Trump'ın Konuşması Bir Kasırga Habercisi mi?


Trump, kelimesinin bir anlamı da "kozu oynayarak eli almak" oluyor. Amerika bir koz mu oynuyor demek bu acaba? :)

Görünüşte açık siyah'tan koyu beyaz'a dönüyor işler; gerçekte dünyada nelerin ağarıp nelerin kararacağını zaman gösterecek.

Yemin töreninin ayrıntıları, aslında siyasî nezaket, zarafet, insanî centilmenlik incelikleri ile dolu. Laydy'lerin tokalaşacakken kucaklaşmaları, mavi kutunun teslimindeki acemilik, Başkanların Beyaz Saray'dan birlikte ayrılmaları, Yemine herkesin ayakta tanıklık etmesi, konuşması sonrasında Obama'nın Trump'ın omuzlarını "başaracaksın" edasıyla sarsıp sırtını sıvazlaması... Bu "en güzel hareketler"i okumayı magazincilere, bunların minör politik anlamını ve "siyaseten yumuşak geçiş" fonksiyonlarını okumayı, Trump'ın beden dilini şu "politik psikoloji" ve politik psikiyatri" denen "anormal bilimler"e, Amerika'ya özgü kültürel kodların "kurucu yeniden-üretimini çözümleme" işini de "kültürel çalışmalar" dünyasının kaygılı entelektüellerine bırakalım. Ha bir de, olayın "iç geçiren demir-Lady" pozlarındaki Hilary'sini, 10 yaşındaki oğlunun kravatını düzelterek anaç bir profili sergileyen yeni First Lady Melania'sını, beyazlar içinde törene katılan Trump'ın kızlarını... bütün bunların "kadın varoluşu" açısından neye alamet olduğuna ve kadın onuru açısından ne sergilediğine ilişkin bilgiçlikleri de "kadın çalışmaları"nın ihtiraslı mensupları ele alsa iyi olur.

Türkiye'de sistemin "başkanlıktan cumhurbaşkanlığına çark ile" çatılan "Türk tipi" bir biçimine dönüşüm sancıları çekilirken, ABD'de bir başkanın yerini, yeni bir başkanın alması, rutin bir "nöbet değişimi" gibi görülebilir mi? Bu, "ağzında sakız varmış gibi" konuşmayı adet edinmiş -e çünkü Amerika'da neyim okumuş- lakin "mütedeyyin aile kökeni"nden gelen, üstelik "düzenin yabancılaştırıcılığı" ile "gücün çakırkeyif neşesi"ni aynı kadehten yudumlayan muhafazakar lafazanların "harca harca bitmez" argüman balonlarından biri olabilir ancak. Neden mi? Şundan: Açık siyahtan koyu beyaza geçiş, krizlerle duraksamış Amerika, bu başkan değişimi ile, aslında dünyaya yeni bir meydan okuma girişimi sergiliyor. Trump'ın kampanya boyunca kullandığı ve yemin töreni konuşmasında da sürdürdüğü retorik, Amerika'nın küreselleşme sürecinin eş-zamanlı olarak kendi içinden boşalttığı ve kendi içine doluşturduğu ne varsa hepsini yeniden dizayn edecek bir irade ile şimdi bir kez daha "kendi içe dönüş"ünü dile döküyor.

Konuşmadan bazı cımbızlamalar:

(Konuşmanın çevirisini yapacak zamanım yoktu, NTV Türkçesi ile aktarıyorum :) )

  • Eski haşmetli günlere dönüş
  • dünyanın kaderine karar vermek
  • meydan okumalarla başa çıkmak
  • iktidarı başkentten, yönetimin meyvelerini toplayan küçük azınlıktan halka geri vermek
  • Müesses nizam kazandı, halk kaybetti
  • her şey değişecek, burada ve şimdi değişim başlayacak
  • bu ülke, sizin, hükümeti halk kontrol edecek
  • ülkemizin unutulmuş erkek ve kadınları artık unutulmayacak
  • ulus, vatandaşlarına hizmet için vardır
  • tarihsel büyük hareket başladı.
  • anneler ve çocuklar fakirlik tuzağına düştü
  • kapatılmış fabrikalar, suçlar, uyuşturucu... bütün bunlar bugün sona erdi.
  • tek millet, tek bir yürek, tek bir yurt ve tek bir büyük kader
  • On yıllar boyunca yabancı endüstrileri zenginleştirirken Amerikan endüstrilerini fakirleştirdik.
  • Başka ülkelerin ordularını güçlendirdik, kendi ordumuzun zayıfladığını gördük.
  • Trilyonlarca doları yurtdışında harcarken ABD'nin alt yapısının çökmesine izin verdik; başka ülkeleri zengin ettik kendi zenginliğimizin etrafa dağılıp yok olmasını izledik.
  • Orta sınıflarımızın zenginliği onların evlerinden koparılıp dünyaya dağıldı.
  • Bunlar geçmişte kaldı.
  • Dünyanın her başkentinde bunun duyulmasını istiyoruz:
  • İlk ve öncelikli olan sadece Amerika olacak!
  • Sınırlarımızı diğer ülkelerden koruyacak, işlerimizi ellerimizden alan fabrikalarımızı kapatan diğer ülkelerden koruyacağız.
  • ABD yine kazanmaya başlayacak.
  • İşleri geri getireceğiz, sınırlarımızı geri getireceğiz, refahı ve zenginliği geri getireceğiz, hayallerimizi geri getireceğiz.
  • Yeni yollar, otoyollar, köprüler, havaalanları, tüneller, köprüler, demir yolları yapacağız.
  • Halkımızı işsizlik maaşından kurtaracağız.
  • Ülkemizi yeniden inşa edeceğiz, Amerikan elleriyle ve Amerikan işgücüyle
  • İki basit kural: Amerikalılar ve üst sınıftan Amerikalılar eliyle
  • Eski ittifakları güçlendirip, yenilerini yapacak, medeni dünyayı radikal İslami terörizme karşı birleştirecek ve yeryüzünden silip atacağız.
  • Önce bizim çıkarımız
  • İncil der ki:
  • "Tanrı'nın halkı birlik halinde yaşamaya başladığında..."
  • Korunuyoruz, korunmaya devam edeceğiz, ordumuz ve Tanrı tarafından
  • Siyaset şikâyet mevkii, yan gelip yatma yeri değildir
  • Yeniden refah, yeniden büyüme
  • Eski bilgelik: siyah, kahverengi, beyaz da olsak, hepimizin kanı, vatanseverlerin kırmızı kanı
  • Gerçek ve büyük özgürlükler
  • Büyük Amerikan bayrağını selamlamak
  • Tüm Amerikalılar dinleyin: Sözleriniz asla kulak ardı edilmeyecek
  • Tanrı Amerika'yı yüceltsin!

 

OdaTV, yakalamış: Gotham'da Bane konuşuyor sanki!

 

Bay Başkan vaatlerini gerçekleştirebilirse dünyaya dağıldığını iddia ettiği bütün refahı kendi ülkesine toplayacak yeniden.

Dünyaya ihraç ettiği dolarları kendi ülkesine toplayacak, dünyaya dağılan endüstri toparlanıp Amerika'ya dönecek.

Hicret edip başka ülkeleri yurt tutan istihdam, Amerika'ya geri gelecek!

Amerikalı iş adamı Amerikalı iş gücüyle Amerika'yı imar edecek.

Dünya şunu kabul edecek: Amerika'nın çıkarları bütün dünyadan üstündür!

Radikal İslamî terörle büyük cihat!

Vatanseverlerin kırmızı kanı Amerika'yı kurtaracak

Biz kazanacağız, siz kazanacaksınız!

Devletiniz sizi asla ihmal etmeyecek!

Tanrı da öteki işlerini bırakacak, Amerika'yı yüceltecek!

Bu arada “dünya barışı”ndan, “halklara demokrasi götürmek”ten, “uygar(!) dünya ile işbirliği”nden, “batılı çıkarlar ve işbirliği”nden, “dünyaya uygarlık götürmek”ten hiç söz etmemiş olması da kayda değer. “İttifaklarımız” dedi, yani, ne dünya ne batı umurunda değil.

Bütün bunlar olup biterken dünyanın öteki ülkelerindeki servete, refaha, istihdama, imar faaliyetlerine, orduların gücüne, Tanrı'nın nimetlerine ne olacak dersiniz?

Bu soruya Bay Başkan’ın retoriğini öteki ülkelere projekte ederek verilecek cevap şu olabilir: Yoksullaşma, refah ve istihdam kaybı, imarda gerileme, askerî zaaf, Tanrı'nın nimetlerinin Amerika'da oturan Tanrı'nın halkına dönüşü sonucu "dünya nimetleri”nden mahrumiyet!

Çok mu karamsar buldunuz?

Trump, tek kelimeyle bütün dünyaya meydan okudu! Bütün şehirlere, bütün büyük başkentlere! Lakin “hayat tarzımızı kimseye empoze etmeyeceğiz” dedi. Büyük lütuf mudur bu? Hiç sanmıyorum. Amerikan “way of life”ın marka değeri en yüksek ürünü olan demokrasiyi empoze etmekten söz ediyor olmasın?

Konuşmasında en dikkat çekici vurgu açık düşman işaretlemesi ile ilgiliydi. Bu konuşmayla “açık düşman”, fundamentalist İslam'dan radikal İslamî terörizme çap atladı. Müslüman coğrafyalar için hava tahminlerinde daha sert bir fırtına yahut tayfun değil şimdiye kadar hiç görülmemiş bir kasırga alarmı mıdır bu? 11 Eylül, fundamentalist İslam ile savaşın başlaması demekti. W. Bush, ağzından kaçırıp bir Haçlı Seferi deyivermişti. El-Kaide, Taliban ve Boko-Haram ve DAEŞ gibi şeytanlar marifetiyle Afganistan, Irak, Somali ve Suriye coğrafyalarındaki operasyonları, 11 Eylül’den bağımsız görebilir miyiz? Öyle ise, tüm dünyada şimdi “radikal İslami terörizm”le Tanrı’nın halkı adına yürütülecek bir cihat için terörün işaret fişeği olacak büyüklükte bir terör operasyonu tahmininde bulunmak, “felaket baykuşluğu” mu olur?

Trump, “sınırlarımız” kelimesini öyle bir kullandı ki, aslında bütün ülkelere yayılan bir coğrafyada olan biten her şey Amerika’nın egemenlik alanında cereyan ediyor. “Sınırlarımızı korumak” deyişine bakacak olursanız sanırsınız “dört tarafı düşmanla çevrili” bir ülkeden söz ediyor. Halbuki hepi topu, iki komşulu bir kıta devleti. Kanada ile güvenlik sorunu elbette olamaz, Meksika’nın Amerika için bir güvenlik tehdidi oluşturduğuna ala kargalar kuyrukları ile güler olsa olsa. O halde Bay Trump’ın sözünü ettiği bu sınırlar, coğrafî sınırlar olamaz. Bu kullanımındaki sınırın dünyada geçmediği hiçbir coğrafya, hiçbir şehir, hiçbir “büyük başkent”, hiçbir sokak ve hatta hiçbir ev olmadığı anlaşılıyor. Ülkenize yapılan yollardan, otoyollardan, havaalanlarından ve tünellerden… geçiyor bu sınır. Amerika’nın unutulmuş kadın ve erkeklerine ait neyiniz varsa sınırın sizden taraftaki kısmından Amerika tarafına transfer edilmesi hayalini ateşledi Bay Tramp.

Bu sınır jargonundan ne çıkar? Sınırlar böyle çizilince “açık düşman”ın bu sınırlarla ilgisi nasıl açığa çıkacaktır? Tanrı’nın halkını “bir vahdet içinde birleştirmek” ulvi gayesi, Amerika’nın sınırları içinde bir yerlerde “radikal İslamî terörizm” patlaması ile start alacak olmasın?

Amerika'nın neyi başaracağını, bu koyu beyaz adamın hangi çılgınlığa imza atabileceğini zamanla göreceğiz. Amerikan ağzı ile Türkçe dublaj bir niyaz ile bitirelim: Tanrı, insanoğluna W. Bush’lu günleri aratmasın...