Putin’in Türk Krizi


 

Rusya’nın Su-24 uçağının düşürülmesi olayının ardından Türkiye’ye karşı başlattığı ilan edilmemiş savaş üç haftadır dinmek bilmeden devam ediyor. Türkiye’nin gerilimi yükseltmek istemediğini ifade eden bütün açıklamaları sağır bir kayaya çarpar gibi geri dönüyor. Herkesin aklına “nasıl oldu da bir gün içinde onyılların birikimi olan ilişkiler bir kalemde silindi ve 80 milyonluk bir ülke düşman ilan edildi?” sorusu geliyor. Bizler bu sorunun cevabını jeopolitik ve uluslararası ilişkiler penceresinden bakarak bulmaya çalışırken Rusya’nın içinden müslüman bir aydından meselenin Rusya’nın kendisi için ne anlama geldiğini anlatan bir mektup aldık. Türklerin aşağılanması ve düşman ilan edilmesi ile başlayan bu sürecin sonunda Rusya’da yaşayan Türk ve müslüman toplulukları da etkileyeceğini iyi bilen yazarımız Putin’in neden böyle bir adım attığını ve Rus kamuoyunda nasıl bir etki yaratmak istediğini anlatıyor. Buyurun okuyalım:  

“Putin’in Türk Krizi”

Kasım ayında Türkiye ile yaşanan kriz ortaya çıkmasaydı Moskova’nın bu krizi icat etmesi gerekiyordu. Çünkü ülkedeki siyasi ve ekonomik krizi başka bir yolla saklamanın imkanı kalmamıştı.

Kiyev’de başlayan halk devriminden sonra Kırım’ın Rusya’ya bağlı gizemli ordular tarafından Ukrayna’dan kopartılması ve Batı tarafından uygulanmaya başlanan yaptırımların yarattığı derin etki, Moskova’yı hem iç hem de dış politikadaki başarısızlıklarını gizlemek için yeni bir düşman aramaya mecbur bırakmıştı.

Dünyanın en büyük arazisine sahip olan Rusya’nın toprak bütünlüğüne gözünü dikmiş bir düşmanın var olması gerekiyordu. Kremlin “Rusya ve diğerleri” şeklinde dünyayı ayrımalı ve yeni bir çatışma ortamı yaratmalıydı.

Ukrayna’daki gelişmeler artık Rusyalıların ilgisini çekmiyordu. Donetsk ve Lugansk’ta, Rus ordusunun katkısına rağmen bir türlü sona ermeyen savaş toplumda bıkkınlık duygusu dışında bir his uyandırmıyordu.

Rusyalılar Kırım’ın artık Rusya’ya ait olduğunu kabullendiler. “Kırım Bizimdir” sloganı iki yıl önce bütün Rusya’yı birleştiren bir slogan iken şimdi Kırım’ın bitip tükenmeye problemelerini ifade eder hale geldi. Kırım’a akıtılan paralar sorunların çözümüne katkı sağlamadı. Ve “Kırım Bizimdir” sloganı hamasi vatanseverliğin göstergesi olarak görülmeye başlandı.

Kırım’ın ilhakı sonrasında başlayan Batı’nın ekonomik yaptırımları Moskova’nın yararına olmadı. Ruble iki kat değer kaybetti. Gıda fiyatları yükseldi. Geri kalmış Kırım’a akıtılan paralar Rusyalıları rahatsız etmeye başladı.

Askerler ve güvenlik birimleri her fırsatta yetkilerinin daha fazla artırılması gerektiğine dair beyanatlar vermeye başladılar. İçişleri Bakanı Vladimir Kolkoltsev çıktığı bir canlı yayında “özgürlüklerin korunması için polisin yetkilerinin daha çok olması” lazım diyecek kadar ileri gitti. Rusya’da her türlü gösterinin yasak olduğunu, en ücra köydeki nineler bile çok iyi bilir. Bu yüzden polisin daha fazla yetki istemesinin toplumu daha fazla baskı altına almak dışında bir amacının olmadığını herkes biliyor. Böyle bir ortamda iktidarın yeni bir düşmana ihtiyacı vardı. Eski düşmanlar halkı korkutma görevini yerine getiremiyordu. İşte tam bu anda Su-24 uçağının düşürülmesi olayı yaşandı.

Türkiye imajı bir anda, Rusların normal hayatını sürdürmesine angel olan şeytani bir imgeye dönüştü. Türk malları bir anda popülaritesini kaybetti. Bir saniyede alınan bir kararla Türk vatandaşları için vize uygulamasına geri dönüldü. İki gün sonra, yetkililer Türkiye’ye karşı yürüttükleri faaliyetlerin nasıl başarılı sonuç verdiğini ve komşu ülkenin bu faaliyetler karşısında nasıl zor duruma düştüğünü anlatmaya başladılar. Tabii bunlar yapılırken Rusya’da Türklere karşı ayrımcılık yapılırken, Türkiye’de Ruslara karşı hiç bir baskının var olmadığı anlatılmadı.

Oysa bu kriz sürecinde Rusya’nın içinde çok sayıda gelişme yaşanıyordu.

Sibirya’nın en büyük şehri olan Krasnoyarsk’ta sahte içkiden on kişi zehirlendi ve hayatını kaybetti. Televizyonlar bu olayı anlatmak yerine Türkiye’de sahte içkiden zehirlenen Rus turistlerini anlatmayı tercih etti.

Tuva’da ve Kırım’da ahşap evlerde çıkan yangında sekiz çocuk diri diri yandı ve hayatını kaybetti. Dünyanın en büyük ülkesinde insanlar tahta barakalarda yaşayıp, yanarak ölüyordu.

 Sonra Voronej’de akıl hastanesi yandı. 21 hasta yanarak hayatını kaybetti. Moskova’da ülkenin en büyük otomobil fabrikalarından biri yanarak kül oldu. Televizyonlar bunu da göstermedi.

Rusya’nın her bölgesinden binlerce TIR şoförü ülkenin ana yollarını kapatmak üzere yola çıktı. TIR şoförleri bundan sonra geçtikleri her kilometre için Putin’in yakın arkadaşı oligark Rotenberg’e vergi adı altında haraç ödemek zorundaydılar. Bunu protesto etmek için yollara döküldüler. Şoförler “Rotenberg IŞİD’den daha kötüdür” diye slogan atarken polisler her yerde şoförleri tutuklamaya başladı.

Ancak bütün bunları ne televizyonda, ne radyoda, ne gazetelerde ne de internette okuyamazsınız. Ama Türkiye ile ilgili hayatınızda duymadığınız şeyleri öğrenirsiniz. İstanbul’a atom bombası atılması gerektiğini duyarsınız mesela. Suriye’ye atılan “barış” bombalarını duyarsınız. Türk erkeklerinin Rus kadınlarına nasıl kötü davrandığını öğrenirsiniz. 300 yıl önceki Rus-Türk savaşlarını hatırlarsınız. Türkiye’nin kötülük ve şer güçlerinin beşiği olduğunu anlarsınız.

Suriye’nin Rusya’nın dostu olduğunu, Türkiye’nin ise düşman olduğunu öğrenirsiniz. Dünyada artık hiç kimseye lazım olmayan Beşar Esad’ın Suriyesi dost oluvermiştir.

Birkaç ay sonra, hayattaki en büyük arzusu yılda en az bir kez yurtdışında tatil yapmak olan  orta sınıfa mensup her Rusyalı “tatile nereye gideyim?” sorusu ile karşı karşıya kalacak. Avrupa çok pahalı ve Rusların çoğunluğu için ulaşılmaz bir durumda. Sonuçta Rusların hepsi oligark çocuğu değil ya. Sürekli ekonomik krizlerle ve gösterilerle boğuşan Yunanistan artık bir seçenek değil. Kıbrıs çok sessiz ve sıkıcı. İsrail pahalı. Mısır semaları Ruslar için kapalı. Türkiye ise artık bir hayal oldu...

Ve son söz. Putin’den sonra Türkiye alyehinde konuşan ilk Rusyalı yönetici Çeçenistan başkanı Ramzan Kadırov oldu. Ancak müslüman nüfusa sahip diğer cumhuriyetlerin yöneticileri onurlu bir şekilde sessiz kaldılar. Neden mi? Çünkü bu yöneticiler Türk kökenli Tatarların, Başkırtların, Kumıkların ve Balkarların başında bulunuyorlar. Ve Türkiye’ya karşı çıkmanın kendi halklarına karşı çıkmak olduğunu çok iyi biliyorlar.

Ve son olay. Annesi Rus, babası Türk bir kreş çocuğu Moskova’daki bir kreşte arkadaşları tarafından hakarete uğradı. Rus anne, birlikte yesinler diye kreşteki çocuklara yemek getiriyor. Rus çocukları Türk çocuğun etrafını sarıyor ve “bu domatesler zehirli mi. Putin sizin domateslerinizin zehirli olduğunu söyledi. Bizi öldürmeye mi çalışıyorsunuz?” diye alay etmeye başlıyorlar.  Ve bu olay bir kreşte yaşanıyor. Tekrar söyleyeyim, bir kreşte...

Putin, çocukları bile etkisi altına alan bir nefret savaşı başlattı...