BRÜKSEL NOTLARI

Tebrik kartı değil kafaya atılan taş..

11 Ocak 2017

Son dönemin en ilginç kamu diplomasisi girişimi olarak tanımlayabileceğimiz Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün yılbaşı tebrik kartları dikkatlerden kaçmadı. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanından Avrupa Konseyi yetkililerine kadar uzanan bir yelpazede dünyanın bir çok bölgesinde bu kartlar ya dağıtılıyor ya da elden takdim ediliyor. Bu insiyatif 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ terörü, Demokrasiye karşı milletin direnişi ve anayasal düzenin Türkiye'de nasıl canla başla savunulduğunun sembolü olarak tasarlanmış.

Avrupa Birliğinin Türkiye çıkmazı

24 Kasım 2016

Türkiye benim görüşüme göre AB'de yer almalıdır. Bunu kendi için yapmasa da AB içindeki 40 milyon Müslümanın güvenliği ve geleceği için yapmalıdır. Türkiye'nin rotası Avrupa'dır. Şangay Beşlisi ve D8 gibi kurumların düşünülmesi yanlış değildir ancak AB'ye üyeliğin önünde de engel değildir. Akl-ı selimle düşünerek bugünden itibaren yeniden başlanması gereken, stratejisi net olan, AB kulvarlarına ve müktesebatına aşina olan bir ekibin yol haritası üretmesine bakıyor her şey. Bunun için en başta yapmamız gereken hamlelerden biri kendi içimize dönük olan algı yönetiminden vazgeçmek olacaktır. Birbirimizi kandırmayalım, kendimizi kandırmayalım, dosdoğru çıkalım AB'nin karşısına ve müzajereyi adam akıllıca yürütelim. Medeniyetimizden aldığımız cesaret ve tecrübeyle AB için reçete olmaya bakalım. Daha yol çok uzun ama gitmeye değer olacaktır.

Brüksel'de Sonbahar Etkinlikleri

24 Ekim 2016

Batı kamuoyunda ve medyasında Türkiye karşıtı algı operasyonlarının ve dezenformasyonun düşmanlık safhasına çıktığını uzun zamandır anlatıyoruz. Brüksel bu konuda bir merkez işlevi görüyor. Diasporik yapımızın yoğun olmasına rağmen insan potansiyelimizi tam anlamında kullanabilmiş değiliz. Akraba toplulukları da harekete geçirebilmiş değiliz. Son derece amatör girişimler söz konusu. Aynı zamanda çakallık derecesinde oportünist davranan, bazen kripto FETÖ üyelerinin de içinde olduğu sözde lobi çalışmaları mevcut. Bu karmaşanın temelinde sistemsizlik yatıyor. Hükümetlerarası kuruluşlarda geriden gelmemizin sebebi lobi stratejilerimizin bir merkezden kurgulanamayışı var. Son haftalarda ipini koparan Brüksel'de soluğu alıyor. 

Batarken Kimliğe Sarılmak

14 Haziran 2016

Avrupa değişmiştir. Bugünün Avrupası kendi içindeki dinsel ve etnik azınlıklar için İnsan Haklarının, demokratik prensiplerin ve eşit hakların geçerli olmadığı bir bölge halini almıştır. Popülist siyasetçilerin yüksek performans gösterdiği şoven Avrupa'nın son 50 yılda oluşturmaya çalıştığı ne kadar değer varsa birkaç yıl içinde yok olmuştur. Terörün, ötekileştirmenin, kurumsallaşan ayrımcılıkların sonucunda kendi kimliği etrafında içe kapanan bir Avrupa'dan bahsedebiliriz. Medeniyet değerlerini Hristiyan kimliğe dayandıran bir Avrupa aklının Müslüman topluluklara eşit yer verebilmesi mümkün değildir. Müslüman topluluklar Avrupa'nın vicdan testi olmuştur ve bu testi maalesef Avrupa ülkeleri kaybetmek üzereler.

Avrupa'da Müslüman Siyasetçi Tasfiyesi

28 Nisan 2016

Bir de sessiz kalamayan, aidiyet bilinçlerinin zorladığı siyasetçiler var ki son günlerde derin Avrupa onları tasfiye ediyor. Bu grubun en önemli özelliğinin kimlikleriyle barışık olması değil, bu kimliğin görünür olması. Belçika'da Brüksel Bölge Parlamentosu Mahinur Özdemir Hanımefendiyle başlayan süreç İsveç'te Bakanlık yapan Mehmet Kaplan'la devam etti. Görüldü ki tepki gelmiyor, o halde kendi ülkelerinin medeniyet kökleriyle kim barışık ise hedef alınmaya başladı. Yaşanılan bu sürecin bir siyasi soykırım olduğunu iyi görmek gerekir. Bugün itibariyle İsveç, Hollanda, Almanya, Belçika ve Fransa bu doğrultuda adımlar atmaktadır.

Acının Pazarı

18 Şubat 2016

Fransa'da Kasım ayında çok boyutlu bir terör saldırısı oldu. Olağanüstü Hal daha dün 3 aylık bir süre için uzatıldı. Bu çerçeve bir takım hak ihlallerini de normal hale gatirmesine rağmen hiç kimse itiraz etmedi. Belçika ve Fransa'da uygulanan Sosyal Medya kısıtlamaları da vatandaşlar tarafından hoş karşılandı. Bunun aksine hareket edenler için polis devreye girdi çünkü. Terörle mücadele konusunda tolerans gösterilemezdi. Avrupalı Türkler de bu duruma itiraz etmediler ve çoğunlukla Teröre maruz kalan ülkelerin bir şekilde yanında oldular.

Avrupa İslamı

11 Şubat 2016

Avrupa değerlerini dâhil edici bir yaklaşımla yeniden tanımlayıp Hıristiyan-Yahudi medeniyetine sıkışmışlıktan çıkarıp Müslüman değerlerini harmanlayarak, daha bütünlükçü bir Avrupa tanımına doğru yol almak lazım. Bu tanınma ve dahil edilme süreci krizleri çözecektir ve Avrupa demokrasilerinin dünyada yeniden prestij kazanması sağlayacaktır. Tanımlanan bu Yeni Avrupa kendi dini ve etnik azınlıklarıyla oluşturacağı yeni bir sözleşmeyle ve kabul görme ile yürürlüğe girecektir.

Lobicilik Anlayışımız

26 Ocak 2016

Lobicilik, karar alıcılar tarafından belirlenen veya belirlenecek politikaları etkileme faaliyetleridir. Bu çalışmalar politikacıları, kanun koyucuları, bürokratları ve her türlü iktidar ve güç merkezlerini etkilemeye yönelik her çeşit faaliyeti kapsar. Faaliyetler organize gruplar, STK'lar veya özel şirketler tarafından ya da kanun koyucular ve memurlar arasındaki gruplar tarafından yürütülebilir. Devlet çalışmalarını ve yasaları özel bir çıkar ya da bir lobi faydasına etkilemeye çalışan kişi veya kuruluşlara lobici denir. Hükümetler çoğunlukla organize grup lobiciliğini tanımlar ve regüle ederler. Lobicilik ilk kez 1946'da Amerika'da "Federal Regulation of Lobbying Act" ile yasal bir çerçeve içine alınmış, federal hükümetler lobicilik faaliyetlerini modern devlet sisteminin ve hükümet anlayışının önemli vazgeçilmez bir unsuru olduğunu kabul etmişlerdir.

Brüksel hattında Suriye krizi..

18 Aralık 2015

Yabancı Terörist Savaşçıların önemli bölümü Avrupa ülkelerinden gelmektedir. Avrupa’da radikalleşmeyi önleyecek tedbirlerin alınmaması, İslamofobi ve entegrasyon sorunları, şüphelilerin yurtdışı seyahatlerinin engellenmemesi gibi sebepler Avrupalı katılımcıların sayısını yükseltmektedir. Batı kaynaklı analizlerde radikalleşme sorunu dini ve kültürel motiflerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu “oryantalist” bakış açısı, radikalleşme sorununu açıklamaktan son derece uzaktır. Tam aksine, bölgede radikalleşmeye yol açan süreçler tamamen siyasaldır; temsiliyet ve meşruiyet krizinin, bölgesel ve küresel siyasetteki başarısızlığın bir neticesidir.