralık 2004 tarihinde Karaköy’deki 4 numaralı antrepoda faaliyetlerine başlamıştır. Başlarda İstanbul’da çağdaş sanatlar üzerine bir müzenin kuruluşunu biraz ütopik ve hatta irrasyonel bulunanlar olmuştu. Ancak, İstanbul Modern süreç içinde olumsuz düşünenleri mahcup etti. Uluslararası saygınlığı olan etkinliklere ve sergilere ev sahipliği yapan, yerli yabancı turistlerin uğrak yeri bir müze haline geldi.

Galataport adıyla binilen Salıpazarı Kruvaziyer limanı projesi kapsamında İstanbul Modern binası yenilenme sürecine dahil oldu. Müze faaliyetlerine devam edebilmek için 22 Mayıs 2018 tarihinde Beyoğlu Union Française binasına taşındı ve Karaköy’deki 4 numaralı antrepo yıkıldı. Parantez açarak Galataport, Salıpazarı Kruvaziyer limanı projesinin çok tartışmalı bir proje haline geldiğini söylemek isterim. Karaköy Rıhtımından Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü’ne kadar uzanan bu proje ile ilgili tartışmaları konu etmek gibi bir niyetim yok. Söz etmek istediğim daha çok bir beklenti, ümit ve temenni çerçevesinde İstanbul Modern’in yeni binası olacak.

İstanbul Modern yeni binası için seçilen mimarın ismi  Renzo Piano olarak duyurulduğunda itiraf edeyim inanamadım. “Müze mimarı” olarak uluslararası bir üne sahip Renzo Piano heyecan verici bir seçim.

Renzo Piano 1937 yılında İtalya’nın Genova kentinde erkeklerinin müteahhit olduğu bir ailede dünyaya gelmiştir. Milano Politeknik Üniversitesi’nden 1964 yılında mezun olduktan sonra 1970 yılına kadar Louis Kahn ve Zygmunt Stanislaw Makowski’nin ofislerinde çalışmıştır. Kariyerinde şahsı adına aldığı sayısız ödülü vardır. 1989 yılında R.I.B.A. (İngiliz Kraliyet Mimarlar Enstitüsü) Altın Madalyası, 1998 yılında Pritzker Mimarlık Ödülü, 2002 yılında UIA (Uluslararası Mimarlar Birliği) Altın Madalyası, 2008 yılında Amerikan Mimarlar Enstitüsü Altın Madalyası onun öne çıkan ödülleridir. İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano tarafından Piano’ya 2013 yılında ömür boyu senatör ünvanı verilmiştir. 1992 -2016 yılları arasında tasarımları 27 adet proje ödülüne layık görülmüştür.

Renzo Piano’nun kariyerinde kırılma noktası Pompidou Kültür Merkezi inşası ile gerçekleşir. İngiliz mimar Richard Rogers ile Londra’da 1971 yılında kurdukları Piano&Rogers isimli ofis ile Paris Georges Pompidou Merkezi İnşa Yarışması’nı kazanmışlardır. 1977 yılında Beaubourg bölgesindeki bu merkezin inşası tamamlandıklarında ortaya çıkan yapı şok etkisi yaratır. Kimileri Pompidou’yu çağdaş ve yenilikçi bulur. Kimileri ise bu yapının tıpkı Eiffel Kulesi gibi Paris dokusu ile uyuşmadığını söyler. Bu yapıda işleyiş sistemi mimarinin dışına alınmış ve renk seçimleri ile bu özelliği öne çıkarılmıştır. Kırmızı renk insan, yeşil sıvı, sarı elektrik, mavi ise hava dolaşımına karşılık gelmektedir. Günümüzde bu yapı, mimarisi ve sergileme biçimi ile müzelerin kültür endüstrisinin parçası haline gelişinin öncülerinden olarak kabul edilmektedir. Pompidou’nun tasarımında müzelerin belli bir sınıfın tahakkümünde oluşuna, sosyal yaşamdan soyut ve hatta züppe tavırların sergilendiği mekanlar haline gelişine tepkisellik vardır. Eğlence ile eğitim arasındaki sınırların esnekleştirilmesi gerektiği fikrinden hareket edilmiştir.  Piano’nun kendi deyişiyle “Bakın artık göz korkutma ve yıldırma haline yeter. Biz bununla yeteri kadar doyduk diyen bir bomba”dır.

Renzo Piano sayısı yüzü geçen müze projeleri arasında Amsterdam NEMO (1992-1997), Bern Paul Klee Merkezi (1999-2005), Chicago Sanat Enstitüsü-Modern Sanat Kanadı (1999-2009), New York Whitney Müzesi (2007-2015), Harvard Sanat Müzesi Ek Binası (2006-2014), Atina’da Stavros Niarchos Vakfı Kültür Merkezi (2008-2016) ilk akla gelenlerdir.

Piano, müzeleri neden sevdiğini şu şekilde açıklar: “Pompidou’yu yaptıktan sonra herkes benim borular yapmaya devam edeceğimi sandı. Müzeler özellikle ilgili çekici: çünkü güzellik ile ilgili, sanat ile ilgili, merak ve keşif ile ilgili, keşfetme ilgili. Aynı zamanda müzeler hiçbir zaman aynı değildir. Son yaptığım on müzeyi göz önüne alırsak hiçbiri bir diğerine benzemiyor. Hepsi farklı.”

Renzo Piano, her ne kadar “müze mimarı” olarak ün kazanmış ise de teknik bilgisi ile çok farklı projelere de imza atmış başarılı bir mimardır. Japonya Osaka Kansai Havalimanı terminal binasını (1988-1994) Osaka körfezi doldurularak ele edilen bir ada üzerine inşa etmiştir. Terminal binası 42 biniş kapısı ile 1.7 km uzunluğundadır. Günde 100.000 yolcuya hizmet vermektedir. Başlarda, bu yapının tekrarlanan şiddetli depremlere, okyanus rüzgarlarına ve akıntılarına dayanamayacağı şeklinde eleştiriler yapılmıştır.  Renzo Piano bu eleştirilere tek tek cevap vermek yerine işine odaklanmayı tercih etmiştir. Ve kaçınılmaz olan proje gerçekleşir. Japonya, 17 Ocak 1995 tarihinde Kobe depremi ile sarsılır. 8.9 şiddetinde bu deprem Japonya'ya yaklaşık 100 milyar dolara mâl olmuş ve 6 binden fazla kişinin de ölümü ile sonlanmıştır.  Bu deprem sırasında Piano’nun cam ağırlıklı yalın ve etkileyici terminal binasının bir penceresi dahi kırılmaz. Bir mimar olarak, tüm eleştirilere en güzel cevabı eseri ile vermiştir. Bugün, Kansai Havaalanı inşaatına mühendislik alanında bir devrim gözüyle bakılıyor. Öyle ki, ASCE American Society of Civil Engineers (Amerikan İnşaat Mühendisleri Topluluğu)'ın 2001 yılında verdiği ödüllerde, inşaat mühendisliğinde 20.yüzyıla damgasını vuran 10 milenyum yapı arasında, ikinci sırada Kansai havaalanı bulunur.  

Renzo Piano’nun mimarisinde neyi seviyorsunuz diye sorsalar, verecek çok cevabım olurdu. Öncelikle yaptığı yapılarda kendini tekrar etmeyişini seviyorum. Projelerindeki mütevazi ruhu seviyorum. Onun inşa ettiği yapıların, bulundukları çevre ile uyumu yakalayan titiz tarzını seviyorum. Özgün proje ortaya çıkarmak adına insanlığın duygularını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeyen tarzını seviyorum. Mimarlığın mühendislik ve sanat bileşkesi olduğu üzerine kafa yormuş ve çözümler üreten çağdaş tasarımlarını seviyorum. Müzeleri, insanları uzaklaştıran değil davet eden yapılar olarak tasarlamasını ve birer sanat deposu olarak değil yaşanabilir mekanlar olarak görmesini seviyorum.

Kurucusu olduğu mimari ofis Renzo Piano Building Workshop, atölye deneyselliği ile usta-çırak ilişkisinde yeni fikirlerin istişare edildiği bir kurum olarak tanımlanmaktadır. RPBW instagram sayfasında Kasım 2017’de İstanbul Modern projesi ile ilgili görseller paylaşıldı. Ancak kısa bir süre sonra bu paylaşım silindi. Şu an RPBW web sayfasında instagramda silinen proje İstanbul Modern projesi olarak gösterilmektedir. Açıklama kısmında 15.000 m2'lik yeni binanın beş katlı olacağı, bunun üçünün yer üstünde ikisinin de yer seviyesi aşağısında olacağı bilgisi verilmiş. Açıkçası benim hem beklentim hem de temennim, İstanbul boğazı gibi bir güzelliği modern sanatın daha esnek yapısı ile enerji etkinliğinin ve sosyal olma, insan merkezli anlayışın bir arada olacağı üst düzey inşaat tekniğinde bir projenin hayat bulması. Şu an web sayfasındaki proje, yüksek beklentiye tam karşılık geliyor mu? Mimari eskiz ve çizimler dışında canlandırma görüntüler üzerinden fikir beyan etmek biraz zor.  

Renzo Piano’nun tartışma yaratmayan eseri oldukça azdır.  Londra’da 2012 yılında inşası tamamlanan Shard isimli gökdelen projesi, muhafazakâr mimari kabulüne sahip İngiltere’de tartışılmaya halen devam ediyor.  Renzo Piano’nun İstanbul Modern yeni binasının bitmiş halini görmek için sabırsızlanırken açıkçası kimin ne tepki vereceğini de merak ediyorum. Kötü bir proje çıkmayacağı kesin. Günün sonunda takdir edenlerin çoğunlukta olacağı kanaatindeyim. Ama yine de bekleyip göreceğiz.

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA