On Yıl Meydan Okuması (#10yearschallenge)


Sosyal medyadaki yeni akımın adı: “10 years challenge”. Yani on sene meydan okuması. Bu akım ile birlikte, insanlar, 10 sene önce çekilmiş bir fotoğraflarıyla yeni çekilmiş bir fotoğraflarını yan yana koyarak, yaşamış oldukları değişimi sosyal medya üzerinden sergiliyorlar.

Milyonlarca takipçisi bulunan oyuncuların, sanatçıların ve sporcuların eski ve yeni fotoğrafları ilgi çekse de bu “challenge” bizde tamamen başka bir noktaya evrildi.

Birçok genç kadın, #10yearschallenge etiketi ve “büyüdük, güzelleştik, özgürleştik” notuyla, eski başörtülü ve yeni başı açık fotoğraflarını paylaşmaya başladı. Özellikle genç neslin inancını kaybettiği, deizme, hatta ateizme kaydığı sıkça dile getirilip tartışılırken ortaya çıkan bu yeni durum hayli ilgi çekici.

Büşra CebeciAslında konuyla ilgili olarak bir süredir birçok şey yazılıp çiziliyor. https://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/193792-basortusu-mucadelesinin-degisen-yolculugu adresinde, kendisi de başörtülüyken açılmaya karar veren genç gazeteci Büşra Cebeci çeşitli röportajları içeren sekiz yazı yayınladı.

https://www.yalnizyurumeyeceksin.com/ adresinde bir zamandır çok sayıda genç kadının baş açma hikayelerini anlattıkları mektupları yayınlanıyor.

Bu sosyal hareketliliğin derin bir sosyolojik analize ihtiyacı var. Böylesine ayrıntılı, bilimsel bir araştırmaya hazırlanırken yapılabilecek bazı ön tespitler ve sorulabilecek bazı sorular şunlar:
 

  1. Siber sömürgecilik gayretlerinin son derece tehlikeli bir yer haline getirdiği sanal alemde rastladığımız her şeye şüpheyle yaklaşmamız artık şart. Öncelikle benzer çalışmaların İran özelinde daha önce yapıldığını akılda tutarak, bir psikolojik operasyonla karşı olup olmadığımızı araştırmamız lazım. Acaba bu paylaşımlar buzdağının su üzerinde görülebilen ucu mu yoksa bir manipülasyon amacı ile köpürtülen, kimi samimi kimi sahte “ifşalar” mı? BBC Türkçe’nin https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-46758752 adresinde yaptığı haber toplumun nabzını tutan, derin bir toplumsal değişimin izlerini süren gazetecilerin başarısı mıydı yoksa bir dizi sosyo-psikolojik manipülasyon çabasının adımlarından birisi miydi diye sormamız gerekiyor. BBC’nin konuya ilgisinin sürdüğü görülüyor: https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-46930951

     

  2. Keşke şöyle esaslı bir araştırma yapılabilse de bu şekilde başını açanların yahut açmayı düşünenlerin geri kalanlara oranı ile ilgili bilimsel bilgiye ulaşabilsek. Öte tarafta başını örtmeye karar veren ya da bunu düşünenlerin oranı da gayet ilgi çekici bir metrik olabilir. Havai fişeklerle kutlamalara girişmeden, yahut ağıtlar yakmadan önce karşılaştığımız fenomen hakkında “algısal” değil “bulgusal” verilere ihtiyacımız var.

     

  3. Başını açanların eski, başörtülü fotoğraflarını paylaşmalarına karşılık başlarını örten kadınların eski açık fotoğraflarını paylaşmaları söz konusu değil. Bilakis tesettüre karar verenler eski açık fotoğraflarını mümkün olduğunca toplar, kimse tarafından görülmemesini sağlamaya çalışırlar. Çünkü o açık fotoğraftaki kişi hala kendileridir. Ama açılanlar sanki önceki fotoğraftaki kişi artık kendileri değilmiş gibi davranıyorlar. Evet bir zamanlar bir tırtıldım ama o halimle bir alâkam kalmadı, artık ben bir kelebeğim, bambaşka bir varlığım diyorlar sanki… “Güzelleştik” vurgusuna dikkat.

     

  4. Başını açmaya karar veren kadınları bu kararı alırken nelerin etkilediği sorusunun cevabı da oldukça mühim. Siyasetle yatıp siyasetle kalkan bir toplum olarak meseleyi hemen siyasi bir zemine taşımaya mütemayiliz. Oysa ki şehirleşmeden, post modernizme, relativizmden, feminist hareketin yükselişine, geç yaşanan bir “büyübozumundan” sosyal medya etkisine kadar iç içe geçmiş birçok “sebep” söz konusu olabilir.

     

  5. Bir kadının başını örtmeye ya da açmaya karar vermesi büyük zorlukları, toplumsal baskıları, dedikoduları tek başına göğüslemesi anlamına gelir. Geleneksel çevreden fiziksel olarak uzaklaşmak, sosyalleşme zeminlerini değiştirmek bu zorluğu “azaltan” bir faktördür. Bu açıdan bakıldığında, bu zor kararı alan kadınların ne kadarının yurtdışındayken, ne kadarının yurt içinde ama kendi şehrinden uzakta okurken, yani kendi geleneksel çevresinden uzakken kararını uygulamaya koyduğu önemli ipuçları verebilir.

     

  6. Sosyal medya “evden çıkmadan” başka “mahalleye” taşınma imkânı sağlıyor. Acaba yukarıda bahsettiğimiz sosyal çevre değişikliği sadece sanal ortamda da olsa aynı etkiyi üretebilir mi? Mesela bir üniversite öğrencisi, sadece internette “takıldığı” ortamlardan ve kişilerden etkilenerek başını açmak ya da örtmek gibi son derece radikal bir karar verebilir mi?

     

  7. Gerçek dünyada başını örtmeye ya da açmaya karar veren kişinin kararından onunla temas halindeki her insan derhal haberdar olur. Evinin kapısından çıktığında kapı komşuları, alışveriş yaptığı marketin çalışanları, sürekli kullandığı dolmuş hattının yolcuları, okul/iş arkadaşları yeni kıyafetiyle kadını görür. Kimisi umursamaz, kimisi yargılar, kimisi ayıplar, kimisi de destekler. Bu son derece travmatik bir süreçtir. Belki de birçok kişi aldığı kararı uygulamayı sırf bu yüzden erteler durur. Tabiatıyla açılma/kapanma konusunda alınan kararı çevreden saklama imkânı yoktur ama sadece sanal alemde etkileşime girilen insanları yeni görünüşünden haberdar etmek kararı uygulamaya koyan kişiye kalmıştır. On yıl meydan okumasını bahane ederek “açıldığını” sanal alemde tanıdığı tanımadığı herkese ilan etme arzusunun da incelenmesi gereken bir duygu olduğu görülüyor. Kadınlar kendileri için zaten hayli “travmatik” olan bu süreci neden daha da ağırlaştırmak ister? Sanal âlemde yeni görünüşün ifşasına, fiziksel çevreye karşı meydan okuma süreci tamamlandıktan sonra mı sıra gelir yoksa ikisi beraber mi yürür?

     

  8. Yapılan paylaşımların çoğunda sadece başörtüsünün çıkartılmadığı, inancın da kaybedilmiş olduğu görülüyor. Hatta bazılarında bu açıkça ifade ediliyor. Şarap kadehiyle yahut iyice dekolte kıyafetlerle verilen yeni pozlar gerçekten bir “challenge” olduğunu işaret ediyor.  Acaba bu pozlar özgürleşmenin, bir iç yolculuğun mu, eski mahalleye meydan okumanın mı, yoksa yeni mahallede kabul görme çabasının mı neticesi? Terk edilen ne? Din mi? Millet mi? Gelenek mi? Eski mahalle mi?

     

  9. On yıl meydan okuması kapsamında yapılan paylaşımlara seyirci konumundaki erkeklerin ve kadınların verdiği tepkiler de incelenmeyi hak ediyor. Kimisi “özgürleşen” kadınları alkışlarken, kimisi kendince “yoldan çıkmış” kadınlara öfke kusuyor, kimisi de hakaretle, alayla, aşağılamayla meşgul. Komplo teorileri üretenler bile var. Aslında birçok Müslüman genç erkek de benzer bir süreçten geçiyor ama tabi yaşadıkları dönüşüm kadınlarınki kadar görünür olmadığı için yeterince tartışılmıyor. İnanç düzlemimizde görmezden gelinemeyecek kadar yoğun “tektonik” hareketlilikler var.

     

  10. Zor bir soru: Şahitlik ettiğimiz, Türk Müslümanlığının içi boşalmış, sadece kabuğu kalmış bir ağaç misali, yıkılmadan önce kendi kendine çatırdaması mı? Yoksa bir tarafta iki ruhluluktan kurtulmanın, toplumun bizi takmaya zorladığı maskeleri fırlatıp atmanın, diğer tarafta yozlaşan, içi boşalan inanma şekillerini terk edip, daha doğru, daha ihlaslı, daha samimi bir inancı inşa etmenin erken aşamaları mı?
     

Daha cevap aranması gereken çok soru, araştırılması gereken çok mevzu var. Yaşadığımız toplumsal değişimi anlamak için daha çok gayret etmemiz gerek