İmanı Resetlemek


Resetleme” bugün artık Türkçemizin bir parçası. İngilizce “re” (yeniden) ve “set” (ayarlama) kelimelerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bu kelime, hayatımıza güncel teknolojilerle beraber girdiği için bir anlam kaymasına uğramış; çalışan bir cihazı yeniden başlatmak anlamında kullanılıyor.

Bilgisayarla çalışırken açtığımız programlar bilgisayarın RAM denilen geçici hafızasına yüklenir. İyi kodlanmamış, kötü niyetlerle kodlanmış yahut virüs bulaşmış programlar kapatsanız bile hafızadan silinmez, arka planda sessizce işlemeye devam ederler. Hem kıymetli hafızada yer işgal etmeyi hem de bilgisayarın beyni sayılan CPU’yu yormayı sürdürürler. Aşırı yüklendiği için ısınan CPU’yu, üzerine hava üfleyerek belli bir ısıda tutmakla görevli fanlar daha hızlı dönmeye başlar. Bu da bilgisayar gürültüsünün artmasına sebep olur. Kullanım süresi uzadıkça bilgisayarın hem performansı düşer hem gürültüsü artar. Belki donmalar, kilitlenmeler başlar ve nihayet son çareye başvurulur: “resetleme”.  

Bilgisayarlar resetlendiklerinde geçici hafızadaki her şey silinir. Yeniden açılırken sadece temel uygulamalar hafızaya yüklenip çalıştırılır. Böylece hatalı programların “tortularından” kurtulmuş oluruz.

Antivirüs uygulamaları da “temizlik” için “resetleme” isterler zira virüslü programları hafızada çalışırken durdurup etkisiz hale getirmek çok zordur. Antivirüs programları, yeniden başlatılan bir bilgisayarda hafızaya ilk başta yüklenip virüslü programların kendileri gibi hafızaya yüklenmesinin önünü alırlar.

Sanırım bu malumatı kuracağım analoji için verdiğim anlaşılmıştır.

Bu analojinin ilham kaynağı çok sevdiğim bir ağabeyimdir.

Geleneğimizde, itikadî alanda “resetlemeye” tekabül eden bir kavram var: “tecdid-i iman”. Tecdid-i iman, çeşitli sebeplerle imanlarının izalesine sebep olacak bir teşebbüste bulunan, yani dinden çıkan kimselerin, iman esaslarını oluşturan konularda inançlarını yenilemeleri anlamında kullanılır.

Bugün ülkemizde kendisine Müslüman diyenleri incelediğimizde, tıpkı resetlenme zamanı gelmiş bir bilgisayar gibi, bir tecdid-i iman ihtiyacının hasıl olduğunu görüyoruz. Hatta belki de bu tecdid-i imanın “kitlesel seviyede” yapılması lüzumu hissediliyor!

Uzun asırlar boyunca öğrenilen (hafızalara yüklenen) yanlış bilgiler, hurafeler, temelsiz inançlar Müslümanların kafasından ve kalbinden ne yazık ki temizlenemiyor. İnandığı gibi yaşamamanın neticesinde yaşadığı gibi inanmaya başlayanların hayat tecrübeleri kanıksanıp, “dinleştirilerek” başka bir tortu tabakası oluşturuyor. Bunlar temizlenemedikleri gibi yeni açılımların da önünü kapatıyorlar. Müslümanları sonsuz bir döngüye sokuyorlar.

Peki, nasıl olacak bu resetleme yahut kitlesel tecdid-i iman?

Gelin burada bir fantezi kuralım yahut zihinsel bir deney yapalım.

Diyelim ki devlet bir karar alıyor ve MERNİS’teki dijital kimlik kayıtlarında dini “Müslüman” yazan herkesin kaydını “dini yok” şeklinde güncelliyor. Türkiye vatandaşı tüm Müslümanlar bir anda resmen “dinsiz” hale geliyor.

Bilgisayarı böylece kapatmış oluyoruz. Şimdi sıra yeniden açmaya geldi.

Yeniden Müslüman olmak isteyenlere bir sene mühlet veriliyor. Bir senenin sonunda, hâlâ resmi olarak “Müslüman” olmayanlara din hizmetleri sunumunun durdurulacağı ilan ediliyor. Mesela cenazelerinin İslami usullerde kaldırılmayacağına, camilere alınmayacaklarına, hac ve umre için başvuru yapamayacaklarına dair bir kanun çıkartılıyor.

Yeniden resmen “Müslüman” olmak için basit ama çok sıkı uygulanan bir kural koyuluyor: Uzunca bir sözleşmenin her bir maddesinin altına, “okudum, anladım ve kabul ettim” yazarak imza atmak gerekiyor.

Yani öyle kelime-i şehadet getirivermek kâfi sayılmıyor!

Sözleşme taslağı üzerinde biraz çalıştım!..

Sözleşmenin ilk maddesi şu:

Allah’tan başka hiçbir tanrı olmadığına, Allah’ın insanüstü özel güç ve yetkiler verdiği, bazı güçlerini devrettiği hiçbir insanın bulunmadığına, Hz. Muhammed’in, Allah’ın kulu ve elçisi olarak ilahi mesajı Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla bize ilettiğine iman ediyorum.

Takip eden maddelerden bazıları ise şöyle:

Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğuna, her yaptığımı görüp bildiğine ve öldükten sonra gizli ya da açık, küçük ya da büyük tüm yapıp ettiklerimden beni sorumlu tutacağına iman ediyorum.

İman konusunda tek ve mutlak yargılayıcın Allah olduğunu, başta kendim olmak üzere kimsede diğer Müslümanların imanını ölçme yetkisinin ve hakkının bulunmadığını kabul ediyorum.

Hangi şartlar altında olursa olsun yalan söylemeyeceğime, verdiğim sözden asla dönmeyeceğime, ne olursa olsun kimseyi aldatmayacağıma, Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru olacağıma söz veriyorum.

Müslüman olsun olmasın, hatta en şedit düşmanım olsa bile hiçbir insanın hakkına girmeyeceğime, hiç kimseye hiçbir gerekçeyle haksızlık ve zulüm etmeyeceğime söz veriyorum.

Kendi çevremden başlayarak, dünyanın neresinde olursa olsun zulme, haksızlığa uğrayanların yanında ve zalimlerin karşısında olacağıma, mazlumların uğradığı zulmü ortadan kaldırmak için elimden ne geliyorsa yapacağıma söz veriyorum.

Makamımı, mevkiimi, hayat boyunca kazandığım malı mülkü kaybetmek pahasına olsa bile adaletsizliğin karşısında duracağıma, tepkisiz kalmayacağıma söz veriyorum.

Hangi gerekçeyle olursa olsun kimseye asla iftira etmeyeceğime, kimseye tuzak kurmayacağıma, gayesi ne olursa olsun hile yapmayacağıma, başkalarınca yapılan hiçbir hileye bilerek alet olmayacağıma söz veriyorum.

Kimsenin dedikodusunu yapmayacağıma, dedikodu yapılan bir ortamda dedikoduyu doğrudan sonlandıramıyorsam dedikoducuları uyararak ortamı terk edeceğime söz veriyorum.

Hangi gerekçeyle olursa olsun rüşvet vermeyeceğime, rüşvet almayacağıma, görevimi yahut makamımı kendime ya da yakınlarıma haksız kazanç sağlamak için kullanmayacağıma söz veriyorum.

Yaptığım işi en kaliteli, en doğru, en güzel, en eksiksiz şekilde yapmak için var gücümle çabalayacağıma, işimde ustalaşmak ve mükemmele ulaşmak için gayret etmeyi hiç bırakmayacağıma söz veriyorum.

Başka herkes öyle yapıyor olsa bile, çoluğumu, çocuğumu, akrabalarımı, dostlarımı hak etmedikleri makamlara yerleştirmek için kimsenin kapısını çalmayacağıma, bana bu tür taleplerle gelenler olursa onları net bir şekilde reddedeceğime söz veriyorum.

Hayatta çeşitli zorluklarla pençeleşen insanların, fakirlerin, yetimlerin, öksüzlerin, yardıma muhtaç kadın, çocuk ve erkeklerin sıkıntılarına bigâne kalmayacağıma, onların durumlarını iyileştirmek için elimden ne geliyorsa yapacağıma söz veriyorum.

Allah’ın ilk emrinin “oku” olduğunu biliyorum ve ilahi mesajın kendisinden başlamak üzere Allah’ın istediği gibi bir kul olabilmek adına yapmam gerekenleri öğrenmek için ömrüm boyunca okuyacağıma, araştıracağıma, tahkik edeceğime söz veriyorum.

Hayatımı, kendime ve topluma hiçbir katkı sağlamayacak boş işlerle geçirmeyeceğime, her daim varlığımı hem bu dünyada hem öteki dünyada anlamlı ve kıymetli kılacak faaliyetlerin peşinde olacağıma söz veriyorum.

Bu maddeleri okuyan kişilerden önemli bir kısmının Müslüman OLMAMAYI seçeceği kanaatindeyim!

Ne yazık ki bu yalansız, talansız, dedikodusuz, hilesiz hurdasız Müslümanlık çok insana yavan, zor, hatta dayanılmaz gelecektir.

Bilgisayarı yeniden başlattığımızda, sağlıklı bir başlangıç için, yüklenmemesi gereken virüslerin engellenmesi, iyice “enfekte” olmuş bazı programların hiç açılmamasıyla sonuçlanabilir. Ancak bu göze alınması gereken bir maliyettir. Resetlemenin amacı zaten bu değil midir?

Yüzde doksan dokuz oranında “yalandan” Müslümanın varlığındansa, çok daha az sayıda “sahiden” Müslümanın varlığı evladır.

Nicelik değil niteliktir mühim olan.

Kimse azınlığa düşmekten korkmasın, zira bu sayılan maddelerin altına samimiyetle imza atıp sözünü tutan, âdil, ahlaklı, dürüst, çalışkan kimseler velev ki çoğunluğu ateistlerden oluşan bir ülkede yaşasalar bile daima el üstünde tutulacaklardır. 

Bu uçuk fantezinin hayata geçmesini beklemeye gerek var mı? Gelin bu hayale siz de katılın. Hep birlikte, modernize edilmiş bir “tecdid-i iman” yöntemiyle imanımızı kişisel olarak “resetlemeyi” deneyelim. Yukarıdaki her bir maddeyi bir kez daha okuyun. Belki sizin de ekleyeceğiniz maddeler vardır. Onları da ekleyin. Her bir maddenin altına tek tek “okudum, anladım ve kabul ettim” yazıp imzalayın. Sonra bu sözleşmeyi çerçeveletip görebileceğiniz bir yere asın. İmzanızı atarken çok zorlandığınızı göreceksiniz. Ama “değişim” dediğimiz şey iyice zorlanmadan olmuyor…

Açıkça görüyoruz: Müslümanların “bilgisayarları” çok ağırlaştı. Aşırı ısınıyor, çok gürültülü çalışıyor. Bir resetleme işleminin gerekliliği her gün biraz daha belli ediyor kendisini. Naçizane kanaatimce bu operasyonu ertelemenin âlemi yok. Her Müslümanın oturup bir muhasebe yapması, bunun böyle gitmeyeceğini anlaması lazım.

Ne diyorsunuz? Var mısınız imanı resetlemeye? Ama unutmayın: resetledikten sonra birçok şey farklı olabilir! Konforunuz bozulabilir… Ona göre!..

Benden uyarması…