Kiralık Ev Bulur Gibi Bilimsel Eser Üretmek


 

 

Belirli bir yönteme riayet ederek bilimsel eser üretmek, genellikle, çok zor, çok karışık bir iş gibi algılanır. Oysa öyle değildir. Gündelik hayatımızda her gün, kolaylıkla yaptığımız çok basit bir iş yapar gibi bilimsel eser üretmemiz mümkündür.

Bilimsel bir eser ortaya koymak;  neyi (1) tahkik edeceğimiz, neyi (2) araştırıp inceleyeceğimiz, neyi (3)soruşturup muhakeme edeceğimiz sorularının cevabını vermek ve (4)elde edilenleri serilmemekten ibarettir. Nasıl tahkik edeceğimiz, nasıl araştırıp inceleyeceğimiz, nasıl soruşturup muhakeme edeceğimiz sorularının cevabı ise bilimsel araştırmalarda kullanılan yöntemi göstermektedir.

Bu çok önemli: Zira bir insanın ağırlığı metre, boyu gram ile ölçülemez. Tıpkı vitrine bakarak ekmeğin tazeliğinin bilinemeyeceği gibi, bilimsel çalışma da mutlaka, belirli bir yönteme göre gerçekleştirilmelidir. Esasen, bilimsel bilgi ile diğer bilgi türleri arasındaki yegane fark; bilimsel bilginin belirli bir yönteme riayet edilerek üretilmesidir ve yönteme riayet, aynı zamanda, üretilen bilginin objektivitesini güvence altına almaktadır. Elbette ki, çok taze ekmeğin sabah sabah çokça tüketilmesinin hazımsızlık yaratacağına ilişkin bilgi veya deneyim eksikliğinin mide rahatsızlıklarına neden olabileceği gibi, belirli bir konuda birikim ve deneyim sahibi olmayanların, ne yaparsa yapsın, o alanda bilimsel bilgi üretmesi mümkün değildir. 

Gündelik hayat etkinliklerimizden bir örnek seçerek, bilimsel çalışma gerçekleştirilirken söz konusu olan süreç ve aşamaları somutlayabiliriz:

Tayin ya da iş değişikliği veya eğitim, nedeni ne olursa olsun bir başka kentte yaşamamız gerekiyor. Yapılması gereken ilk iş, ikamet edilecek bir yer bulmaktır. Misafirhane ya da otel olabilir ama mademki uzun süreli yerleşmek söz konusu, kalacak bir ev bulmak en uygun seçenektir. Buna bilimsel çalışmalarda SORUNSAL diyoruz. Konaklama mecburiyetine AKSİYOM diyoruz. Normal koşullarda insanlar sokakta kalmaz. Banklarda konaklamaz. Yani, belirli bir mekanda yaşayan bir kişi ve özellikle ailelerin konaklama ihtiyacı; tartışılması veya sınanması gereken, mecburiyetinden kuşku duyulabilecek bir durum değildir. Buna Aksiyom denir. Bilimde aksiyomun geçerliliği, “Apaçıklık İlkesi” gereği, teste ihtiyaç duymadan, olgusal tekabüliyeti sorgulanmadan, peşin hükümle kabul edilir. Postüla daha çok matematik, geometri gibi disiplinlerde geçerlidir. Onun olgusal bir yanı yoktur. Metafiziktir ve doğruluğu genel uzlaşım gören bir ilkedir. Uzlaşı bozulmadığı sürece geçerlidir. Ama aksiyomun eninde sonunda olgusal bir zemini bulunmaktadır ve çok zor olmakla birlikte apaçıklığı ile ilgili kuşkulu durumlar söz konusu olabilir. Örneğin “her canlı iletişim kurar” bir aksiyomdur ama zaman içinde sadece insan varlığının iletişim (communication) kurduğu, diğer canlı varlıkların arasındaki etkileşimin sadece haberleşme (news) olduğuna dair yeni bir genel aksiyomatik ilke benimsenebilir. Kısacası, bilimin yapılabilmesi için apaçıklık ilkesine riayet etme zorunluluğu vardır ve her disiplin mutlaka, belirli bir aksiyoma ihtiyaç duyar.

Demek ki, yeni bir kentte konaklama (AKSİYOM) mecburiyeti bir ev bulma zorunluluğu (SORUNSAL)nu doğurmaktadır. Bu durum pek çok alternatif arasında bir tercihte (TAHKİKAT) bulunmayı gerektirmektedir. Kentte her yere ulaşım mümkün mü? Nereler pahalı, nereler ucuz? İşyeri kentin hangi bölgesinde? Hangi semtte kiralık konut yaygın? Elektrik, su gibi altyapı hizmetleri nerelerde sorunsuz? Güvenlik yeterli mi? Sanat, kültür, eğlence, alış veriş, sağlık, kişisel bakım mekanları nerelerde? Sosyal prestiji yüksek aileler nerelerde ikamet ediyor? Şehir içi ulaşım kolay mı ve geç saatlerde eve dönüş mümkün mü? Bütün bu ve benzeri pek çok soruya ilişkin birer yargı (ÖNERME) oluşturmak gerekiyor. Bu yargılardan bir tanesi tercih ediliyor ve prestijli insanların oturduğu bir semtte ev kiralamanın, kent sakinleri nezdinde kabul ve itibar görmeyi daha kolay sağlayacağı (ÖNGÖRÜ) düşünülerek, karar veriliyor: “İtibarlı bir aile görüntüsü (BAĞIMLI DEĞİŞKEN) sergilemek için merkezi bir semtten ev kiralamak (BAĞIMSIZ DEĞİŞKEN) gerekir” yargısı (HİPOTEZ) ile tercihimizi belli ediyoruz. Bizim tercihimizi ortaya koyan bu yargı (HİPOTEZ), aynı zamanda, neye göre (PARADİGMA), nasıl (YÖNTEM) ev kiralayacağımızı da belirlemektedir.

Artık aldığımız bu kararları uygulayabilir, planlamaları gerçekleştirebiliriz. Önce kapsamlı bir araştırma yapmamız gerekir. Prestijli aileden insanlar ne anlıyor? Eğitimliler mi prestijlidir, zenginler mi? Bürokrat, doktor, mühendisler mi olmalı komşularımız, esnaf, tüccar mı? Çok süslü, gösterişli bir ev mi prestij göstergesidir, sade, şık ve estetik olan mı? Bütün bu tanımlamalar, betimlemeler, açıklamalar (DOLAYLI GÖZLEM)’dan sonra karar verilen semtin mahallelerindeki sokaklarında bulunan kiralık evlerin tek tek gözden geçirilmesi, incelenmesi (DOLAYSIZ GÖZLEM) söz konusudur. Bu inceleme evresinde pek çok soru sorulmaktadır: “Kirası ne kadar”, “Kaç odası var”, “Yan dairede kimler oturuyor?” “Hiç hırsızlık oldu mu?” “Otobüs durağı nerede?” Bu ve benzeri pek çok soruya ilişkin yargılara ASSUMPTİON diyoruz. Hipotezden farkı; dolaysız gözleme ilişkin geçici sayıtlılar olmasıdır. ‘Evet’lenmesi veya ‘hayır’lanması ya da bağımlı - bağımsız değişken ilişkisi öngörmesi gerekmez. Sadece işe yarayıp yaramadığı önemlidir. Ev kiralamaya karar vermeden önce, ziyaret edilen evler ve çevreye ilişkin ayrıntılı bilgi (VERİ/DATA/HAM BİLGİ) edinilmektedir. Artık tüm bilgileri belirli bir öncelik sırasına göre birbirleriyle ilişkilendirmek ve bunları bir araya getirmek, derleyip toparlamak (SİSTEMATİK YAPI VE RAPORLAMA) gerekmektedir. Nihayetinde ev tutulacak, kontrat imzalanacak(SONUÇ), ev tefriş edilirken, daha önce hiç yapılmamış yeni (MODELLEMELER) düzenlemeler denenecek (İCAT), çevrede ne var ne yok hepsi öğrenilmeye (KEŞİF) çalışılacaktır. Bütün bu işler ifa edilirken; ya bazı telkin ve tavsiyelere riayet (MALUMAT) edilecek ya da kişisel zevk ve beğenilere itimat (MARİFET) edilecektir. Kimi zaman kandırılma kaygısı ile telkin ve tavsiyeler ret edilecektir. Bazen imkanlar el vermediği için zevk ve beğenilerden ödün verilecektir. SONUÇ’ta ev tutulmuştur, yerleşilmiştir. Artık konuklar eve davet edilebilir ve hoş bulduk partileri veya ziyafetleri verilebilir. Elbette, davetinize icabet edecek (JÜRİ ÜYELERİ VEYA ELEŞTİREL OKURLAR) konuklarınız belirli birtakım niteliklerine göre seçilmiş olacaktır.  

Bu SONUÇ pek çok SORUNSALa zemin teşkil edebilir. Soru şudur: “Bir kentin merkezi semtlerinde prestijli aileler ikamet ediyorsa, neden kentlerin banliyölerindeki nezih sitelerde, plazalarda, bu denli göz alıcı villalar, konutlar inşa ediliyor?” Bu soru, yeni bir sorunsalın tetikleyicisidir. Belki de, dominant paradigmanın takviye veya ikame edileceği ve yeni paradigmaların kurulacağı yeni bir bilimsel temponun enerji kaynağını teşkil edecektir. Görülmektedir ki, bilimsel faaliyet gündelik bir etkinliktir ve bu denli yalın, olağan, sıradandır.

Bu tespitin en önemli ve en öncelikli birinci sonucu şudur: Bilimsel bir faaliyet; belirli bir dönemin, belirli bir popülasyonun, belirli bir ideolojinin, anlayışın veya imkanların eseri olamaz ve asla bir misyonla yükümlü tutulamaz. Bilim, insan varlığının bulunduğu her yerde olabilir. İnsanlık tarihinin her döneminde var olmuştur. Her anlayış ya da kültürün veya toplumsal oluşumları yahut medeniyetin bilim yapma faaliyetleri mutlaka söz konusudur. Bu tespitin ikinci çok önemli sonucu ise şudur: İster gündelik bir yaşam pratiği söz konusu olsun, isterse kapsamlı bir akademik faaliyet; bütün bunlar dört insani teçhizat sayesinde gerçekleştirilmektedir. Bunlar; akıl, mantık, zeka ve bilinçtir.                               

AKADEMİK ESER KRİTERLERİ

  1. Her akademik makale, genel kabul gören bir yöntem olarak, şu tür yapısal özelliklere sahip olmalıdır:
  • Makalede öncelikle ele alınan sorunsal serimlenmelidir. Makalenin kaleme alınma gerekçelerini teşkil eden bu serimleme ile, okura, makalenin “ne işe yaradığı” ve “hangi pragmatik veya etik sonuca varılacağı” gösterilmelidir.
  • Anahtar kavramlar açıklanmalı (akademik makalelerin anahtar kavramları asla ve asla okul sözlükleri ile açıklanamaz), mümkünse bu kavramlara ilişkin tartışmalara değinilmeli ve kavramların hangi anlamlarda kullanıldığına ilişkin bir değerlendirme yapılarak, kavramsal tanım ve tutarlılık okura gösterilmelidir.
  • Sorunsal serimlenip, kavramsal düzenek açıklandıktan sonra, konuya ilişkin önceki çalışmaların, ele alınan bağlamla sınırlı biçimde dökümü yapılmalı ve okur konuya ilişkin birikime aşina kılınmalıdır.
  • Konu ele alınmaya başladığında, buna uygun bir raporlaştırma sistematiği çıkartılmalıdır. Sözgelimi, önce konuya ilişkin lehte ve aleyhteki tezler dile getirilip değerlendirilmeli; sonra da yazar kendi tercihinin altını çizmeli, mümkünse bir sentez ortaya koymalıdır. Nihayet bu sentez bir teste tabi tutulmalıdır. Bu aşamada yazar, ya yapılmış ampirik çalışmalarla kendi tezini sınayabilir ya da kendisi ampirik bir çalışma ile yaklaşımını test edebilir.
  • Bu yöntemle elde edilen bulgular, son bir değerlendirme ile -şayet varsa modeline veya örnek aldığı prototipine oturup oturmadığını belirgin kılacak biçimde- toparlanarak işlenmeli ve ulaşılan “vargı”lar, konuya ilgi duyması muhtemel araştırmacıların değerlendirmelerine sunulmalıdır.

Sıradan bir makalede aranan bu metodolojik ilkeler, akademik bir eser söz konusu olduğunda daha fazla önem kazanmaktadır. Buna göre, sıradan bir makale format veya sınırlarını aşan ve kitap boyutlarını bulması muhtemel bir ‘Akademik eser’de, belirli bir bilimsel disiplinin kapsam ve sınırları içinde, belirli bir paradigmanın, belirli bir parametreyi açıklama kapasitesini ortaya koymaya yönelik bir akademik çaba sarf edilmiş olmalıdır.  

Buna göre;

Akademik eser, (A) belirli bir aksiyomatik çerçeve içine alınmış olmalıdır ki, onun hangi bilimsel disiplinin kapsam ve sınırları içinde yer aldığı belirlenebilsin. Akademik eser, söz konusu aksiyomatik çerçeve içindeki (B) paradigmaları yarıştırmalı; onların belirli bir parametre ya da fenomen veya case’i açıklama kapasitelerini göstermeli ki, ilgili olduğu akademik alana yeni bir katkı sağlamış olsun. Akademik eser, tercih edilen paradigmayı bir (C)model olarak tasarlamalı veya taslak haline getirmeli ki; pragmatik amaca uygun olarak, bu modelin (kimi durumlarda prototip), işlerliği veya işe yararlılığı gözler önüne serimlenmiş (exploration) olsun.  

  1. Kuşkusuz ki Akademik eser, sadece belirli bir disiplinin sınırları dahilindeki paradigmaların,  parametre açıklama kapasitelerini serimleme çabasından ibaret olmak zorunda değildir. Akademik eser, sadece pragmatik amaçlara yönelik olarak değil, etik ve kritik amaçlara yönelik olarak da tanzim edilebilir. Bu durumda Akademik eser, bilinen ve belirli ölçüde etkinliği olan olağan bilim paradigmasının, bu gücünü sınamaya yönelik olarak, üstelik de, makale boyutlarında hazırlanabilmektedir. Bu içerikteki akademik eserde, irdelenen paradigmanın iddiaları, birer assumption olarak formüle edilerek sınamalara tabi tutulmaktadır.    

Örnek bir makale; Todd Gitlin “Media Sociology: the Dominant Paradigm”, Ed. Boyd-Barret ve Newbold, Approaches to Media a Reader, Arnold, 1995). Maslow’u faktör analizi ile kritik eden daha ilginç bir makale, Wahba ve Bridwell, “Maslow Reconsidered: a Review of Research on the Need Hierarchy Theory”, Ed. Steers ve Porter, Motivation and Work Behavior, Mc Graw –Hill Publishing Company, 1987)         

  1. En yetkin akademik eserler, belirli bir disiplinin disipline olmasına vesile olan köşe taşı eserler olarak hazırlanmaktadır (İletişim Bilimi açısından tipik bir örnek eser: Joseph T. Klapper, The Effects of Mass Communication, The Free Press of Glencoe, 1963). (Daha mütevazi bir örnek makale: Harold Mendelsohn, “Sociological Perspectives on the Study of Mass Communication”, Der.; Dexter veWhite, People, Society, and Mass Communications, The Free Press of Glencoe, 1963). Buna göre, belirli bir akademik alan kapsamında ortaya atılmış tüm eserler derlenip toparlanarak (logical), belirli bir takım niteliklerine göre; ayrıştırılarak, birbirlerine eklemlenerek, kategorize edilerek, taxonomiler halinde bilim insanlarının değerlendirmelerine sunulmaktadır. İlgili bilimsel alanın bu sayede, bilimsel bir hüviyet kazanmasına katkı sağlanmaktadır. Böylece, dağınık ve bilimsel görünümden mahrum bir yığın üretim sistematik hem bir bütünlük kazanmış olmakta hem de bu alanda çalışacak bilim insanlarına, hangi bağlamda ne tür akademik çalışmalar yapacaklarına dair, yol işaretleri sunulmuş olmaktadır.    
  2. Son olarak Akademik eser, çok daha nadir olarak, belirli bir bilimsel disiplinin kuramsal alanını inşa edecek nitelikte hazırlanabilmektedir ki, bu bağlamdaki akademik eserler, belirli bir akademik alanın kapsam ve sınırlarını tayin ve takdir edecek kadar yetkin eserler olarak ortaya çıkmaktadır. Blalog’un Kuramsal İnşa (Hubert M. Blalock, JR. Theory Construction) isimli eserinde betimlediği özellikleri taşıyan bu eserler, kimi zaman yeni bir bilimsel disiplinin kurulmasına vesile olacak kadar önem arz etmektedir. (İletişim bilimi açısından önemli bir örnek eser: P. Watzlawick, J. Helmick Beavin, ve Don D. Jackson Une Logique de la Communication, (İngilizce orijinali; Pragmatics of Human Communication), Editions du Seuil, 1972).  Ancak açıktır ki, bu düzeydeki akademik eserler nadiren üretilmektedir.