Namaz Kılmanın Dayanılmaz Hafifliği


Çek yazar Milan Kundera’nın 1980’lerin başlarında yayınlanan “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” isimli romanı o yıllarda çok beğenilmişti.

Roman’ın Tereza, Tomas, Sabin ve Franz isimli dört karakteri vardır. Kundera, kendisinden ilham alarak Tomas ve Tereza karakterlerine daha fazla odaklanmaktadır. Tomas; birilerine bağlanma, bir yere, topluma, kültüre ait olma, intisap etme sorunu olan, yalıtılmış yalnızlığını özgürlükle ambalajlayan, insani tutku ve aidiyetlerden uzak olmayı marifet sayan bir hekimdir. Teresa ise sevecen, sevmesini – bilen, sadakat, teslimiyet ve bağlanma duygularıyla donanımlı, insani bir karakterdir. Yani Tomas ile Teresa’nın duygusal ilişkisi cyborg ile insan ilişkisi gibidir.

Tomas, başıboş davranışlar sergileyerek, bağımsız birisiymiş gibi kendisini göstermeye çalışmaktadır. Teresa ile evlidir ve evliliğin vesile olduğu bağlılıkları bizatihi yaşıyor olmasına rağmen, sanki böyle bir mensubiyeti yokmuş gibi görünmekte ve bağlılıklarını inkar eden davranışlar ortaya koymaktadır. Bağlılık duygusu ile bağlılık esareti duygularının neden olduğu iç gerilimden dolayı sürekli tatminsiz ve mutsuzdur. Ne bağımlılık duygusunu taşıma gücünü kendinde bulabilir ne de yüklerinden kurtularak hafiflemeye cesaret edebilir. Bu şizofrenik gitgel’ler, insani vasıflarını hızla tüketmektedir.

Özgürlük ile Sorumluluk Hısım Mıdır Hasım mı?

Bugünlerde tanık olduğumuz lümpen ve snop BAZI Müslüman karakterlerin halet-i ruhiyesi, sözünü ettiğimiz Tomas karakterine birebir uymaktadır.

Bu tarz Müslüman karakter nezdinde ibadet etmek, örneğin namaz kılmak; dünyevi her türden şeytani meziyeti sergilemeyi meşrulaştırma niyetiyle, İslami teslimiyete ram olmuş gibi görünme aracıdır. Kendisini bu şekilde hafifleten sözü edilen lümpen ve snop müslüman karakterler, İslami akaid ve ilmihalin üzerinden bir hamlede zıplayıp uçabileceklerine inanmakta ve cenneti de bu yolla garanti altına alabileceklerini ummaktadırlar.

İslama Teslimiyet Mi? Hayatın İcapları Mı?

George Washington Üniversitesi zikredilerek, İslamilik endeksi adı altında bir liste yayınlandı ve listenin ilk 40 sırasına giren Müslüman ülke olmadığı iddia edildi. Araştırmanın Şeherazade Rahman ve Hüseyin Askari isimli İran asıllı akademisyenler tarafından gerçekleştirildiği ifade ediliyordu. İddiaya göre, ayet ve hadislere dayanılarak kriterler oluşturulmuştu ve bu kriterlerin ekonomi, hukuk, yönetişim, insan hakları ve siyasi haklar, uluslararası ilişkiler dallarına özgü olduğu beyan ediliyordu. Modern yaşam biçimine göre kriterlerin belirlendiği anlaşılıyordu ve araştırmaya, ahlaki değerlere veya inanç ile ibadet eğilimlerine ilişkin kriterler konu edilmemişti.

Bir ara dijital medyanın çeşitli mecralarında belirli kişiler tarafından paylaşımlar yapılmıştı. Paylaşımlarda, Budist ve ateist Japonların bütün Müslüman bireylerden daha dürüst ve insancıl olduğu iddia ediliyordu. Müslüman ve dindar kişilerin ahlaki değerlerden yoksun olduğuna dair bunlara benzer pek çok iddianın ortaya atıldığı bilinmektedir.

Bütün bu ve benzeri şayiaların Müslümanları ve İslam ülkelerini tezyif amaçlı propaganda faaliyetleri olduğu doğrudur ama bu gerekçeye sığınmak yanlıştır. Çünkü bugünkü Müslümanların pek çoğu, Müslüman olmayan pek çok kişi ve topluma kıyasla, daha riyakardır. Yakınlarda yayınlanan bir değer araştırmasına göre, dini inanç bağlılığında ciddi bir düşüş tespit edilmiş. Dini inanç bağlılığı 2017 yılına göre 2019’da yüzde 10 civarında azalmış. Ancak namaz kılmak, oruç tutmak gibi dini ibadetlerin ifa edilmesinde belirgin düzeyde düşüş gözlemlenmemiş. Gerçekten de namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlere gösterilen ihtimamın, insani duyarlılıklar söz konusu olduğunda göz ardı edildiğini gündelik yaşam pratiklerinde sıkça tanık olmak mümkündür. İbadet ve duanın dünyevi ihtirasları tatmin etme aracı haline geldiğine dair sayısız örnek sıralanabilir.

İnsanların Dini İnanca Neden İhtiyacı Vardır

Müslüman kimlikten söz edildiğinde akla ilk gelen ahlaki değerlerdir. İslamiyetin, ahlaki değerlerin inşasına yönelik inzal edildiğine dair tartışma götürmez bir mutabakat vardır. Bireylerin zihnine ahlaki değerlerin nakşedilmesinin en emin enstrümanları ise dini ibadetlerdir. Dolayısıyla dini ibadetlerin bireysel bağlamdaki en belirgin göstergeleri ahlaki değerler olmalıdır. Yani İslamilik endeksine ilişkin bir veri derlenecek ise, belirlenecek kriterlerin modern yaşam standartlarına özgü değil, bireyin benimsediği ve sergilediği ahlaki değerlere göre tespit edilmiş olması gerekir. Ahlaki değerler eksen alınarak belirlenecek kriterlere göre bir ölçümleme yapıldığı takdirde, Müslüman kişilerin İslami yaşam tarzına ne denli yakın yaşadıklarına dair sonuçlar ortaya koymak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, buna uygun kriterler ve ölçüm araçlarıyla gerçekleştirilecek bir ölçümlemenin geçerliliğinden ve güvenilirliğinden söz edebiliriz. Bunun dışındakilere rahatlıkla “spekülatif” damgasını yapıştırabiliriz.        

Bununla birlikte, profesyonel bir gözle bakıldığında, dini ibadetlerin; psikolojik, sosyolojik ve biyolojik boyutları bulunmaktadır. Organizmanın kendini yenilemesinde oruç tutmanın bulunmaz bir fırsat olduğunu biliyoruz. Toplumsallaşma ve toplumsal birlik, bütünlük, harmoni ve düzen açısından dini inançların harç işlevi gördüğüne dair sayısız eser vardır. İbadet asıl, psikolojik açıdan çok fazla kazanım bahşetmektedir. Bu kazanımlar üç kategoride toplanabilir:

  1. Fırlatılmışlık, terk edilmişlik, yalnız bırakılmışlık duygularına neden olan yoksunluklardan manevi bir güce sığınarak kurtulma ve bu sayede arınma duygusu temin ederek, bireyin kendisini manevi ve ahlaki değerlerle teçhiz etmesi.
  2. Dini eskatolojilerin (eschatology=kainatın sonu, yaratılış, ölüm, cennet, cehennem, ahiret gibi öte dünya tasavvurlarının dini terminoloji ile izahı) var ettiği manevi evren dolayımıyla, soyut düşünme yetisinin geliştirilmesi, (atmosfer gibi) elle tutulup gözle görülmeyenin var olabileceğine dair akıl yürütmelerle (ya da uzaklaşan bir nesnenin küçülmesinin, nesnenin boyutlarının küçülmesi ile değil, mesafe ile ilgili olduğunun akledilmesi), tahayyül edilebilirliğin deneyimlenmesi ve bu yolla insani yaratıcılığın teşvik edilmesi.
  3. Kıssadan hisselerle düzen fikrinin işlenmesi, otoritenin kabul ya da ret edilmesi yoluyla başkalarıyla ilişkilerin tanımlanması ve organize edilmesi.

Bu kategorilerin her birine ilişkin sayfalarca yazı üretilebilir. Nitekim bu konular şu veya bu yönüyle pek çok esere konu olmuştur. Dahası, bilhassa mitoloji ve sosyal antropoloji ile ilgili eserlerde görülebileceği gibi, dini inancın psikolojik boyutunu inceleyen pek çok değerli eser bulunmaktadır. Guenon’un eserleri bunların başında gelmektedir. Guenon, pagan dönemlerden itibaren haç sembolünün her vakit, maddi görüntüsünden ziyade manevi içeriği ile kutsiyet arz ettiğini analiz etmektedir. Ona göre, Hristiyanlığa kutsal muhtevasıyla tevarüs eden haç sembolünün manevi içeriği modern dönemlerde haç sembolünden ayıklanmıştır. İçi boşaltılarak, maddi bir nesneye dönüştürülen haç sembolü, günümüzde, dini bir sembol sayılmakla birlikte, esasında, dünyevi bir alışveriş nesnesinden öte bir anlam taşımaz hale getirilmiştir.

Bugünün bazı Müslümanları açısından da İslami ibadetler, tam olarak, bu anlamda anlaşılmaktadır. Kim ki dünyevi para, makam, mevki, şan, şöhret, prestij, statü elde etmek istiyorsa, bu ihtirasını, dini ibadetler yoluyla elde etmeye çalışmaktadır.

Sonuç olarak çok açıktır ki, Allah nezdinde dini ibadetler, dünyevi hiçbir anlam taşımaz. Dini ibadetlerin, ibadet eden kişi açısından manevi bir anlamı ve sonucu olabilir. Dolayısıyla bir Müslüman ibadet edince, (haşa) rabbini büyütüp, ibadet etmeyince küçültmüyor. İbadetin Yaradana değil, yaradılmışlara faydası var. (Mutlak varlık) Allah’ın Müslümanların ibadetine ihtiyacı yok. (Muhtaç varlık) Müslümanların Allah(cc)’a ibadet etmeye ihtiyaçları var.  

Şunu da bilmek lazım: Daha çok ibadet edince daha fazla dünya nimetine mazhar olunmuyor. Makam, para, statü için ne kadar çok yalvarılırsa, kullara bu dünyalıklar o kadar fazla bahşedilmiyor.

Dolayısıyla iman ettiğiniz ilahınızın nerede bulunduğunu, ibadetinizin hangi kıbleye dönük olduğunu tam anlamadan, bilmeden, kavramadan; sakal, cübbe, sarık gibi aksesuarlarla kendinizi donatıp: “la ilahe” demeyin.

Bunun adı şirk olur.       

Yeni yorum ekle

Resimli CAPTCHA