Sorunlar ve Çözümlerin Çatıştığı Ülke Kuzey Makedonya


Kuzey Makedonya yapısı, tarihi ve konumuyla kuşkusuz Balkanların ve Avrupa’nın en farklı devlet ve toplumlarından biri olarak dikkat çekiyor. Devlet ve toplumun etnik, dini, tarihsel kimlik konularında kararlı bir yapı üretememesi ülke içi çatışmalara ve bölgesel anlaşmazlıklara varan sorunlu dönemlerin yaşanmasına neden olmuştur. İç ve bölgesel istikrarsızlığa uluslararası güçlerin Balkanlardaki nüfus mücadelesi de eklenenince Kuzey Makedonya’nın durumu bölgenin yapısı ve istikrarı açısından turnusol kağıdına dönüşmektedir. Kendi istikrarsızlığını Balkanlara ihraç etme potanisyeli yüksek olan ülke son 12-13 yıldır milliyetçi/muhafazakar ve sosyal demokrat iktidarlarla iç ve dış siyasette düzen üretebilmiş değil.

 

Kuzey Makedonya etnik, dinsel ve tarihsel kimlik kıskacında

Kuzey Makedonya bağımsız bir devlet olarak kurulduğundan bu yana çok etnikli, çok dinli yapısından kaynaklı dört temel sorun ile karşı karşıya kalmıştır. Farklı toplumsal grupların varlığı ve onların iktidara gelmeleri ile birlikte ülkenin iç ve dış siyasal politika tercihleri bu yapısal durum çerçevesinde şekillenmiştir. Devlet ve toplumun homojen olmayan yapısı ve ülkede özellikle Arnavut nüfus ile ilgili sorunlar; Makedon ve Bulgar kimliği arasında yaşanan örtüşme ve tartışmalar, Antik Yunan’a dayandırılan Makedon kimliğinin Yunanistan tarafından uluslararası arenada çıkarttığı gürültü ve Sırp Ortodoks Kilisesinin Makedon Ortodoks Kilisesini tanımaması sonucu Sırbistan ile yaşanan süreçler, ülkenin sürekli birlik-bütünlük ve güvenlik-bölünme kaygıları ile yüz yüze kalmasına neden olmuştur. Bu dört sorun Kuzey Makedonya ve Makedon ulus kimliğinin etnik, dinsel ve tarihsel bağlamda istikrara kavuşturulamayıp icat edilme sürecinin bir bakıma tamamlanamaması veya bölge devlet/toplumları tarafından kabul edilememesini ortaya çıkarmıştır. Bu süreç siyasette Makedonların milliyetçi/muhafazakar ve sosyalistler/sosyal demokrat olarak bloklaşmasına neden olduğu gibi Arnavutların da dahil etmesiyle siyasetini toplumun çoğu zaman parçalanmasını üretmektedir. Aynı şekilde bu dört sorun ülkenin NATO ve AB ile bütünleşmesinin çıpaları diğer yandan Rusya, Çin gibi büyük güçler için fırsatlar oluşturmuştur.

Makedonya’nın bağımsızlığını elde ettiği 1991 yılından 2001 Ohri Çerçeve Anlaşmasına kadar geçen süre, iç siyasal yapıda Makedon nüfusun dışındaki grupların baskılanması, temsil sorunları, demokratik hak ve hürriyetlerin toplumun tüm kesimlerine yansıtılamaması, ekonomik refahın adil şekilde paylaşılamaması gibi durumların sonucunda iç çatışmayı ortaya çıkarmıştır. Arnavutlar statü eşitsizliğini öne çıkartarak taleplerini dile getirmeye başlamış, Kalkandelen’de Arnavut Üniversitesi talebi, Gostivar’da yaşanan bayrak krizi, Arnavutluk’taki banker krizi ve Kosova’daki savaş, ülkedeki Arnavutları derinden etkileyerek 2001’de silahlı çatışmaya dönüşecek süreci ortaya çıkarttı. Bosna ve Kosova savaşlarının ortaya çıkardığı yıkıcı sonuçla uluslararası toplumun konuya daha titiz davranmasına, AB ve ABD diplomatların müzakere süreçlerine dahil olmasına neden olmuş, sorunun anlaşma çerçevesinde son bulmasını sağlamıştır. 2001 yılı boyunca UÇK (Arnavut Kurtuluş Ordusu) ve Makedonya güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar, Arnavut lider Ali Ahmeti’nin teklif edilen önerileri kabul etmesi ve ardından siyasete dönmesiyle son buldu. Makedonların dışında ülkede yaşayan etnik grupların birçok haklar elde ettiği Ohri Çerçeve Anlaşması demokratik hakların tanınması, eşit vatandaşlık, azınlık hakları, yerinden yönetimin güçlenmesi sonucunda ülkenin iç siyasal bütünlüğü ve istikrarını sağlama açısından kilit bir rol üstlenmiştir. Makedonya, Ohri Çerçeve anlaşmasıyla birlikte 2001-2006 yılları arasında AB ve NATO yolunda ilerlemeler kaydetmiş, yapısal olarak karşı karşıya kaldığı 4 temel sorundan  biri olan Arnavut sorununa bu dönem boyunca çözüm üretebilmiştir.

 

Milliyetçi, Güvenlikçi ve Otoriter dönem: VMRO, 2006-2016

VMRO diğer adıyla Makedonya iç Devrimci Örgütü tarihsel olarak Makedonya’nın en önemli siyasal kurumlarından biri olarak dikkat çekiyor. Makedon kimliğini merkeze alan muhafazakar-milliyetçilik söylemi ve politikaları ile 2006-2016 yılları arasında Makedonya siyasi tarihini şekillendirmiştir. Ohri çerçeve anlaşmasının iç politikaya yansıması 2006-2016 yılları arasında ülkenin Makedon milliyetçi parti iktidarlarına mahkum olmasına neden olmuştur. 2006-2011 yılları arasında ekonomi ve kalkınmayı daha çok önemseyen parti özellikle 2014 projesi ile kimlik politikalarına dönerek güvenlikçi/otoriter bir çizgiye gelerek muhalefetin meclisi boykot etmesine varan çok sert tepkileri ile karşı karşıya kalmıştır. Milletvekili seçimlerinde 2006’da %32, 2008’de %48, 2011’de %39, 2014’te %42 ve 2016’daki %38 oy alan parti Makedonya’nın hakim partisine dönüşmüştür. Özellikle doğu ve güneydoğu Makedonya’nın kırsal bölgesini tabanına dönüştürerek seçimlerde zaferlerle ayrılmıştır. Oy oranın %40’ın altına düştüğü dönemlerin ardında milliyetçi söylemi ve politikaların düzeyini yükselterek seçimlerde %45’lik orana ulaşmıştır.

2011 sonrası hükümet politikası olarak Makedon kimliğinin Antik Yunan’a ve Büyük İskender’e dayandırılma girişimleri ve bunun geliştirilen Üsküp 2014 projesi ile gün yüzüne çıkması VMRO’nun ayrıştırıcı, dışlayıcı, ötekileştirici politikalarının en önemli örneğiydi. VMRO milliyetçilerinin desteğindeki etnik Makedonları Slav kimliğinden ayırarak Büyük İskender dönemindeki antik Makedonlarla devamlılık kurmaya çalışan kimlik politikaları radikal Makedonlar arasındaki şovenizmi alevlendirirken, öte yandan ülkede etnik gruplar arasında kamplaşmaya yol açmıştır.

Diğer yandan Monstrum davası (2012), Kumanova olayları (2015) gibi şaibeli süreçleri (daha sonra iktidar tarafından kurgulandığına dair iddialar yüksek sesle dile getirilmiştir) Arnavut nüfusu ilişkilendirerek bir söylem ve politika kullanması, güvenlikçi politikalara kapı aralayan bir dönemi üretmiştir. 2011-2015 dönemi bu anlamda VMRO’nun iç ve dış siyasette iktidarını tahkim etme ve NATO üyeliğinin elde etme uğruna Makedon kimliğini merkeze alarak diğer kimlikleri güvenlikleştiren bir iktidar profilini oluşturmuştur. Diğer bir ifade ile iç politikada Arnavut sorununu yeniden tırmandıran dış politikada ise özellikle Yunanistan ile gerilimi artıran ve Rusya-Sırbistan çizgisine yakınlaşan bir siyaset izlemiştir.

2014 milletvekili seçimleri sonuçlarını muhalefetin kabul etmemesiyle başlayan ve kitlesel gösterilerle devam eden süreç 2015 ve 2016 yıllarında zirveye ulaşarak Makedonya siyasi tarihinin en büyük krizlerden birine kapı aralamıştır. Muhalefet lideri Zoran Zaev’in “yurtdışı istihbaratlarından kendisine ulaşan dinlemeleri” 09 Şubat 2015 tarihinde “Makedonya hakkında gerçekler-bombalar” olarak kamuoyuyla paylaşması ülkede büyük bir infiale neden oldu. Birçok bakanın, istihbarat müdürünün yolsuzluk, rüşvet, şantaj gibi hukuksuz işleri sıradanlaştıran politikalarının gün yüzüne çıkması muhalefet ve halk tarafından çok büyük tepkilere neden oldu. 12 Mayıs günü içişleri ve diğer bakanlar istifa ederken Açık Toplum Vakfı’nın da yer alıp finanse ettiği büyük çapta gösteriler Başbakanlık önünde icra edilmeye başlandı. Siyasal partiler arasında ilişkilerin çıkmaza girmesi, bakanların istifası, uluslararası baskıların ülkedeki siyaseti kilitlemiştir. Bu kaos ortamında AB Temsilcisi Johannes Hahn arabuluculuğunda 02 Haziran 2015’te iktidar ve muhalefet partileri Przino anlaşmasını imzalar. Anlaşmaya göre 24 Nisan 2016 tarihinde seçimlerin düzenlenmesi, mevcut hükümetin istifası ve geçici hükümetin kurulması, medya reformları, VMRO tarafından dinlemeler üzerinden darbe girişiminin kurulacak “Özel Yetkili Savcılık” tarafından incelenmesi gibi bir çok madde içermiştir. Dönemin Başbakanı Nikola Gruevski 18 Ocak 2016 tarihinde istifa etmesine rağmen anlaşmanın birçok maddesinin uygulanmasında yaşanan sıkıntılardan ötürü milletvekili seçimleri ertelenmiş, ancak 2016 yılının Aralık ayında gerçekleşebilmiştir.

 

“Ortak Yaşam” Koalisyonu ve Siyasal Değişim: SDSM, 2017-2019

Aralık 2016 milletvekili seçimleri Makedonya siyasal hayatında yaşanacak değişimin habercisiydi. Hakim parti VMRO’nun seçimler üzerinden iktidardan indirilmesi adına Sosyal Demokratlar seçim öncesi etnik milliyetçiliğe karşı ortak yaşam, eşit yurttaşlık, çok kültürlülüğü esas alarak politikalar geliştireceğini ve Arnavutça’nın ikinci resmi dil olarak kabul edileceğini vaatleri arasında dillendirmiştir. Ancak Arnavut seçmenden de oy alarak iktidara gelebileceğini düşünen SDSM bu anlamda iç ve dış politikada yepyeni bir dönemin sözcülüğünü yapmaktaydı. 2016 seçimlerinde VMRO birinci parti olarak seçimlerden galip ayrılsa da milletvekili sayısı 61’ten 51’e düşmüş, SDSM ise bir önceki seçimde elde ettiği 34 milletvekili sayısını 49’a çıkarmıştır. Hükümet kurma görüşmelerinde VMRO, Arnavutların en büyük partisi ve son 10 yılın hükümet ortağı BDİ ile anlaşamaması, süreci SDSM lehine çevirmiştir. Fakat dönemin Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov’un Arnavutça’nın resmi dil olma ihtimali, Arnavut partilerin Tiran öncülüğünde kurduğu ittifakı güvenlikleştirmesi gibi nedenlerden ötürü SDSM’ye görüşmeler için hükümet kurma yetkisi vermeyince yeni bir kriz doğmuş oldu. Süreci daha da derinleştiren olay ise 27 Nisan 2017 tarihinde yaşandı. Uzun süren tartışmalar sonucunda Makedonya Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Meclis Başkanlığına Arnavut birinin yani Talat Caferi’nin seçilmesi oldu. Bu duruma VMRO milletvekilleri ve Meclis’in dışında protesto yapan halk çok sert tepki göstermesi, meclisi basıp SDSM lideri, yöneticilerini ve Arnavut muhalefet liderini dövmesine kadar vardı.

Gerçekleşen bu olaylar VMRO ve dönemin Cumhurbaşkanı İvanov üzerinde uluslararası baskıyı artırmasına SDSM ve BDİ etrafında koalisoyonun meclis tarafından onaylanıp hükümetin kurulmasına neden oldu. Zoran Zaev liderliğinde SDSM kısa sürede iç ve dış politikada siyasal değişime giderek Bulgaristan ve Yunanistan ile ilgili bölgesel sorunların çözümüne yoğunlaştı. AB ve NATO üyeliğin önünde duran isim sorunun Yunanistan ile çözmeyi hedefleyen Zaev 14-29 Ekim yerel seçimlerde elde ettiği oy oranı ve belediye başkanlıklarının kazanılmasının verdiği ivmeyle 17 Haziran 2018 tarihinde Prespa’da Yunanistan ile anlaşma imzaladı. Birçok aşamayı barındıran anlaşmaya göre Makedonya’nın ismi Kuzey Makedonya olarak değiştirilecekti. Ülkelerin parlamentolarında onaylanması gereken anlaşma kesin NATO üyeliğini de içermekteydi. Zoran Zaev, anlaşmayı anayasal süreç olarak referanduma götürmek zorundaydı. 30 Eylül 2018 tarihinde “Makedonya ve Yunanistan arasındaki anlaşmayı kabul ederek AB ve NATO üyeliğine var mısın” sorusu ülkenin vatandaşlarına yöneltildi. VMRO’nun boykot ettiği referandumda %91 Evet oyu çıksa da  %36 katılım ile meşruiyet sorunu ortaya çıktı.

Ülkede bir yandan isim değişikliği süreci yaşanırken, diğer yandan Özel Yetkili Savcılığın VMRO yöneticilerinin yer aldığı eski döneme yönelik yürütülen soruşturmalar ile ilgili kararlar açıklanmaktaydı. Eski başbakan açılan dört davanın ilkinde başbakanlığı döneminde yaklaşık 600.000 avro değerindeki Mercedes marka zırhlı otomobilin yasa dışı satın alınmasıyla ilgili 2 yıl hapse mahkumiyeti üst mahkemelerce de onaylanmıştı. Bu mahkumiyet Prespa isim anlaşmasının mecliste onaylanması öncesinde hem partiye hem milletvekillerine yönelik baskıları arttırmış bulunmaktaydı. Eski Başbakan Nikola Gruevski’nin 13 Kasım 2018 günü sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada ölüm tehditlerinden ötürü Macaristan’a iltica ettiğini duyurması süreci etkiledi. 10 Ocak 2019 günü Parlamentoda Prespa anlaşması, Arnavutça’nın resmi dile dönüşmesi gibi anayasal değişiklikler birçok şaibeli işlere karışan VMRO milletvekilleriyle girişilen pazarlıklar sonucu elde edilen desteği ile üçte iki çoğunluğa ulaşılarak onaylanmasını sağlamıştır.

Prespa Anlaşması 12 Şubat 2019 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı İvanov’un karşı çıkması ve onaylamamasına rağmen Meclis tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Kuzey Makedonya’da yaşanan siyasal değişimin çok büyük bir aşaması geride kalmıştı. 21 Mart-05 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde SDSM, Arnavut partilerin ve uluslararası toplumun da desteklediği Stevo Penderovski’nin seçilmesi ile bir dönem tamamıyla kapanmış oldu. Ülke siyaseten iki resmi dili esas alan, eşit vatandaşlığı talep eden, Yunanistan ile isim sorununu çözen, NATO üyeliğinin 2019 yılının sonunda açıklanacağı bir patikaya girmiş oldu. Siyaseten yaşanan iyileşmeye ülkenin ekonomik yapısının aynı oranda cevap vermemesi ve AB’nin mevcut iktidara müzakere tarihi konusundaki verdiği sözü tutamaması SDSM iktidarını zayıflatmış görünüyor. 

 

Ülke ve bölgenin AB çıkmazı

Sosyal Demokratlar iç ve dış politikadaki tercihleriyle yaklaşık üç yılda ülkenin siyasal yörüngesini NATO ve AB’ye soktukları bir gerçek. Arnavutça dilinin resmi dil olarak kabul edilmesi, Meclis başkanının Arnavutlardan seçilmesi, isim değişikliği gibi sistemik değişimler ülkenin gelecek tasavvurunu büyük ölçüde belirledi. 2019 yılının sonuna dek 28 NATO ülkesinin meclislerinde Kuzey Makedonya’nın üyelik protokolünü onaylanmasının sorunsuz halledileceği öngörülüyor. Fakat AB süreci ülkenin birçok radikal değişimine rağmen öngörülebilir bir sürece evrilemediği görülmektedir. Bu yılın Haziran ve Ekim aylarında AB liderler zirvesinden Kuzey Makedonya’ya müzakerelere başlama tarihi verilememesi SDSM iktidarını radikal değişiklik sonrasında artan milliyetçi/muhafazakar dalgaya karşı savunmasız bırakmış görünüyor.

Avrupa Birliği Kuzey Makedonya’nın AB üyelik sürecini Batı Balkanların 6 ülkesi (Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Bosna-Hersek, Karadağ ve Sırbistan) ile bir tutmakta ısrarlı görünüyor. Bu ısrar AB’nin bölgedeki sorunları bir bütün olarak görüp çözme iradesinden kaynaklandığı gibi iç siyasetindeki dalgalanmalar ve bölgeye yönelik olumsuz imajında etkisi bulunmaktadır. Özellikle son yıllarda Brexit sürecinin AB’de oluşturduğu etki, Suriye savaşı ile ortaya çıkan göçmen sorunu ve aşırı-otoriter-milliyetçi sağın AB merkez siyasetini etkilemesi örnek olarak gösterilebilir. Buna ek olarak AB’nin Balkan ülkelerini dini, etnik, mezhebi çeşitlilik, İmparatorluk bakiyesi topraklar olarak görmesi, bunun yanında otoriterlik, anayasa ihlalleri, radikal siyasal kutuplaşma, sert milliyetçilik, yolsuzluk, yüksek işsizlik oranları, yavaş yürüyen geçiş süreci üzerinden tanımlaması bölgeye yönelik kararsızlığını derinleştirmektedir.

AB menşeli birçok düşünce kuruluşun Batı Balkanlar ve Kuzey Makedonya ile yayınladığı birçok rapor incelendiğinde bölgenin en erken 2025 yılında AB’ye üye olma ihtimalinden bahsedildiği görülecektir. Raporların büyük çoğunluğu bölgeyi güvenlik perspektifinden irdeleyerek bölgenin Rusya ve Çin ile geliştirdiği politikaları gündeme getirerek AB değer ve politikaların bölgedeki dönüştürücü rolünün sınırlılığını ifade etmektedirler. Geçen hafta gerçekleşen Liderler Zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanın Kuzey Makedonya ile müzakerelere başlanmasını veto etmesi ve gerekçe olarak Rusya ve Çin’in bölgedeki artan nüfusunu ifade etmesi şaşırtıcı olmamıştır.

Avrupa’nın Balkanlara dair tarihsel olarak geliştirdiği imajın tüm bu süreçleri etkilediğini ifade etmek mümkün. Balkan coğrafyası özellikle de Batı Balkanlar olarak tanımlanan ülkeler uzun asırlar boyunca Batı tarafından Batı’nın ne olmadığını tanımlamak için kullanılmıştır. Bölgenin Osmanlı İmparatorluğu tarafından en çok nüfuz edilen yer olması, Askeri Sınır bölgesini içermesi, Doğu Sorunu olarak görülmesi, Soğuk Savaş döneminde farklı bir yol izlemesi, kanlı Yugoslavya savaşlarını yaşaması Avrupa ve Batının bölgeyi geri kalmış, ilkel, barbar ve parçalanmış imajları üzerinden çoğu zaman görmesine neden olmuştur. Bu imaja bölgenin tarihi, etnik, siyasi, kültürel, idari, coğrafi, ideolojik, bölgesel ve küresel birçok düzlemi eklendiğinde özellikle AB’nin çekingen, kararsız, proaktif olmayan, erteleyen, derinlikli çözüm üretemeyen, idealpolitik ve realpolitik arasında denge kuramayan bir politika ürettiği ifade edilebilir. Bu sürecin doğası ve son dönemlerde uluslararası sistemin yapısındaki değişimler birbirine eklemlendiğinde AB Balkanları, Batının karşıtı “Doğu”nun güç kazandığı bir bölge olarak yansıttığı gibi örtülü bir şekilde bölge nüfusunu istikrarsızlaştırıcı, otoriter, kapalı ekonomiyi arzulayan, çıkar peşinde koşan, çevreyi ve  değerleri önemsemeyen, dönüştürücülüğü olmayan “Doğu” ile işbirliği içerisinde resmetmektedir. 

Kuzey Makedonya’nın kurumsal değişim süreci AB müzakere tarihinin verilmemesi ile küçük çapta kriz yaşadığını ifade etmek gerekir. Başbakan Zoran Zaev Fransa’nın vetosu sonrası ülkeyi erken seçimlere götürme kararı alması ve muhtemelen milliyetçi/muhafazakar parti VMRO’nun iktidara gelmesiyle son üç yılda yaşanan değişimin nasıl bir evreye gireceği merak konusu. Kuzey Makedonya NATO üyeliği ile güvenlik-beka sorununu çözerken ülkenin demokratik standartları, ekonomik kalkınmışlık, bölgesel entegrasyonu açısından önem arz eden AB üyeliğinin soru işaretleri ile dolu olması ülke ve bölge istikrarı açısından riskler taşıdığı açıktır.

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA