Akışkan Modernlikte Ahlaki Çözülme - VI

04 Ağustos 2026

Batı’nın Gerileyişini Yeniden Düşünmek

Uzun zamandır birçok Batılı düşünürün artık Avrupa medeniyetinin çökmeye yüz tuttuğu ya da çöktüğüne dair tespitleri görülmektedir. Çünkü ahlak bittiğinde medeniyet de biter. Bu başlıkta Leonidas Donskis: 

“… zamanında Spengler’in herkesi sarsan görüşleri bugün klişelere dönüşmüş, çoğunlukla kanıtlanamayan şeyler hakkında söylenen, işin içine çeşitli komplo teorilerinin girdiği, ahlaki panik tellallığı ve sansasyonel kestirmelere benzeyen, kendisine hizmet eden ve kendi kendisini suistimal eden bir söylemin parçası olmuştur. (Spengler, Avrupa’nın çöktüğü, barbarların kapıya dayandığı vb. tespitleriyle tanınır…)

Spenglere göre medeniyet yaratıcılığın kuruması ve kültürün sessizce ölümüdür. … …

Medeniyet, döngüsel olarak var olan bir kültürün son aşamasıdır, onun sessizce çıktığı ve öldüğü aşamadır. Peki bu nasıl gerçekleşir? İnanç sönümlenir, felsefe ölür, sanatlar yozlaşır. Kültür formları artık hiçbir tarzla aşılanmış değildir. Hepsi gevşek ve laçkadır. Keyfi değerlendirmeler ve hazlarla yönetilirler. Felsefe gerileyip kapatılmış bir aktiviteye dönüşür. …. Sanat ileri tekniklerin yorucu ve anlamsız bir gösterisine yahut zehirli ve kendi kendisini yok eden ifade tarzlarına dönüşmüştür. Kültürün artık tarih ve varoluşla hiçbir ilgisi kalmamıştır. İnsanlığın deneyimlediği ve gerçek anlamda acı veren tek sorun hayatın kendisidir. Ya da daha kesin bir ifadeyle geçinmek ve sağ kalmaktır.” (sf. 217, 218, 219) der.

Bauman, Spengler’in bu yaklaşımlarını gerçekçi bulmaz ve Avrupa’nın çöküp yok olmayacağını ifade eder. Şu an yaşananları bir fetret dönemi olarak kabul eder. Bunun geçeceğini, insanların yine iyi bir yaşam kurma konusunda başarılı olacaklarını savunur. Çöküş ve yok oluşa dair felaket senaryolarını sağcı politikacıların propagandaları olarak görür. Benzer biçimde bizim toplumumuzda da muhalif söylemin daima ülkenin parçalanmaya, gerilemeye, yok olmaya sürüklendiği ekseninde bir dil ürettiği görülmektedir.

Modern toplumlardaki bu krize yönelik Leonidas Donskis kadim ve ontik bir noktaya dikkat çeker. L. Donskis: 

“İnsani bağlardan geriye kalan tek şey her şeyi kuşatan felç edici ölüm korkusudur. Ve ötesinde sadece boşluk ve yok olmanın dehşeti vardır.

Houellebecq’e göre Marksizm nasıl onu seküler devlet dinine dönüştürmüş ülke tarafından öldürüldüyse ve İslam nasıl doğduğu yerde, modernliğin sirayet ettiği Orta Doğu’da ölecekse; cinsellik devrimi, kadınların özgürleşmesi ve tüketim kültleri de gençlik, birey, özgürlük, başarı ve duyumsal hazlar da ulusalcılık ve kollektif ideallerle düşlerin peşinden koşan arayışlar da eskiden güçlü ve canlı oldukları yerlerde yani Avrupa’nın küçük uluslarında kurban edilecektir. Bu ülkeleri artık, insanların uğruna kendilerini feda ettikleri ve daha sıklıkla başkalarını öldürdükleri teolojik ve felsefi öğretiler yahut dogmalar birleştirmemektedir. Onları birleştiren yaşlanma korkuları ve yaşlı bedenlere duydukları hor görüdür. Houllebecq’in sadece bir satırda sarkastik biçimde ifade ettiği gibi ‘Yaşam ellisinde başlar, doğru. Kırkında sona erdiği ölçüde.”

Kültürümüz ihtiyarlık hariç her şeyle yaşamaya hazırdır. Er ya da geç bu kültür; pedofili, yamyamlık ve ensest gibi son tabuları da yıkmaya çalışacaktır. Bizi en derin yerimizden sarsan şeyler bunlar değildir. Kalplerimizde esas dehşet yaratan ölüm ve sona ermektir.”(sf.247) der.

Özellikle Jeffery Epstein hadisesi Houllebecq’in bu öngörülerini doğrular niteliktedir. Ölümsüzlük uğruna tüm tabuları çiğnemek Batı’da tarihi geçmişi olan bir tecrübedir aslında. Bunun devamı da modern zamanlarda Epstein hadisesi ile tekrar görünür olmuştur. Yine beklendiği gibi kalabalıklar bu meselede de “duyarsızlık” tavrını takınmış ve kendi kötülüğünü de tescillemiştir. Bu hadisede adi geçen politik liderler, sanatçılar, bilim insanları kalabalıklar nezdinde pek de itibar kaybetmemiştir. Bu mesele de kullan at davranışında olduğu gibi bir süre konuşulmuş, küçük tepkiler verilmiş ve unutulmaya bırakılmıştır. Gazze soykırımı ve Epstein meselesi bile tek başlarına modern zamanlarda kalabalıkların ahlaki niteliğini gösterebilecek başlıklardır. Bu zeminde ahlak kavramı arkaik bir kavram olarak kalmaya mahkumdur.

Leonidas Donskis modernliği şu şekilde tanımlar: “ Modernlik, metafiziksel gençliğin ( eros, seks, arzu, tutku) metafiziksel ihtiyarlığa ( arzulardan kopuk, insanın kendisini ve başkalarını kullanarak alacağı sarhoşluk hissinden yoksun, heyecansız ve neşesiz) karşı verdiği savaştır.” (sf. 248)

“Çağdaş kültürün ve denetimin özü arzuları kışkırtmak, onları alevlendirip azami noktaya ulaştırmak ve aşırı kısıtlamalarla gemlemektir. Şeytan havuç ve sopa arasında gelip giderek modern toplumla işte böyle oynar. Mesele kışkırtmak ve yasaklamak, her şeyi kuşatan cinsel bir arzuyu uyandırıp bunun tatminini bastırmaktır. Bu, bireyi dosdoğru arzuların ve özlemlerin kollarına atmak, ondan hem kendisini kontrol etme hem de başkalarının haysiyetini kendine mal etme becerisini almaktır. Artık kendisine hiç benzemeyen, bozulmuş ve arzuyla kızışmış ama başarıyla kontrol edebileceğiniz biridir. Arzularını uyandırdınız ve o kişinin en çok neye özlem duyduğunu, herhangi bir anda nasıl baştan çıkarılacağını biliyorsun. (sf. 249)

Bireyin özgürleşmesi büyük dinlerin çöküşüne yol açar. Houllebecq’in sadece Hristiyanlığın halihazırda yaşanmakta olan günbatımını değil, İslam’ın yaklaşan sonunu da öngörmektedir. Bundan dolayı Müslümanlardan nefret edenler ve tüm kötülüğü İslam ile özdeşleştiren paranoyaklar rahat oturabilirler: Onları iyi haberler ve büyük bir tatminkârlık beklemektedir. İslam feminizm ve cinsel devrimle yok edilecektir. Dünyada sağ kalma şansı olan tek şey kendi yapay dinine sahip bir mezhep olarak alabildiğine manipülatif hazcı ve ölümsüzlüğe güç yetirebilecek “Elohimite” hareketidir. Onunla şunların tümü varlığını sürdürecek ve üstünlükleri artacaktır: Kadercilik, belirlenimcilik, ölümsüzlük düşleri, teknokratik elitin insanlığı özgürlüğün dayanılmaz yükünden ölüme açık halinden ve sınırlı olmalarının getirdiği bilinçten kurtarma vadi. Ölümsüzlük düşü, haz kültü, teknolojik toplum, kendisinden gizli gizli nefret ederken gençlik kültüne ve yaşlıların damgalanmasına koşulsuzca inanan bir denetim gücü- bunların hepsi- bu tek düğümde iç içe girip birleşir. Yaşlanan kişilere hor görüyle bakmak, kolayca kendi karikatürüne dönüşür. Dünya gerçek yaşlarını gizlemenin ve genç bir partnerle başarılı bir cinsellik yaşamanın her şeyden önemli olduğu, yetmiş yaşında genç adamlar ve aynı yaşta genç kadınlarla doludur. (sf 252)

Zaman sadece bedeli ne olursa olsun kendi yaşamını sürdürmekten başka hiçbir hedefi veya anlam kaynağı olmayan yahut saatin tik taklarının değil saniyeleri saydığını hisseden kişiler için sorundur. Zaman bir hastalıktır ve hızlanan temposu ölümün keskinleşmiş hissidir. (sf. 254)”

Donskis’in bu yaklaşımlarına Bauman, “ Ya insanlık bu motivasyonlarında başarılı olursa, ölümsüzlük çalışmalarında mesafe katedilirse, sorunlar ortadan kaldırılırsa, bu hayal için yaşamaya değmez mi?” tarzında bir itiraz geliştiriyor. Aslında bu da bir belirsizliği, belirsizlik içinde bir umudu besliyor. Sermayenin en sevdiği duygu…

Leonidas Donskis, 

“Devleti merkezileştiren ve rakiplerini tasfiye eden tiran ulusun kurucu atası olur, ama aynı şeyi yapmaya çalışıp yenik düşen veya hedeflerinin tamamına ulaşamayan despot esaslı bir hor görüye layık görülüp etkin bir şekilde unutulur. Bir darbeyi ya da devrimi başarıyla hayata geçirmiş güçler gericilere, ahlaken iflas etmiş kurumlara karşı isyan eden kahramanlara dönüşürler; ama başarısız olurlarsa komplocu veya asiden öte bir şey olmazlar. Utanç ve damga; bir erdemin reddedilmesiyle, kötülüğün benimsenmesiyle veya aktif bir şekilde kötülüğün tercih edilmesiyle ilişkilenmez. Aksine iktidarın yitirilmesi onu elde tutamamak, yenilgiye uğramakla ilişkilidir. İktidar şereflidir, ama nihai anlamda iktidarsızlık hatta basit zayıflıklar kendisine ait felsefi bir kavramı herhangi bir şekilde sempatiyi hak etmez. Bu paradigmada sempati ve şefkat sadece iktidar sahasına katılmış kimselere gösterilir. Eğer içindeyseniz sizi ya başarı ya da ölüm ve yitip gitme beklemektedir. Ölüm basit bir unutuluşa dönüşebilir. Hepsi aynıdır.” (sf.268)

Özellikle Donski’inarzuyu kışkırt ve onu gemle” yaklaşımında kadının rolü dikkate değer bir meseledir. Sermayeden aile kurumunun çözülmesine kadar birçok ahlaki yozluk bu denklemde gelişir. Hazza ulaşan kişiyi yeni bir haz arayışına motive etmek güçtür. Ancak sürekli hazzı arzulayan ama ona ulaşamayan kişi daha verimli bir tüketicidir. Bu noktada ahlak yozlaşır, aile kurumu yok olur ama sermaye kazanır.

.

Ahlaki Körlük / Akışkan Modernlikte Duyarlılığın Yitimi kitabını modern toplumların tümü açısından ele alma yaklaşımına gelince…

Son üç yüzyılda Batı’da son iki yüz yılda bizde modernizm düşünme, anlama, inanma, bilme hülasa yaşam biçimlerini kökten sarsmış ve değiştirmiştir. Modern toplumlarda ve modernleşmeye çalışan toplumlarda gelişmeleri de bozulmaları da bu noktadan anlamak gerekir. Aksi halde meselelere dair tespitler hatalı olacak dolayısıyla çözüme dair yaklaşımlar da hiçbir sonuca ulaşamayacaktır.

Tabi bu bağlamda gelişmeler de bozulmalar da toplumdan topluma bazı farklılıklar gösterecektir ve bu kaçınılmazdır. Ancak ana eksen modernizm-kapitalim eksenidir. Bu nokta kaçırıldığında eleştiri, çözüm, alternatif kavramları etrafında anlamsız bir kör döğüşü kaçınılmazdır. Ve bizim toplum özelinde yaşadığımız şey de budur. Zira bu toplum Tanzimat’tan bu yana modernleşme yanlıları ile gelenekçilerin birbirlerini şeytanlaştırdıkları bir tecrübeyi yaşamaktadır. Modernleşme yanlıları tüm kötülükleri, çirkinlikleri, yanlışlıkları gelenekçileri işaret ederek eleştirirken; gelenekçiler de modernleri işaret ederek eleştirir. Modernleşme yanlıları Batı ve modern kavramlarını kutsal kavramlar gibi savunurken – zira bunları eleştirmek kendilerini reddetmek anlamına gelecektir- gelenekçiler de modernleşmeyi günah keçisi olarak görüp gelenekten gelen arkaik kabullerin, yozlaşmış anlayışların görmezden gelinmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Dünya yapay zeka ve dijital teknoloji ile bambaşka bir evreye geçerken, yeni imkanlar ve yeni problemler insanlığın gündemine girerken biz hala tüm taraflar için şehvetli ve mücrim bir kör döğüşün kurbanları olmayı sürdürüyoruz. Tabi bu kör döğüşün yarattığı iktidar alanları ve çıkar ilişkileri kalabalıklara bir beka meselesi olarak sunulduğu için de yol alamıyoruz.

Üçüncü değil yeni bir yol bulmak zorundayız. Üçüncü yol, birinci ve ikinci yolun bagajlarından tamamen kurtulamaz. Bu hastalıklı bakış açısını, anlamsız bagajları terk etmek ve gerçeğe sadakati esas alan, insan ve varlık kavramları ile çatışmayan bir paradigma geliştirmek zorundayız.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.