Ölüm Geldi Herkes Sussun


 

(Hayatta birçok kez yolumun kesiştiği aziz dostum Mustafa Şahin’e)

 

Ölüm herşeyin efendisi.

Ölüm gelince tüm efendiler ayağa kalkıyor, el bağlıyor. Ayakta olanlara diz çöktürüyor.

En kalbi katıları gözyaşlarına boğuyor.

Ölüm gelince bir hayat bitiyor. Bin hayat başlıyor.

Ölüm gelince bahar bir anda bitiyor. Yazı atlıyor, karakışa giriyorsunuz.

Ölüm gelince kelimeler çaresizleşiyor. Kelimeler içinizde birbirine çarpıyor, harfler heceler birbirine giriyor. Bir anafor oluşuyor içinizde, kelimeler boğazınıza kement oluyor. İçinizi kanırtıyor. Duygularınız serkeşleşip hepsi birbirine çatıyor. Duygu mu ? O da ne ? Ölüm gelince duygularınız yok artık. Tek bir duygu var. Bütün duyguların yerini o alıyor. Onu nasıl tanımlamalı. Milyonlarca yıldır onu tanımlayacak bir kelime bulundu mu ki? Ya da bir cümle. Aşk için birbiriyle yarışan sanatçılar ölüm karşısında çaresiz, boyunları bükük. Kelimeleri tükenmiş. Ölüm gelince tüm tanımlar bitiyor. Küçülüyor. Büzüşüyor.

Ölüm gelince yüreğiniz büyüyor. Bedeninizde başka bir organa yer yok artık. Ruhunuz yüreğinizle, yüreğinizin tarifsiz acısıyla özdeşleşiyor. Ölüm gelince sonunda yüreğiniz de çaresiz kalıyor. O da sizi kendinizle başbaşa bırakıyor.

Ölüm gelince bağ-ı dehrin hazanını yaşıyorsunuz. Bu bahçede bülbüller ötmüyor. Hüzün çiçekleri açıyor her yerde. Tuttuğunuz hiçbir çiçek kokmuyor. Kanayan güller sadece elinizi değil yüreğinizi de kanatıyor.

Ölüm gelince, hayatınızdan denklerini toplayıp gidenler sizi hayatla ve dünyayla bir başınıza öylece bırakıp gidiyorlar.

Ölüm dünyanın mahşeri. Kimseyi görmüyorsunuz…Yardıma koşacak kimseniz yok. Herkes çaresiz. En çok da siz.

Ölüm gelince içinizden bir parça kopuyor. Hem de büyük bir parça. Bir daha yerine koyulamayacak, kocaman bir parça.

Ölüm gelince dünya bitiyor. Siyaset bitiyor. Hırs bitiyor. Güç tutkusu bitiyor. Ölüm gelince siz bir hiçsiniz. Hayat bir hiç. Sizi heybesinden sunacağı hangi hediye teskin edecek ki!..

Ölüm geldiğinde hayat gözünüze şımarık, müstebit, acımasız yüzüyle gözüküyor.

Ölüm gelince her şey susuyor. Bir sükut... Herşeyi içine alıp yutan, bütün kelimelerden, anlamlardan size yeni bir anlam çıkarmak için sabrınızı bekleyen bir sükut.

Sanki herşey susuyor. Çevrenizdeki onca sese rağmen bir sükut. Onca ses bir sükut uğultusuna dönüşüyor. Bu uğultudan kurtulmanın tek yolu var. Tek, ama bir tek yolu. Sabr-ı cemil.

Sabır bahçesinden birkaç çiçekten bir demet yapıp…..alıp ruhunuzu onunla başbaşa sükun tepesinde oturup…oradan ibretle tüm dünyayı seyredip…herşeyi yeni baştan görmek, duymak, yaşamak…hayatı yeniden harmanlamak ve sükut uğultusundan bir anlam devşirmek…Hayatınızın en büyük muhasebesi…Bir başınasınız ruhunuzla ve Alllahla…O ki her şeyin sahibidir ve sonunda her şey ona dönecektir.

Sabr-ı cemil işte bu. Sabırların en zoru. Ama belki de mükafatı en büyük olanı. Hayatta herşeyin bir bedeli olduğunu anlarsınız. Herşeyin…ama herşeyin. Ya hayatın bedeli. Bir ömrün. İşte hayatla sınandığınız sabr-ı cemil bahçesi. Bu bahçe sadece sizindir. Sizden başka kimse giremez. Orada bir başınasınızdır. Hayatın bedelinin muhasebesi. Muhasebelerin en zoru. O bahçeden hayata yeniden çıkmak ne zor !

Velhasılı ölüm, paylaşılamayan acılardandır.

Ahmet Salih ! Elimize doğmuştun…Şimdi ölümünle elimize dünyayı ve hayatı bırakıp aramızdan ayrıldın…Allahın rahmeti seninle olsun. Ailene bir sabır bahçesi, bize de bir muhasebe defteri bırakıp gittin.

Mekanın cennet olsun !...