Genetük-1: Ancien Régime'in Açık Alnına


"Yeni Türkiye", önce Özal'ın dile getirdiği bir şeydi; ondan ilham alan liberaller "İkinci Cumhuriyet" dediler. "Bu işte ekmek" görmüş olmalı ki, bir TÜSİAD sermayedarı, bu işe para koydu, ya da paraya kıyıp YDH adıyla parti kurdu.

Kimilerine daha samimi gelen bir başka girişim olarak Aydın Menderes'in BDP'si de aynı değişim rüzgarından yelken şişirmeyi uman bir hareketti. Sırası değil ama politikacılar bu rüzgara gönlü uçunan genç ve entelektüel insanları, pazara kadar götürüp kendilerine mezara kadar paye verecek tezgahlara sattılar. Bunun en yakın numunesi de, Has Parti vak'asıdır.

90'ların ilk yarısındaki bu rüzgar, acemi tayfalar ve çok olsa korsan gemilerinde dümen tutucu olabilecek yöneticiler elindeki kadırgalar, denize indirilmeden, "rejimin ters vektörleri" ile sönümlendi.

O devirde, kalıcı olabilecek tek adımı Hasan Celal Güzel, "Yeni Türkiye Dergisi" ile attı.

90'ları karabasana çeviren, biraz da, artık "Özal'ın değişim şampiyonluğuna inat" siyasete kesin dönüş yapan ve hepsi sahnelerde ölen eski siyasetçilerin majör atraksiyonları altında, gemisini "accayip yürüten" derin devletti. Eh işte, buyurun eski siyasetçiler galerisine:

Eski köye sadece fötr şapkasıyla girecek kadar yeni bir politikacı olarak Süleyman Demirel, 90'lar boyunca, bütün foyası dökülerek nihayet 28 Şubat marifeti ile kendi tarzının zirvesinde Onuncu Yıl Marşı'na "işte Çağdaş Türkiye bu!" diyerek jübile yaptı. Geriye Mehmet Haberal gibi bir evlat bırakmış olması ona yeter; ama ne kalabalık bir "Eski Türkiye Siyasetçi Kabilesi" bıraktı, arkasından ona rahmet okumaları neyse de, rahmet de okuttular...

Köylü kasketi görünümlü kaptan şapkası ile siyaseti yerlilik sanabilecek kadar uçuk ve kaprisli bir siyasetçi olarak Bülent Ecevit, "dürüst siyasetçi" olarak yaptığı şöhretini sonuna kadar tüketecek bir tezgahta, darbenin yamalı koalisyonuna saha direktörü olarak atandı; içine hiçbir şeyleri sindiremeyen bu "ilkeli demokrat" görünümlü adam, irticâ'a karşı, bütün 28 Şubat cenabetliklerini, dahası, dürüst politikacı imajını sıfırlayacak bütün 28 Şubat soygunlarını içine sindirerek "Anayasa Fırlatma Krizi" ile memleketi kıçının üstüne çakmayı başardı; ama istifa etmeyi başaramadan Devlet Bahçeli icracılığıyla, girdiği seçimden sıfır çekerek jübile yaptı.

Belediyelere asılıp da koparınca genel seçimlere asılmaktan korkan, bir tür "hakem olayı" ile saf dışı edilinceye kadar "askeri okşayıp" avanak edeceğini sanacak kadar zekasını sığ kullanan, mühendis hesabıyla dindar bürokratları politikacı merdivenine basamak gibi serip üstlerine basa basa yükselmiş, devletin derinlerini de böyle böyle fethedeceğini sanabilen ve aslında "aptesli-namazlı" ama koyu ton sağ siyasetçi olarak Necmeddin Erbakan, jübilesini Ulusal TV ekranlarını süsleyerek yaptı.

Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli, Hüsamettin Özkan, Abdullah Öcalan ya da Doğu Perinçek gibi figürleri geçiyorum. Onlar bu "kadim rejim asilleri"nin majör siyasetinde, minör aktörler olarak "görevlerini yaptılar".

90'lar, değişim için kanatlananların çanına Cumhuriyet genetiğinin modifiye siyaset dalavereleri ile ot tıkadı; özelleştirmeye karşı kamu soygunları, reforma karşı arşivlik haydutluklar, asayiş beklentisine karşı faili meçhuller ile "idare edildi".

Şimdi laiklik maiklik diye dolananlara soralım: Laik Türkiye İttifakı, 90'lar için "Çıktık açık alınla on yılda bu savaştan" diyebilir mi?

Utanma hissi "Allah korkusu" dışında, hangi seküler erdeme dayandırılabilir, bir düşünün bakalım!

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA