Suriye'den Geri Çekilme Kararı Rusya'da Nasıl Algılandı?


 

 

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Rus gemileri askeri mühimmatla İstanbul Boğazından geçerken, Rus TV’leri IŞİD’in korkunç katliamlarını gösteriyor ve kamuoyunu bu örgüte karşı başlatılacak bir operasyona hazırlıyordu. Televizyonlar IŞİD’in Rusya için neredeyse gelmiş geçmiş en büyük tehdit olduğunu anlatıyor ve bu tehdit ile mücadele için gerekirse doğrudan cephede savaşmak gerektiğini uzun uzun anlatarak Rus halkını bu savaşın kutsallığına ikna etmeye çalışıyorlardı. Rakka, Tel Abyad, El Azez, Hama gibi Rusların haritada varlığından bile haberinin olmadığı şehirlerin isimleri havada uçuşuyordu.

30 Eylül tarihinde Suriye topraklarına düşen ilk Rus bombası ile birlikte bu propaganda Rus ordusunun kahramanlık destanları ile süslenmeye başlandı. Rus uçakları hergün yüzlerce IŞİD hedefini yok ediyor, her hafta binlerce terörist hayatını kurtarmak için Suriye’den kaçıyor, kaçamayanlar ise hayatını kaybediyordu. Terörle mücadele muazzam bir başarı ile yürütülüyordu.

Kamuoyu bu masallarla avutulurken, aklı başında insanlar 1980’li yılları hatırlıyor ve Suriye operasyonunun, SSCB’nin Afganistan savaşı gibi bir felaketle sonuçlanabileceğini düşünerek içten içe korku ve endişe duyuyorlardı. Bu operasyon da Afganistan savaşı gibi başlamıştı. Ülkenin meşru siyasi yönetimi, muhaliflerine karşı savaşta kendisine destek olması için Rus ordusunu ülkeye davet etmişti. Afganistan’a girilirken bu yardımın birkaç ay içinde ülkede düzeni sağlayacağı ve Sovyet yanlısı iktidarın ayakta kalması için yeterli olacağı varsayılıyordu. Oysa her savaş gibi bu savaş da masa başı analizleri yalanlamış ve on yılın üzerinde devam ederek hem Afganistan’ı yerle bir etmiş hem de SSCB’yi çökmenin eşiğine getirmişti.

Bugün ise yine aynı senaryo, bu defa çok daha sert ve acımasız bir savaşın yaşandığı Suriye’de uygulamaya konuluyordu. IŞİD’e karşı mücadele etme bahanesi ile Beşar Esad’ın hedefine koyduğu bütün muhaliflere karşı Rus hava kuvvetleri kiralık bir sopa olarak kullanılacaktı. Bir yandan Esad’ın iktidarını muhafaza etmesi sağlanırken diğer yandan Ortadoğu’da Rusya’nın düzen kurucu ülkelerden biri olduğu tüm dünyaya ilan edilecekti.

Rus yetkililerin tamamı bu operasyonların son terörist öldürülene kadar devam edeceğini söylüyordu. Bu sözleri ciddiye alarak değerlendirme yapanlar operasyonların yıllarca devam edeceğini tahmin ediyordu.  2. Afganistan sendromu ülkede derin bir korku olarak yayılıyor ve bu savaşta da mağlup olunursa bu defa Rusya’nın parçalanacağı dilden dile yayılıyordu. Ülkeyi son 3 yıldır esir almış olan ve “zaferden zafere” koşturan savaşçı ruh hali ilk defa ciddi bir korku ile sınanıyordu. Korkuların başında Suriyedeki savaşın bir anda bölgesel bir savaşa dönüşmesi ve Rusya’nın bu savaşın ortasında kalma ihtimali geliyordu. Suudi Arabistan ve Türkiye’nin başını çektiği bölge ülkelerinin Suriye’ye askeri bir müdahale yapmaya hazırlandığı haberleri büyük bir endişe ile takip ediliyor ve böyle bir müdahalenin başlaması durumunda orada bulunan Rus askerlerinin bir anda savaşın ortasında kalacağı ve sürecin büyük bir çatışmaya dönüşeceği ifade ediliyordu. Rusya’nın Suriye’deki sosyalist Kürt birliklerine verdiği destek ve bu gruplara verdiği otonomi sözü ise Türkiye’nin yanısıra, Esad rejiminin en büyük destekçisi İran’ı da rahatsız ediyordu. İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye Başbakanı Davutoğlu ile görüşmesinden sonra, “Rusya ile Suriye’de her konuda aynı çizgide değiliz” diyerek bu rahatsızlığı açıkça ifade etmişti.

Türkiye’nin Suriye’deki Kürt mevzilerini top atışları ile vurmaya başlaması da Moskova’da tedirginlik yaratıyordu. Böyle devam ederse Türkiye ile sıcak çatışma yaşanması somut bit tehdit olarak görülüyordu. 

Yine aynı günlerde Suriyeli muhalifler, kime ait olduğu hala anlaşılamayan bir savaş uçağını yerden fırlattıkları bir roket ile düşürmeyi başarmıştı. Rus medyası bu gelişmeyi, bundan sonra Rus uçaklarının rahatlıkla düşürülebileceğinin işareti olarak algıladı. Olabildiğince az kayıpla sürüdürülmek istenen savaşın maliyeti böyle devam ederse daha da artacak ve beklenmeyen zaiyatla karşı karşıya kalınacaktı.

Rusya için Suriye’nin bataklık haline gelmesi ihtimali gittikçe artıyordu. Bir yandan muhalifler ve Esad’ın Cenevre’de müzakere yapması için baskı yapan Moskova, diğer yandan Esad cephesinden gelen, “Barış veya ateşkes sözkonusu olamaz, bütün Suriye toprakları geri alınana kadar savaşa devam edeceğiz” açıklaması ile şaşkına dönüyordu. Bu açıklama Rusya’nın Suriye’de arzuladığı “zafer” algısı ile uyuşmuyordu. Esad’dan beklenen yürütülen müzakere sürecinde gerekli tavizleri vermesi ve muhaliflerle bir şekilde anlaşmasıydı. Oysa Esad, bu açıklaması ile, Rusya’yı uzun yıllar sürecek bir savaşın içinde tutmak istediğini açıkça ifade etmiş oluyordu.

Putin’in Suriye’den hava kuvvetlerini geri çekme talimatı böyle bir ortamda dile getirildi. Apar topar yapılan bir açıklama ile kamuoyuna “bütün hedeflerimizi başarı ile gerçekleştirdik, IŞİD’i etkisiz hale getirdik, petrol ticaretinin önüne geçtik” denilerek artık Suriye’den çıkma zamanı geldiği duyurulmuş oldu. Putin’in talimatı, hava kuvvetlerinin ertesi gün yani 15 Mart gününden itibaren çekilmeye başlaması yönündeydi.

Bütün dünya gibi, Rus kamuoyu da böylesine ani bir gelişmeyi beklemiyordu. 15 Mart günü bütün ülke “Suriye’den neden çıktık?” sorusunun cevabını ararken “biz bu savaşı kazandık” ile “bırakıp kaçtık” arasında birçok görüş dile getiriliyordu. Ancak “bırakıp kaçtık” diyenlerin bile sonuçta bu durumdan memnun oldukları ve “daha fazla kalmamız zararımıza olacaktı” diyerek verilen kararın isabetli olduğunu ifade ettiklerini söylemek lazım. Aylar boyunca kapalı kapılar ardında ve dost sohbetlerinde dile getirilen şeyler bir anda yayın yasağı kalkmış gibi herkes tarafından konuşulmaya başlandı. Bunlara kulak kesilince, aslında propaganda makinesinin aylar boyunca kimseyi bu savaşın gerekliliğine ikna edemediği da anlaşılmış oldu.