Türkiye'de Fikir


Mesele fikrin ne olduğu konusunda düğümleniyor aslında ama şöyle başlayalım: Fikir, "ben bu kızı alacam babalık, istediğin kadar olmaz de sen!" kabilinden bir pervasızlık beyanı mıdır? Buna bağlı olarak "göğsünü gere gere" sirkatini söyleyen merd-i kıptî cür'etkarlığı, "medenî cesaret"i süpürüp yerine kurulabilir mi? Gerçi, "medenî cesaret" de uzun zamandır "çıkma teklif edecek delikanlının yüzü yırtık teklifsizliği" sanılır oldu.

Yani efendim, "fikrini dobra dobra söylemek" diye de bir şey var. Buna göre herkesin bir fikri varmış da, bazıları cesur oldukları için fikrini "çatır çatır" söyler, öbürleri sündük ya da sünepe oldukları için fikirlerini söylemekten korkarmış sanılıyor. Fikir, tartışmalı bir konuda tarafını tuttuğun görüş, doğruluğuna hükmettiğin kanaatden mi ibarettir?

"Bitirin şimdi şu fikir çekişmecesini de işimize bakalım" gibisinden bir laf da var. Fikir, ortaya konulunca insanları bölüp çatıştıracak bir fitne tuzağı mıdır ki, "açmayın şu fikir meselelerini kardeşim yau, ne güzel tatlı tatlı sohbet ediyorduk şunun şurasında!" denilebilsin...

Fikir, zerzevat pazarına kabzımal arzı mıdır, "hangi tezgaha baksan iki çeşit patates" usulü sürüme gelsin!

Fikir, "bize faydalı", "çıkarımıza uygun", hiç değilse "zarardan kar" bir "menfaat fistanı" mıdır ki, "soysan da sana, giydirsen de sana" yarasın!

Memleket öyle bir sığlaşma ve paçozlaşma sath-ı mâilinde yuvarlanıyor ki, millet, fikre karnı tok, başkasının görüşüne karşı keskince bilenmiş "tüy bırakmaz ustura" kılağısında. Pes!

Fikirlerimi söylemeğe çekiniyorum. Sadece veya aslında baskı görme endişesi nedeniyle değil; işin kötüsü, fikirleri anlamak için mülahazat hanesi açık insan bulma şansımız giderek azalıyor. Daha da kötüsü, giderek yaygınlaşan iki huy var:

1. "Bu tam benlik laf" diyerek elma soyar gibi soyduktan sonra fikrinizi içinden çıkarıp çöpe atarak kelamınızı talan etmeyi mübah sayan bir "laf bezirganlığı"

2. "Ben bunu yeri gelince onun alnına yapıştırırım" kabilinden, istihbarat fişi doldurur gibi bir "laf istifçiliği"

Konuşmayı anlamlı bulmakta günden güne zorlanıyorum.

Fikirlerimi neden söylemeliyim?

Fikir, memleketin benden alacağı mıdır? Mesela bu alacağını tahsil konusunda çok mu hevesli, çok mu kararlıdır? "Ödemiyorum kardeşim!" desem söke söke alma rutinleri var mıdır? Yoksa "akla fikre karnı tok, havale ihbarı bekleyen esnaf" mısın ey memleketim?

Aklına gelen herşeyi "benim fikrim" (bu da "in my opinion"ın tercümesi bir Türkçe, kelimeler dilimizden ama ifade gavur filimlerinden) diye ayaküstü yumurtlamak, fikir beyan etmek midir?

Fikir nedir pekiyi?

Herkes her konuda fikir sahibi olmak zorunda mıdır?

Yıllar önce bir taksici şöyle demişti: "Valla hocam, ben öyle vara yoğa gafayı dahman. Durahdakı arhadaşlar bağa fikirsiz deller." Sadece emek verdiğimiz, ömür bağladığımız, bu sayede "iyi-kötü bildiğimiz" meselelerde fikir yürütsek de, geri kalan meselelerde "fikirsiz" olduğumuzu kabullensek daha mı kötü olur?

Fikir edinmek var, fikir yürütmek var, fikir aramak var, fikir geliştirmek var; fikri detaylandırmak var, olgunlaştırmak var, sonuçlarına götürmek, uygulanabilir hale getirmek var; fikri analiz etmek var, karşı argümanlarla sınamak var... Fikir işçiliği, çilesi, fikir emeği, fikrî haklar, fikrî mülkiyet filan var.

Fikir, teknik beceri gerektirir; ama yetmez, fikir birikimi, fikir işçiliği, fikrî mimari olmadan o beceri sayesinde, çok olsa tamircinin buz dolabından anladığı kadar anlarsınız fikirden, o da en iyi ihtimalle yani. Ayrıca, fikir analitik zekâ ister, buna rağmen herkes her fikrin tadımını yapamaz yine de; ancak anladığın meselelerde bir "fikir damağın" olabilir çünkü.

Fikir meselesinde, "yeni fikir" ihtiyacı, fikre değer veren toplumların en fazla açlığını çektiği şeydir. Böyle toplumlarda "benim bir fikrim var" (you know, "I have an idea") dediğinizde, herkes dönüp senin ağzının içine bakmaya başlar: "Dur bakalım ne diyecek!" Böyle toplumlarda fikirden kazanılmış büyük servetler, yeni fikirler olmadığı için erimeye başlar; o serveti bırakın artırmayı, korumak için bile "artık eskimiş fikirler"in yerine yenilerini koymanız gerekir. Bu, "işin kapitalist" tarafıdır elbette.

Lakin kapitalizm sadece ekonomik bir şey değildir. Böyle toplumlarda eğitim, başlıbaşına bir "fikrî yetenekleri kırbaçlama" sürecidir. Hoca derse geldiğinde, (Türkiye'de olduğu gibi) fikirsiz bir kalabalığa fikir boca etmeye değil, problemi formüle edip mevcut fikirleri tartıştırdıktan sonra öğrencilerinin ağzının içine bakmaya gelir: "Şimdi hanginiz yeni bir şey söyleyecek!" Ciddi üniversiteler AA, A+ veya Abonus notu uygular (sanırım Şehir Üniversitesi bunu uyguluyor); bu notu da sadece bu "yeni fikir formüle eden" genç insanlara verirler. Bu not iki anlama gelir:

1. Bu çocukta bir parıltı var, bu derste müthiş yaratıcıydı; sadece derse kusursuz devam edip verilen çalışmaları eksizsiz yapmakla yetinmedi; sınavlarda sorulan her soruyu doğru cevaplamakla ve aktarılan problemlerin çözümünü kavramakla kalmadı; benzer problemleri, kendisine aktarılmış olmasa da çözüyor; dahası, kendisi fikir geliştirecek kadar bu derse kendini verdi, yepyeni fikirler gündeme getirdi. Bu, en başarılılardan daha parlak bir gençti bu derste. Bu çocuğa dikkat çekiyorum!

2. Derse sadece bu adanmışlıkla katılmakla kalmadı, bu genç insan, bu ders kapsamında bizim fikir dünyamıza bir şeyler kattı. Ondan yeni bir şey öğrendim, hoca olarak benim birikimime bir şeyler kattı.

Bu ikincisi, pratikte, hocanın dersine, araştırmasına, projesine bu delikanlının "çok maddi bir faydası" olduğunu gösterir.

Böyle memleketlerde, daha mektepteyken, karşınızda, gözlerini gözlerinize dikmiş, yeni bir şey söylemeniz için sizi ağzı açık dinlemeye hazır, söylediğiniz şey yeni değilse zekice espriler yaparak "yeme bizi, bak o, sana aktardığım filan fikrin kılık değiştirmiş bir biçimi. hadi bakiyim, yeni fikir bulmak için çalıştır şu saksıyı!" diye sizi tatlı sert azarlayan hocalar kışkırtır, yeni fikirler bulmaya. İş hayatı, yeni fikirler, eski fikirlere yeni uyarlamalar, eski fikirlerin bit yeniklerini teşhis yeteneği sergileyen insanları yükseltir hızla.

Fikir, emek ister, birikim ister, analitik zeka ister, karşılaştırmalı muhakeme ister, sonuçlarına götürecek bir mantıksal kurgu ister, fikir bina etmek için hendese, binasını insanlaştırmak, hayat haline getirmek için mimârî bir kavrayış ve estetik ister.

Benden ne istiyorsun ey memleketim!

Son zahmetini YGS-LYS'de çekmiş evlatlarını yormadan mezun etmemi değil mi! İtilmiş-kakılmış kimliklerini okşamamı, heveslerini süslü göstermemi, boş gururunu pohpohlamamı, aşağılık duygunu besleyecek bir özgüven pompalamamı, liderlerine tapınmanın ne kadar doğru, muarız laflar edenlerin ne kadar aşağılık olduğunu söylememi değil mi!

Hah işte, ey memleketim, senin fikir sandığın, bu yaldızlı yanaşmalık beyanından ibarettir. Onu alacağın evlatların çok, beni rahat bırak!