Prof. Dr. Alaattin Karaca ile Facebook Söyleşimiz

30 Aralık 2015

“YazarIarımızla Facebook Buluşmaları” faaliyetimiz kapsamında Fikir Coğrafyası’nın kıymetli yazarlarından  Prof. Dr. Alaattin KARACA ile facebook grubumuzda (www.facebook.com/groups/fikircografyasi/) saat 21.00-23.00 arası yaptığımız söyleşi.  


Salih Cenap Baydar:
Kıymetli Alaattin Karaca hocam iyi akşamlar

Alaattin Karaca: 
İyi akşamlar Cenap Bey, iyi akşamlar arkadaşlar..
Kendimi sorguya çekilecek zanlı gibi hissediyorum... Zormuş.

Salih Cenap Baydar:
smile ifade simgesi Hocam ilk soruyu ben yöneltiyorum... Katılımcılarımızdan gelecek yeni sorularla ilerleriz inşallah...

Alaattin Karaca: 
Buyurun.

Salih Cenap Baydar:
Hocam yakın tarihimize baktığımızda ülkemizde fikir hareketlerinin öncülerinin edebiyatçılar, özellikle de şairler olduğunu görüyoruz. Mehmet Akif-Tevfik Fikret, Necip Fazıl-Nazım Hikmet gibi şairlerimiz çeşitli fikir cereyanlarının en önde görünen isimleri oluyorlar... Sizce bu çetin görev neden şairlere düşüyor ve şairlerimizin bu işi bihakkın yaptıklarını söyleyebilir miyiz?

Alaattin Karaca: 
Bu geleneksel bir anlayış sanırım. Bizde şairi mürşid" gibi görmek. Divan şiirinde de var bu. Özellikle tasavvufta. Aslında Tanzimat'tan sonra da devam ediyor. Şairler bir "Üstad".. Üstad Ekrem, Üstad Hâmid, Muallim Naci, Hace-i Evvel Ahmet Midhat Efendi, Tabii ki Üstad Necip Fazıl..

Bekir Paksoy: 
Üstatlıkları nazımdan mı yoksa siyasadan mı hocam

Alaattin Karaca: 
Niye bu böyle? Genelde fikir hareketleri, edebiyat yoluyla yayılır. Milli Edebiyata bakınız. Ulus-devlet oluşta Ziya Gökalp başta olmak üzere, Ömer Seyfettin'in, Genç Kalemlerin de etkisi büyük. Şairler, korkulan insanlardır Bekir Bey. Gaiple ilişki kurduklarına inanılıyordu eskiden. Şamanları dahi unutmayalım. Platon onları biraz da bu yüzden kovuyor, diyebiliriz.

Salih Cenap Baydar:
O zaman bu yaklaşımın şairlerin seziş yetenekleriyle ilgisi var. Şamanizm döneminin kamları misali "ötelerle" sezgi yoluyla bağlantı kuran kimselerin siyasi/fikri önderlikleri bize cazip geliyor olabilir mi?

Öznur İşlek: 
peki hocam bu üstat denilen yazarlar devletle ters düşen içerikli eserler verselerdi yine üstat olarak anılabilirler miydi yoksa verdikleri edebi eserlere göre mi üstat olurlardı yine

Alaattin Karaca: 
Şiir, kelimesinin bir başka anlamı da öteye doğru uzayan saçmış...

Alaattin Karaca: 
Öznur Üstadlık, özellikle Tanzimat'tan sonra şöyle: Edebi halkalar var, gruplar biliyorsun. Devrin önemli şahsiyetleri bunlar. Örneğin Muallim Naci. üstaddır. Ve çevresinde bir halka oluşturmuştur. Devlet ve iktidarla ilişkilerine göre bakmamak lazım.

Alaattin Karaca: 
Bir tür modern mürşid- derviş ilişkisi gibi bir şey...

Alaattin Karaca: 
Muallim Naci dışında Ekrem var örneğin o da ayrı bir grup, bir halka ters istikamette.
Necip Fazıl örneğine gelirsek, o da bir Üstad. Üstelik ortaya çıktığı, kendini gösterdiği devir itibariyle iktidara ters... İktidara karşı bir söylemle sivriliyor. Ve "Üstad"ın çevresinde ona gönülden bağlananlar var.
Asıl sorun şu: Yani bu üstadlar eleştirilemez, insanlar mı?

Öznur İşlek: 
hocam bence eleştirilir. baktığımızda üstadlar bile birbirlerini eleştiriyorlar

Alaattin Karaca: 
Üstad'lar herşeyi doğru mu yaparlar? Bizde bu önemli bir sorun. Çünkü "mürid"ler bu şiir üstdalarını aynı zamanda toplumsal kurtarıcı gibi de görüyorlar.
Bnce şair, toplumsal kurtarıcı değil!.. Ancak şiir, bilgiyle birleşirse müthiş bir şey olur. Düşünsenize bir insan hem şair-hem tarihçi. O zaman iyi tarihçi olabilir.

Tayfur Toprak: 
şair bence hocam , toplumun ve kendi duygularını yönelten duygusal bir insan smile ifade simgesi

Alaattin Karaca: 
Bunu Ece Ayhan söylüyor. Ömer Lütfi Barkan için. Keşke bir de şair olsaydı diyor. Şair Karakoç'n deyişiyle milletine sorumlu, hatta tüm insanlığa karşı sorumlulukları var.

Bekir Paksoy: 
'şairler' bu sorumluluk işinden biraz ırak dursalar... daha iyi olmaz mı hocam.. sanatı sanat için yapsalar

Salih Cenap Baydar:
Bekir Paksoy beyefendinin yorumundan hareketle biraz provakatif bir soru: Fikir hayatımızdaki ana arterler şairler yerine sosyologların, tarihçilerin, siyaset bilimcilerin, felsefecilerin, hukukçuların hatta mühendislerin ortak gayretleriyle kurulsa ne kaybederdik ne kazanırdık?

Alaattin Karaca: 
Bekir Bey, ben şahsen sanat sanat içindir vb. kalıp sözlere katılmam. Ama sanat veya başka bir şey yalnızca kendisi için yapılmaz. Kendi ülkem ve evrensel ölçekte, sanatın gayesinin Hakk'ı anlatmak, tabii ki güzel anlatmak şartıyla, olduğuna inanıyorum.

Adnan Tekşen : 
Cenap Bey'e katkı. Prens Sabahattin'in "Türkiye Nasıl Kurtulur " kitabı bir Namık Kemal'in fikirleri kadar ciddiye alınmadı

Alaattin Karaca: 
İşin doğrusu, hiçbir iktidar, toplumsal/siyasal anlamda söylüyorum, sanata dayanmadan, sanatsal etkinlikler olmadan, iktidarını, daha genel anlamda söyleyeyim medeniyetini kuramaz.

Kamil Güngör: 
Merhaba Alaaddin Bey. Ben edebiyatla çok ilgili değilim ama, yakın zamanda muhatap olduğum bir edebiyat profesörü hocamıza edebiyatçılarla ilgili sorduğum bir soruya verdiği cevap şaşırttı beni. Cevabı kısaca bilindik edebiyatçıların hiç de gerçek edebiyatçı olmadığı, edebiyatçıların öldükten sonra değerinin anlaşıldığına dairdi. Sizce de öyle mi ya da adını sanını bildiğimiz edebiyatçılar gerçekte sadece popüler mi. Teşekkür ederim.

Esranur Terlemez: 
Hocam bugün herkes şairim diye ortaya çıkabiliyor,ya da şiir yazdığını sanan çok insan var sizce gerçek şiir diye neye denir ? Bir edebiyatçı olarak bize yazdıkları şiirleri gösterdiklerinde hangi ölçütlere göre degerlendirmeliyiz?

Alaattin Karaca: 
Söz, büyülü bir nesnedir, insanı kuşatır, insanı derinden etkiler, bu sebeple sanatın medeniyeti inşa etmede, yaymada önemli olduğunu düşünüyorum.

Bekir Paksoy: 
söz... medeniyetin ruhunu, içini inşa eder.. bir de dışın inşası ve sürdürülebilirliği var hocam... o nasıl olacak

Alaattin Karaca: 
Kamil Bey, edebiyatçıların öldükten sonra değerinin anlaşıldığı düşüncesine katılmıyorum. Ama genelde böyle realite.

Alaattin Karaca: 
Bekir Bey, önemli bir konuya temas ettiniz. Edebiyat, neticede, teorik, daha doğrusu retorik bir etkinliktir. Düşünce diyelim buna. Ama pratize edecek siyasal erktir, devlet adamlarıdır.

Alaattin Karaca: 
esranur, şiirin ölçütünü bilseydim, bilseydik herkes şiir yazardı. Ama şiir, edebiyat herşeyden önce "özgün" olabilmek, özgün bir dil, özgün bir düşünce, özgün bir hayal bulma meselesi. Kendi dilini, kendine özgü düşüncesini, kendine özgü bir bakış bulabilmesi. Kim ki, başkalarına benzemiyorsa iyi şiir yazabilir.

Alaattin Karaca: 
ısındım denemez bu sorguya.. Aslında benim kafamı nicedir, Türk edebiyatı tarihinin ölçütleri kurcalar.

Salih Cenap Baydar:
Hocam konuyu biraz değiştirelim o zaman..

Alaattin Karaca: 
Hala herkes hak ettiği yerde değil bence, edebiyat tarihlerinin "modern" ölçütlere göre dizayn edildiğini düşünüyorum.

Salih Cenap Baydar:
Edebiyatımız batılılaşma sürecinde fikri değişimimizi ne ölçüde doğru yansıttı? Bu konuda en başarılı gördüğünüz edebiyatçılarımız hangileridir?

Mehmet Çetin  : 
Hocam selamlar, Sanatın bir iktidarın kurulmasına katkısı ile medeniyet inşasında rol üstlenmesi arasında ilişki ve varsa fark hakkında ne dersiniz?

Alaattin Karaca: 
Türk edebiyatında, Batılılaşmayı savunan, Osmanlı modernleşmecileri edebiyat tarihinde hep kendilerine müstesna ve mümtaz bir yer buldular. Örneğin recaizade Ekrem, yeninin temsilcisi olarak lanse edilirken, Naci "eski"nin harabatiliğin temsilcisi olarak gösterildi. hatta edebiyat tarihlerine bakarsanız, Naci'nin sarığının bile söz konusu edildiğini görürsünüz. Şinasi'yi müceddid yapan ne idi? bence Batıcı oluşu idi. Batıcı olmak, Batılı bir edebiyatı model almak, bizde önemliydi.

Alaattin Karaca: 
Mehmet Bey, bir iktidarın sanata mutlaka ihtiyacı vardır. Sultan Süleyman'ı Süleyman yapan, adını tarihe kazıyan onu sembolleştiren Süleymaniye Caii.

Adnan Tekşen : 
Alaattin hocama minik bir katkı: Anadoludaki selçuklu beylerinin hemen hemen hepsinin çevresinde sanatçılar vardı. Bey olmak için adeta bir şart haline gelmişti.

Alaattin Karaca: 
sanat, edebiyat, aslında bir iktidarı meşrulaştırır da. Örneğin Mali'de kral tahta çıkınca şeceresini içeren bir kaside okunması gelenektenmiş, bu uzun şiir bir bakıma Kral'ın da meşrulaşması anlamını taşır. Şimdi culusnameler, kasideler vs. aslında padişahın aynı zamanda tahtta olmasını meşrulaştırı, pekiştirir...

Kamil Güngör: 
Hocam Divan şairi ve bu şiiri anlayan pek kalmadı sanırım. En son Yahya Kemal denir ama amatör düzeyde ilgilenenlerin hala olduğu yönünde duyumlarım da var. Benim iddiam olmamakla birlikte Darendeli Hulusi Efendinin şiirleri de Divan kategorisine girer mi. Ne kadar biliniyor edebiyat camiasında. Teşekkür ederim

Mehmet Çetin  : 
Elbette.. Hatta sanatın da bir iktidara yani bir Süleyman'a ihtiyacı olabilir. Benim sorum bu ilişkilerin zaruretinden ziyade kirli bir ilişki biçimine dönüşmesi riski ile ilişkiliydi.

Alaattin Karaca: 
Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyetinin kültrel inşada en önemli araçları edebiyattı, şiirdi, romanları. Atatürk'e yazılan şiirler de bir tür meşrulaştırma, iktidarı yayma, benimsetme aracıydı, öte yandan, Halide Edip'in vurun Kahpesi, çalıkuşu, yaban. hepsinin yeni ve seküler bir iktidar/kültür oluşturmada yaygın bir etkisi olduğu muhakkak.

Salih Cenap Baydar:
Küçük bir katkı:

Mustafa Kemal ölünce ben bile bir şiir yazmıştım. Kemalizm bir büyüydü. Fakat ölümle bu büyü bozuldu. Aydınlar tabiî olarak marksist oldular.
Cemil Meriç (Cemil Meriç ile Sohbetler, s. 219)
http://www.alticizilisatirlar.net/acs/kemalizm-bir-buyuydu

Bekir Paksoy: 
Sanat, sanat için olmalı dedim... katılmadınız. Bakın sıkıntılar nasıl başgösteriyor

Mustafa Everdi : 
TanPınar osmanlı ihtişamı ile cumhuriyetin sığ kültürü arasında gecisin sancılarini duyan muzdarip bir ruh diyebilir miyiz o zaman.

Alaattin Karaca: 
hamid'in şiirleri, hatta cenab'ınkiler gözümün önüne geliyor. Aslında ben, bu tür, devlet adamlarının hepsine yazılan şiirlerin, Divan şiirindeki kaside geleneğinin devamı olduğunu, iktidardakini pekiştirme, meşrulaştırma işlevi gördüğünü düşünüyorum. Divan şiirindeki bir Padişaha yazılan kaside ile Cumhuriyet sonrasında bir devlet adamına yazılan şiiri karşılaştırmak bu bakımdan dikkate değer sonuçlar verebilir.

Mehmet Çetin  : 
Kaside-i Bürde de var?

Alaattin Karaca: 
Ah Mustafa Abi, Tanpınar kadar mustarip birkaç edebiyatçı, olsaydı, bu millet hikâyesini okurdu. Doğrudur. Tanpınar, Doğu ile Batı arasında kalmış, bu arada kalışı, eşikte bulunuş hikâyesini en derinden hissetmiş, romanlarına, en sahih bir şekilde yansıtmış yazardır. Şimdi bir mümin çıkıp da bu arada kalmayı onun kadar derinden, onun kadar samimi anlatsaydı. Hangimiz arada kalmamışız ki?... Bunu yazacağımıza ya kimimiz Oğuz Atay'a ya da kimilerimiz Dosto'ya saplanıp kaldık. Oysa bizim hikayemiz hala anlatılmadı edebiyatımızda sanatımızda.

Salih Cenap Baydar:
Alaattin Karaca hocam bakın Cemil Meriç samîmi, dürüst, mütecessis bir müsteşrik diyor Tanpınar için:

İsmail Habib bizde ilk edebiyat tarihçisi. Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi Tanzimat'tan zamanımıza kadar edebiyatçıların bir müdafaanamesidir. İlim adamı değildir İsmail Habîb. Samimiyeti kusurlarını örter. Tanpınar da samîmi, dürüst, mütecessis bir müsteşriktir. Maddî sıkıntı çekmedi. Babası kadıydı.
../..
Batı'yı bilir. Doğu bilgisi ise dekoratiftir, plastiktir. Renan dahi bir cami karşısında ürperir. Ki, Ali Milani Tanpınar'ın Sultaanahmet Camii penceresinden içeri bakarken ağladığını görmüş. Tanpınar içine giremez caminin.

Cemil Meriç (Cemil Meriç ile Sohbetler, s. 47)

Alaattin Karaca: 
Bir de Cemil Meriç'te gördüm o derin eşikte kalma hâlini, o büyük ıstırabı, kafasıyla başka yerde, gönlüyle burada, ama ikiye bölünmüşlük. Bizim kaderimiz "bilinç yarılması. sadece bizim değil, tüm Ortadoğu bu bilinç yarılmasını yaşamakta, ama bizde bunu anlatacak kalemler çıkmadı.

Mustafa Everdi : 
Davadan sıra gelmiyor işte

Bekir Paksoy: 
davadan döneni vurmuyoruz! artık...

Mehmet Çetin  : 
Yani davamız ayrı yerde sanatımız ayrı yerde...

Adnan Tekşen : 
Mustafa Everdi önemli bir konuya temas etti. Dindar kesimin toplumsal değişmeyi sanata dönüştürememesi biraz hayata dinden bakarkenki yanlışlığında.

Salih Cenap Baydar:
Biraz da içine kapanmışlığında...

Kamil Güngör: 
Ben bi soru sormuştum ama arada kaynadı herhalde smile ifade simgesi

Alaattin Karaca: 
Tanpınar, evet sonuçta sekülerdir, gazetelerde yazdığı kimi yazılarda da başka biri gibidir. Ama bence asıl Tanpınar romanlarında, özellikle Saatleri Ayarlama Enstitüsündedir. Hatta Hayri İrdal, o Ossmanlı'yla Batı arasında kalmış Hayri İrdal, o Halit Ayarcı'nın oyuncağı olmuş Hayri İrdal'dır Ahmet Hamdi.Bence hepimiz hayri İrdal değil miyiz? Halit Ayarcı'nın elinde oynadığı, biçimlendirmeye çalıştığı.

Mustafa Everdi : 
Çok doğru biz Hayri İrdal günü düzenlemeliyiz

Alaattin Karaca: 
Mustafa Abi, evet. Önemli bir konuya temas etti. Necip Fazıl'ın Büyük Doğu cemiyeti, sonra faal olarak siyasetin içine girdiği düşünülürse, onun için de bir dezavantajdı, bugün için de aynı şeyler geçerlidir.

Alaattin Karaca: 
Faal olarak siyasete girdi, derken Büyük Doğu dergisi ile, aslında siyasi bir mücadele içine girmişti. Ama durun, ne yani, edebiyatçı, sanatçı, siyasalın dışında mı kalacak? Salt edebiyatla mı uğraşsın.

Bekir Paksoy: 
hadsizlik etmek istemem ama.. O'nunki ekmek mücadelesiydi. ASIL garip ve muzdarip olan.. mücadele eden nazımdır, yanlışım varsa düzeltin lütfen

Alaattin Karaca: 
Bence edebiyatçı, salt edebiyatla uğraşmaz. Öncelikle, salt sanat yapmak, sanat sanat i,çindir diyerek, özellikle bizim için bir şey sağlamaz. Günümüz edebiyatçılarına, öncelikle düşünce zincirimizi tanıma, araştırma gibi bir önemli iş de düşüyor. Bu bağlamda özellikle edebiyat bilimcilerin salt edebi eserlerle değil, tarihle, sosoyolojiyle de yakından ilgilenmelri gerektiğini düşünüyorum. 

Kaybedilen, koptuğumuz bir medeniyetten bahsediyorsak, sadece gül ve bülbül şiirleriyle meşgul olarak, kopan zinciri, birbirine bağlayamayız. o nedenle özellikle fikir tarihimizdeki önemli halkaları tanımak da gerek. Devrin ruhunu sağlıklı bir biçimde okuyabilmek için, kendi kültürümüzün, önemli fikir adamlarını, gözden geçirmekte yarar var. O nedenle ben, Namık kemal'lerden başlayarak, günümüze değin, bir de bu şahsiyetlerin edebiyat dışı makalelerin, düünce eserlerinin okunması ve tartışılmasını gerekli buluyorum.

Mesela Ahmet Midhat Efendi'nin edebiyat dışı birçok eseri var. Örneğin Niza-ı ilm ü Din, bunu da okumalı edebiyatçılar. salt edebiyatla kendimizi, devri, tanımak, fikri bir zincir kuram yetmiyor.

Ağırlıklı olarak Tanpınar'ın mesela, bir de nasıl bir ilerleme formülü teklif ettiğini, çalışma, iktisat vs. konularında neler söylediğini de merak etmek gerekiyor.

Mustafa Everdi : 
Mukayese olmayınca rekabet gücünü kaybeder toplum aydın yazar tabiiki Alaattin Karaca hocam

Salih Cenap Baydar:
Bu mânâda biraz daha yakın tarihe gelirsek Refik Halid, Halide Edip, hatta Yakup Kadri ve Kemal Tahir önemli halkalardan sayılması gereken yazarlar olarak değerlendirilebilirler mi?

Alaattin Karaca: 
Mukayesenin sağlıklı yapılabilmesi için öncelikle insanın kendini tanıması gerekiyor. Dolayısıyla bir fikri zincire bakmak lazım.

Adnan Tekşen : 
Türk Modernleşmesinin fikir kaynaklarından biri olan Kadro dergisinde yazanların çoğu da edebiyatçı.

Alaattin Karaca: 
Refik halid, bence Türk edebiyatının en önemli, dili en güzel bir şekilde kullanan, çok zeki, aynı zamanda zevkperest, ince detaylara kadar girebilen bir yazarı idi. Onu, biraz da siyasal macerası, tercihleri, edebiyat tarihimizin dışına itti. üzerinde pek durulmadı. Ama son zamanlarda tüm yazıları derlenip toplandı, gazete yazıları kitap halinde basılıyor. Kültürel birikim bakımından da zengin bir kalemdir.

Biliyorsunuz, önceki yazdıklarında, sırf siyasal çekincelerinden dolayı, pek çok kelimeyi, kavramı, hatta siyasal anlamlar çağrıştırmasın diye değiştirdi.

Salih Cenap Baydar:
Yaşadıklarından sonra biraz mazur görülemez mi hocam?

Alaattin Karaca: 
Halide Edip de öyle. bence, Türkiye'de Şark Garp ve Amerikan tesirleri I-II adlı kitapları, onun aynı zamanda siyasal bir kimlik taşıdığını gösermesi, Modern Türkiye'yi kendince değerlendirmesi bakımından, yakın tarihimizle ilgili önemli bir eserdir.

Kamil Güngör: 
Benim bir sorum daha olacak . Cumhuriyetin başında yapılan dil devrimi edebiyatı nasıl etkilemiştir. Benim algım, derinliğin kaybolduğu yönünde. Aslında bu gözlemim diğer alanlarla ilgili ama edebiyata da yansımalarının olduğunu düşünüyorum.

Alaattin Karaca: 
kadro'ya gelince, yeni Türkiye için kendince teklifleri olan bir aydın grubuydu. yakup Kadri de bu grupta yer almıştı. 1933'te çıkmaya başlayan bu derginin, Şevket Süreyya Aydemir de dahil olmak üzere önemli bir yeri var. Tabii Yakup Kadri'yi Zoraki Diplomat yapan da biraz bu Kadro macerası olmalı.

Ömer Faruk Özgür
Alaattin Karaca hocamıza biraz genel bir soru yöneltmek isterim. Geçmiş dönem fikir insanlarını, birden fazla uğraşı alanı ile meşgul olduğunu görmekteyiz. Örneğin bir konuda tıp alanında uzmanken aynı zamanda iyi bir şair veya matematik alanında uzmanken aynı zamanda el sanatlarında mahir olduğunu görüyoruz. Bu konuda güzel bir örnek Ali Kuşçu olabilir. Hem astronomi alanında hem matematik alanında eserleri var. Yine İbni Sina hem tıp, hem metafizik ve felsefe konularında ciddi eserler vermişler. Geçmişte bu multidisipliner ( çok disiplinli ) yapı bilim insanlarında mevcut iken, günümüzde çok daha fazla uzmanlaşma ve bir alanda yönelme anlayışı hakim. Acaba bu durum hakkında Alaattin Karaca hocamızın yorumunu öğrenebilir miyiz?

Alaattin Karaca: 
Kmail Bey, öncelikle şunu söylemeliyim. Harf devrimini kasdediyorsanız, dil devrimi ile.. Elbette harf devrimi ile radikal bir kültürel kopuş oldu. Ben hep şöyle derim: Yarın bir başkası gelse, harf devrimi yapsa, biz nasıl bir pozisyona düşersek, inanın dedelerimiz de öyle bir duruma düştü.

Adnan Tekşen : 
Kamil hocam, derinlik kayboldu mu , diyor.

Alaattin Karaca: 
Ama daha da kötüsü, yüzyıllardır işlenmiş bir dilden kelime ve kavramları kovmaktır. Asıl problemin büyüğü bu. Türkçede felesefe yapmanın zorluğundan bahsediyoruz, bunun sebebi harf devriminden ziyade, sonraki dönemlerde cereyan eden özTürkçeçiliktir. Düşünün bir kere, tefekkür, tefehhüm, irfan, umran vs. Bunlar kavramdır, bu kavramları kovarak düşünce ürtemiyoruz, "düşünce" tefekkürü karşılamıyor bile.

Kamil Güngör: 
Sadece harf devrimi değil, malum dilde yenileşme hareketleri de vardı. Nitekim bu yüzden yeni nesil geçmişi anlayamıyor diye düşünüyorum. Bunun edebiyatın güçlenmesine mi yoksa güdükleşmesine ni yolaçtığını sormak istedim

Alaattin Karaca: 
Bir de şunu söylemeliyi: Şiir, edebiyat, dilin yüzyıllar içinde süzüle süzüle incele incele oluşmasından sonra oluşur. Cumhuriyetten sonra elimizde bu yüzyıllardır oluşturulmuş dil kayboldu, dilin kısırlaşmasıyla şiir de, edebiyat da kısırlaştı, dediğiniz gibi, derinlikten yoksun kaldı. Turgut Uyar da bundan mustariptir, bir yazısında söyler.

Kelimelerin azalması, düşüncelerin, hayallerin de azalması, fakirleşmesi demektir. Dille düşünce arasında doğrudan bir ilişki var. Dil varlığın evi'dir. Doğrudur. Böylece biz, varlığımzın evini boşalttık.

Bekir Paksoy: 
Hocam.. ben hem moderniteden, hem de tasavvurumuzdaki MEDENİYyETTEN vaz geçmek istemiyorum. Ne yapacağım?

Alaattin Karaca: 
Arada kalacaksınız Tanpınar gibi. Hayri İrdal gibi. İsmet Özel'i tercih ederim bu konuda.

Bekir Paksoy: 
Buhranlarımızın müellifi şimdi yaşasa ve İsmet Özel'le karşılıklı bir münazara yapsalardı...

Mustafa Everdi : 
Nasıl yani

Alaattin Karaca: 
Ne diyordu, Batı'nın bilim ve teknolojisi ile, İslami değerler bağdaştırılamaz, bu bir avuntudur diyordu.

Oysa ilim herkesin malıdır, Çin'de de olsa alınız diyen bir medeniyetimiz, dinimiz de var.

Ben maddi medeniyet bakımından Batı'dan faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum. İsmet Özel'in söylediği retorikten ibaret kalır.

Gönlüm Özel'den yana ama, retorik gönül çeler, çeliyor,edebiyatın, şairin gücü buradan da çıkıyor işte.

Adnan Tekşen : 
Bekir bey 100 yıllık sorumuzu sordu: Gelenekten beslenerek yenilenmek mümkün değil miydi?

Alaattin Karaca: 

Fuzuli ne diyor: Aldanma ki şair sözü elbet yalandır smile ifade simgesi

Bekir Paksoy: 
tamam da hocam... binalara çok çimento dökülürken, toplumsal çimento çöktü diyor bir başkası da

Alaattin Karaca: 
Aslını bul beni inandır.

Adnan Tekşen : 
Alaattin hocam Bekir beyin sorduğu sorudan bir yol açsak: Türk Modernleşmesi neden gelenekten yenilenmeyi beceremedi ?

Alaattin Karaca: 
Ama medeniyet bir bütün, maddi ve manevi olarak. Bizim gözümüz sadece maddi medeniyette olduğu ve manevi medeniyet cephesini ihmal ettiğimiz için, çimentoya ağırlık veriyoruz, tabi çöker.

Salih Cenap Baydar:
 

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. (Şuara-224-225-226﴿

Salih Cenap Baydar:
 

Sinekli Bakkal'dan:

— Bir Müslüman milletinin an'anesini, medeniyetini neden her vesile ile tahkir ediyorsun?

— Medeniyetimiz yok ki tahkir edeyim. Ziya Paşa'nın dediği gibi, sizin tahkir ettiğiniz küfür diyarı mamureler kâşânelerle dolu; mülk-i İslâm baştan başa virane..

— Kâşaneleri başlarına yıkılsın. O imansız, padişah haini herif gibi sen de medeniyeti kâşane, mamure farzediyorsan sana yuf!

http://www.alticizilisatirlar.net/.../kafiristandan-esen...
Kâfiristandan esen her rüzgâra kafasını kaptıran bir fırıldak!

Alaattin Karaca: 
Adnan Abi, Türk modernleşmesi, bir kere modernizmin ana karakteri gereği geleneğe karşıydı. Karşı olduğu geleneği yenilemek şöyle dursun, silmeye çalıştı, hatta geleneği yenilemek arzusunda olan şuarayı da sildi, görmezden geldi. Onun için dedim, Türk edebiyatının modernleşme ölçeğinde yazıldığını. Modernleşmeyi bir ana ölçüt olarak aldığmızda, şinasi'yi müceddid, tevfik Firet'i hürriyet şairi olarak edebiyat tarihimizin baş köşesine oturtmuş oluyoruz. Namık kemal de "vatan şairi", Nazım Hikmet "Mavi Gzölü Dev".. Efsaneler modernizm yanlısı da ondan.

Alaattin Karaca: 
Salih Bey, şiir başka vahiy başka karıştırmamak için inmiş bir ayettir. resullerin sözleriyle şairlerin sözleri karıştırılıyordu, karıştırma tehlikesi vardı. O nedenle indi o ayetler.

Alaattin Karaca: 
Ama bak, sen yazınca şunu da söyleyim: Tasavvuf şiirinde "Bu sözler benden değil Hak âvâzından gelir" vb. pek çok mısra var.

Salih Cenap Baydar:
Mesela Yunus Emre'nin şu şiirinde olduğu gibi:

Ete kemiğe büründüm …. Yunus diye göründüm.
Sıyırın eti kemiği, işte onun sesi, işte onun kendisi.
Ol kadiri kün feye kün, lutfedici sübhan benem.
Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem.
Nutfeden Adem yaradan, yumurtadan kuş türeten.
Kudret dilini söyleten, zikreyleten sübhan benem.

Hem batinem hem zahirem, hem evvelem hem ahirem.
Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem.
Yoktur anda tercüman, andaki iş bana ayan..
Bin bir adı vardır bir adı da Yunus, ol sahibi Kur’an benem.

Adnan Tekşen : 
Bekir beyin hoşuna gider mi gitmez mi bilmem, bu anlamda Nazım Hikmet, Türk Modernleşmesine, onun içinden çıkmış bir antitezdi.

Alaattin Karaca: 
Abi tam da topu ayağıma attın. Ece Ayhan Nazım Hikmet'in hapse düşmesiiçin, "Kemalistler arasındaki bir iç kavga"ydı der.

Ben bir yazımda şunu söylemiştim: Nazım da İnönü de temel de aynı felsefeye bağlıdır. Nazım, 3. vitesde gidilmesi gereken yolda 5. vitese takmış, hızı yüksek olduğundan kavgaya sebep olmuş, tarfik cezası yemiştir.

Bekir Paksoy: 
Adaletsiz medeniyet olur mu hocam? Batı bağlamında bir şey demiyorum, bizim zihin dünyamız ve uygulamamızda diyorum

Bekir Paksoy: 
Yesrib/Medine hayal midir

Vehbi Başer: 
Bir ara soru sormama müsaade var mıdır?

Salih Cenap Baydar:
Buyurun Vehbi Başer hocam...

Vehbi Başer: 
Alaattin Karaca Hocamız, bir yerinde şöyle bir ifade kullanmış: "... gözümüz sadece maddi medeniyette olduğu ve manevi medeniyet cephesini ihmal ettiğimiz için..."
Bu ifade eskiden "modernleştirici-batıcı seçkinler"i eleştirmek için muhafazakarlar tarafından kullanılırdı.
İlahiyatçı ve edebiyatçı muhafazakarlara ulufe dağıtmaktan başka Muhafazakar seçkinlerimizin manevî medeniyete bir hizmeti var mıdır?

Alaattin Karaca: 
Adaletsiz medeniyet olmaz, ama Batı'nın adalet sistemini kasdetmiyoruz elbette. Aradığımız Batı tipi bir adalet sistemi mi? değil. Said Halim paşa'yı okurken bunlara rastladım. Batı toplumu ile İslâm toplumları yapısal bakımdan farklıdır der. Batı, sınıfsal çatışmalara dayalı bir toplum,adalet sistemini de ona göre kurmuştur.

Alaattin Karaca: 
Burada hoca-talebe eşit.

Alaattin Karaca: 
Şimdi herkes kamusal alana, kamusal göreve talip, bunu da bir "hizmet" olarak görmekte, değerlendirmekteler.. Kimse üzerine alınmasın ama, ilme, sanata talip olan az. Sonra açıkça belirtmem gerek ki, asıl manevi medeniyet, büyük ölçüde sivil alanlarda üretilir, üretilmekte, tabii mecrasında yani. Sanat-edebiyat da öyle.. devletin, siyasal iktidarların gölgesinde sanat-edebiyat, manevi medeniyet üretilmez, doğmaz, doğarsa da zorlama, geçici olur. Türk modernleşmesi bunu yaptı, yıprattı, ama unutturamadı.. Aynı yöntemi benimsemek doğru değil.

Salih Cenap Baydar:
Yavaş yavaş süremizin sonuna yaklaşıyoruz. Son beş dakikamız...

Ali Tolungüç: 
Medeniyet devlet otoritesine rağmen mi varolur ve gelişir?

Alaattin Karaca: 
Nahit Sırrı Örik'in Sanatkârlar adlı eserinde bir hikâye vardı. Onu hatırladım. Şairin biri çok fakirdir. Devir Osmanlı devri. Evinde yiyecek az kalmış. Hanım başında eve ekmek gerek diyor. sadrazam yeni tayin olunmuş. Bir culusiyye yaz da biraz bahşiş al, hiç olmazsa biraz yiyecek temin ederiz. Diyor. zavallı şair, tamam diyor ama, aradan bir iki gün geçiyor yazamıyor bir cülusiyye. Hanım bekliyor. Aç. Ne ise bir gece şair, uyumuyor, masa başında sürekli bir şeyler yazıyor. Hanımı hevesleniyor, umutlanıyor, herhalde yazıyor, diye. Ertesi gün bir umutla geliyor, bakıyor ki Şair, vefat etmiş, önünde de bir kağıt. Şair, ölürken, lse de, beklenen şiiri yazmamıştır. Yazdığı şiir bahara kasidedir.

Bekir Paksoy: 
Vehbi Başer hocamın '... hizmeti var mı' bölümü ile de bir kaç söz duymak isterim, şahsen

Vehbi Başer: 
Ama Alaattin Karaca Hocamızın müsamahasına sığınarak misafirim olması hasebiyle geç geldiğimden ötürü, uzatma talep ediyorum. Çok yorgun değilseler en az bir yarım saat uzatamaz mıyız?

Bekir Paksoy: 
hocam örtülü cevapladı ama... sarahaten bir kaç söz, uygun bulursa

Adnan Tekşen : 
Günümüz dindar kesiminin medeniyetle imtihanı.

Alaattin Karaca: 
Bir de Mimar Sinan'ın başından geçen olay anlatılır. Sultan Süleyman, ikide bir onu rahatsız eder. Bitir şu camiyi diye. Bir gün gelir kontrole, Sinan boş boş geziyor. eser gürler. Birkaç gün sonra Sinan gider Sultan'a. Bitirdim sultanım camiyi der, ama cami yine dört duvar üstünde kalmıştır. Kafamda bitti. der kafamda. Sanat böyledir siparişle, iktidarların kamusal destekleri ile emirle olmaz.

Vehbi Başer: 
Kitabın daha zor yerinden bir soru sorasım var, uzatma alamazsak soramam smiley

Salih Cenap Baydar:
Çok kıymetli katılmcılarımızın her birine katkılarından dolayı ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Alaattin Karaca hocamıza da bu soru sağanağı altında yorulmasına rağmen bir yarım saatlik uzatma talebine ne diyeceğini sormak istiyorum.

Alaattin Karaca: 
Daha açık söyeleyeyim, madem ki medeniyetmizi ihya, gelenekle bağ kurmak istiyoruz, somut bir proje gösterin, Osmanlı harfli başvuru kaynaklarını, süreli yayınları yeni harflere aktaracak, ya da muhafaza edecek, ya da maarifte müfredatları düzeltecek. Bu nasıl bir sosyoloji ki, arkeoloji ki, felsefe ki kendi metinlerini okumaktan ve yorumlamaktan aciz.

Bekir Paksoy: 
binaları restore ediyoruz

Alaattin Karaca: 
Teşekkürler arkadaşlar.

Alaattin Karaca: 
Gökdelenlerin gölgesine atarak...
Sorusu olanların sorularına 15 dakika daha dayanabilirim.

Vehbi Başer: 
Dindar, muhafazakar, yerli, toplumun değerlerine bağlı/saygılı... ne derseniz; bu sıfatla anılabilecek edebiyatçılar arasında, muhafazakar kesimlerin "övdüğü eski değerlere" methiye düzmenin ötesine geçerek bu kesimin özellikle son dönemde yaşadığı dolu-dizgin yozlaşma ve mateyalistleşmeyi ciddiyetle kavrayan, bu kesimin "reel-değerleri"ndeki "madde şehveti" ile hesaplaşan bir edebiyat eğilimi bulunduğunu söyleyebilir miyiz? Kim, hangi eseriyle mesela?

Alaattin Karaca: 
Aslında bu sanal dünyadan ve muhataplarımı görememkten de mustaribim.

Adnan Tekşen : 
Söyleşimizi you tube'e taşıma konusunda sanırım bu Cenap beye bir gönderme.

Mustafa Everdi : 
Bu zihinsel içtima daha gizemli Alaattin Karaca hoca. Gaipten gelen cevaplar gibi.

Salih Cenap Baydar:
Anlaşılan bu tatlı sohbeti sonlandırmak pek de kolay olmayacak! smiley

Hocamızla katılımcılarımızı son bir 15 dakika için başbaşa bırakırken artık Cumartesi akşamları gerçekleştirdiğimiz facebook sohbetlerimizin gelenekselleşmeye başladığına dikkat çekmek istiyorum. 

Önümüzdeki cumartesi akşamı, aynı saatte bir başka hocamızla yeni bir söyleşide tekrar buluşmak ümidiyle...

Alaattin Karaca: 
Vehbi Hocam, dindar-muhafazakâr, yerli, ne dersek diyelim; son dönemde süratle yayılan yozlaşmaya, maddi ilerlemeyi hedefleyen, maddeci ilerlemeye karşı, eleştiri yapabilecek, hesaplaşabilecek bir edebiyatçı günümüzde yoktur.

Vehbi Başer: 
"Çare?" diye sorsam, çok mu şımarıklık etmiş olurum frown ifade simgesi

Alaattin Karaca: 
Bakın açıkça söyleyeyim, Türk modernleşmesi ile dahi, bu modernleşmeden mustarip olanlar, hesaplaşamamışlar, daha çok da bir monolog tarzında konuşmayı, yazmayı tercih etmişlerdir.

Bekir Paksoy: 
Araya girmek istemezdim ama... namık kemal ve ömer seyfettin yaşasalar hesaplaşırlardı

Adnan Tekşen : 
Bu soruya ilerde ben konuk olduğumda vekaleten ben cevap versem olur mu Vehbi hocam.

Vehbi Başer: 
Şımarıklık diyerek ben zaten "açık kapı" politikası güttüm smile ifade simgesi

Bekir Paksoy: 
Mahsuru yoksa... süre sonunda, siz devam edin Adnan Tekşen abi

Alaattin Karaca: 
Kemalizme kafa tutmayı bir Ece Ayhan kadar becerememişlerdir. Çare, önce sivil olma bilincine erişmektir. Söylediğiniz kesimde, sivil anlamda yazar/şair duruşu sergileyecek kişi yok. Hele iktidar döneminde bu duruşu sergilemeleri imkans gibi bir şey.

Adnan Tekşen : 
Korsan konuşma olmaz. Sıram gelirse inşallah.

Alaattin Karaca: 
Herkese iyi akşamlar arkadaşlar. Teşekkür ederim.
Sevgili öğenciler, sizlere de iyi akşamlar.

Vehbi Başer: 
Hocam,
Derse biterken yetişen bu şımarık talebeye gösterdiğiniz müsamaha ve söyleşi performansınız için kendi adıma teşekkür ederim. Fekat, bütün söyleşiyi okuyup girdim inanın lafa :)))

Bekir Paksoy: 
Teşekkürler hocam... sabrınıza ve dirayetinize. Müstefid olduk.

Alaattin Karaca: 
Hocam, iyi ettiniz, başım döndü, haklıymışsınız.