Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın İmkânı: 12. Uluslararası ILN Konferansının Ardından

20 Şubat 2026

Bir Ramazan ayına daha girdik; hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun. Eskilerin güzel duasıyla, hayırlar fetholsun, şerler defolsun! Bu mübarek günler ne yaptığımız ve nereye doğru gittiğimiz konusunda esaslı bir nefis muhasebesi yapmamıza, kendimizi sorgulamamıza, yanlışlarımızı görmemize, aşırılıklarımızı törpülememize ve kendimize tepeden tırnağa bir çeki düzen vermemize vesile olsun inşallah. Buna hem birey olarak, hem toplum olarak, hem daha genelde insanlık ailesi olarak çok ihtiyacımız var…

Zor zamanlardan geçiyoruz. Zor zamanlarda yaşıyoruz. Bir çılgınlık, bir şirazeden çıkmışlık, adeta kafayı yemişlik hali giderek tüm dünyada baskın hale geliyor. Dünyanın muktedirleri, yaşama ve yaşatmaya değil, adeta ölmeye ve öldürmeye yemin ediyor, herkesi de peşlerinden sürüklemeye çalışıyorlar. Savaş tamtamları çalıyor. Savaş gemileri saldırı tehdidiyle stratejik geçitleri tutma derdinde; karşılıklı tehditler birbirini izliyor. Siyasi yelpazede faşist eğilimli aşırı sağ partiler, popülist liderler güç kazanıyor. İktisat cephesinde de iyi şeyler olmuyor: ekonomik milliyetçilik, korumacılık, devletçilik, merkeziyetçilik, müdahalecilik yükselişte. 

Mark Skousen’in1 yerinde ifadesiyle, “serbest piyasa ve ekonomik özgürlükler” burcu ile “merkezi planlama, devletçilik ve müdahalecilik” burcu arasında tarih boyunca salınıp duran iktisadi zihniyet ve politikalar sarkacı yönünü son zamanlarda devletçilik ve müdahaleciliğe çevirmiş durumda. II. Dünya Savaşı’ndan sonra barış, istikrar ve ekonomik işbirliği amacıyla kurulmuş olan kurumlar zayıflıyor, uluslararası hukukun altı oyuluyor. Demokrasi, özgürlükler, insan hakları, serbest piyasa ve serbest ticaret gibi değerler ve kurumlar cazibesini kaybediyor. Zaten son yıllarda giderek belirgin bir hal almış olan ekonomik milliyetçilik, korumacılık, serbest piyasa karşıtlığı ve güç kullanarak rakipleri saf dışı etme eğilimleri, ABD’de Trump yönetiminin Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşları, Venezuela operasyonu ile Grönland ve İran üzerinden Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu’ya yaptığı tehditler ile iyice pekişmiş durumda. Şairin güzel ifadesiyle “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye bağırmanın, dünyanın içine sokulmaya çalışıldığı bu cendere ve çılgınlık haline başkaldırmanın, demokrasi, barış, istikrar, adalet, özgürlükler ve serbest piyasa gibi değerler ve kurumlara sahip çıkmanın tam zamanı. Albert Einstein’ın “III. Dünya Savaşı neyle yapılır bilmem, ama IV. Dünya Savaşı taşlarla ve sopalarla olabilir” şeklindeki hikmetli uyarısını hatırlamak, insanlık için çok geç olmadan, dünyamıza ve insanlığa telafisi imkânsız zararlar vermeden kendimize gelmek, kafayı toplamak zorundayız. Kafası sadece yakmaya, yıkmaya, tehdit ve tahrip etmeye, zarar vermeye odaklı ama etkili ve yetkili konumları işgal etmiş çılgınlara, psikopatlara, diktatörlere, zalimlere engel olmak zorundayız.

İşte bazılarımızın, özellikle selefi damarı kabarık İslamcı hareketlere yön veren liderler ve anti-modernist aydınlarımızın Batı icadı ya da Batıya özgü sandığı, bunun için mesafeli durduğu demokrasi, bireysel hak ve özgürlükler, çoğulculuk, serbest piyasa gibi kurumlar ve değerlerin ciddi bir gözden düşme ve yıpranmaya tabi olduğu böyle bir zamanda İslam ve Özgürlük Ağı tarafından Bosna-Hersek’in başkenti Sarajevo (Saraybosna)’da 12. Uluslararası ILN Konferansı düzenlendi. Türkiye, Pakistan, Bosna-Hersek, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, İngiltere ve ABD’den bir grup aydın, akademisyen, araştırmacı ve sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisi bir araya geldiler; “barış içinde bir arada yaşamanın imkânları” genel teması altında dünyadaki gidişatı ve Müslüman ülkelerin yüz yüze olduğu sorunları tartıştılar, fikir teatisinde bulundular.

Kısa adı ILN olan Islam and Liberty Network (İslam ve Özgürlük Ağı) esas itibariyle İslam’ın dini özgürlükler, ekonomik özgürlükler ve siyasi özgürlüklerle uyumunu ortaya koymaya kendini adamış, küresel bir platform. Bu misyon çerçevesinde özellikle nüfusunun çoğunluğu Müslüman ülkelerde temel haklar ve özgürlüklerin geliştirilmesi, demokrasi, serbest piyasa, çoğulculuk, bireysel hak ve özgürlükler fikriyatının tanınması, benimsenmesi ve yaygınlaştırılması gibi amaçlarla, çeşitli ülkelerden bir grup aydın tarafından 2011 yılında İstanbul’da kurulmuş bir işbirliği platformu. Bugüne kadar İslam dünyasının farklı ülkelerinde düzenlediği bilimsel toplantılar, konferanslar ve atölye çalışmalarının yanı sıra, bilimsel toplantılarda sunulan bildirileri içeren derleme kitaplar, ‘podcast’lar, araştırma çalışmaları, ve süreli yayın olarak yayımladıkları Edraak News ve Edraak Monthly adlı dergileri de var.2

Daha önce Türkiye, Malezya, Endonezya, Pakistan ve Fas gibi Müslüman çoğunluklu ülkelerde 11 uluslararası konferans düzenlemiş olan ILN, 12. uluslararası konferansını Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’da gerçekleştirdi. 12-13 Şubat 2026 tarihlerinde Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (IUS) ev sahipliğinde düzenlenen konferansın ana teması “Living Together Peacefully in a Free Society” (Özgür Bir Toplumda Barış İçinde Bir Arada Yaşamak) idi. Türkiye, Pakistan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, İngiltere ve ABD’den katılan akademisyen, araştırmacı ve STK temsilcileri bu ana tema çerçevesinde çeşitli konularda bildiriler sundular, görüş alışverişinde bulundular. ILN’in web sayfasında konferansın takdim yazısında3 da belirtildiği gibi, modern uygarlık insanların yaşamak, çalışmak ve birlikte gelişmesini mümkün kılan kurumlar yaratma ve hayata geçirme becerisi üzerine bina edilmiştir. Bu ise ahlâki-manevi eşitlik, kişisel özgürlük ve karşılıklı menfaat ilkeleri üzerine bina edilen evrensel bir medeni çerçevenin tesisini gerektirmektedir. Her birimizin doğuştan sahip olduğu yaşamak, özgürlük ve mülkümüzü savunmak (hayat, hürriyet, mülkiyet) gibi haklarımız vardır. Özgür bir toplumda refah içinde yaşamak da bu hakların tamamlayıcı bir parçası olarak kabul edilebilir. Aynı zamanda, yeryüzünde hayatın devamı ve sürdürülebilirliğini sağlamak bağlamında başkalarına, komşularımıza ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımız bulunmaktadır. O halde, özgür bir toplumda barış içinde bir arada yaşamanın yolunu bulmak, ilkelerini ve kurumlarını geliştirmek zorundayız. Önümüzde esas itibariyle iki yol vardır: barış içinde bir arada kardeşçe yaşamak ya da elimizdeki gücü üretmek, refah ve kalkınma yerine savaş, tahribat, vurup-kırma, çalıp-çırpma, yağma ve talan için kullanıp birbirimizi hırpalamak, yeryüzünde hayatı cehenneme çevirmek; açlık, yoksulluk, yoksunluk, çaresizlik, yasaklar, baskılar ve zulümlerin pençesinde kıvranmak.

Açılış ve selamlama konuşmaları oturumunda konferansa ev sahipliği yapan IUS rektörü Prof. Dr. A. Osman Kuşakçı –daha önce siyahları iyi, beyazları kötü olarak kodlayan- Malcolm X’in hacca gittiği sırada siyahlarla beyazları yan yana, kol kola, gönül birliği ve dayanışma içinde gördüğü zaman yaşadığı şok ve içsel dönüşüm üzerinden eşitliğin, kardeşliğin, barışın önemini vurguladı. ILN CEO’su Dr. Ali Salman Müslüman çoğunluklu ülkelerin yüzleşmek zorunda oldukları can alıcı sorunlara işaret etti ve ILN Platformu olarak bunlara çözüm üretme çabalarına katkı vermeye odaklandıklarının altını çizdi. ABD’de doktora yapmış, uluslararası tecrübesi olan, Suriyeli işadamı Mazen Derawan ise Suriye başta olmak üzere yıkılan, zor durumdaki ekonomileri yeniden ayağa kaldırma konusunda öngörülebilirliğin, düşük vergilerin, girişimcilerin önünün açılmasının, bürokratik formalite ve siyasi müdahalelerin azaltılmasının önemine işaret etti.

Özgürlük ve Çoğulculuğun Temelleri başlığını taşıyan ilk oturumda programda olmasına rağmen konferansa gelemediği için Bursa Uludağ Üniversitesi’nden Aytekin Özel’in “Din, Şeriat, Burhan ve Klasik Liberal İlkeler: Bir Uzlaştırma Girişiminin İmkânı” başlıklı bildirisini dinleme imkânımız olmadı; ama ilerde bildiriler derleme esere dönüştürüldüğünde okuma imkânı bulacağımızı umuyoruz. Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden bendeniz ile Giresun Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özgür Kanbir beraberce hazırlayıp sundukları “İslam, Müslümanlar ve Ekonomik Özgürlük: 21. Yüzyıl İçin Dersler” konulu bildiride özel mülkiyet, tercih ve girişim özgürlüğü, serbest ticaret, fiyatların siyasi otorite tarafından değil, arz-talep tarafından belirlenmesi, piyasaya giriş-çıkışların engellenmemesi vb. ekonomik özgürlüklerin iktisadi gelişme ve refah için hayati önem taşıdığının altı çizilerek, İslam dünyasındaki olumsuz ekonomik koşulların İslam ile serbest piyasanın ilkesel ya da özden kaynaklı uyumsuzluğundan değil, özgürlük karşıtı otokrat-baskıcı zihniyet ve idarelerin baskın olması, sömürgecilik mirası, kapsayıcı-kucaklayıcı kurumların zayıflığı, aksine sömürücü kurumların öne çıkması gibi bir dizi tarihsel-toplumsal ve entellektüel nedenlerden kaynaklandığı vurgulandı. 

“Avrupa’da İslami Hukuk Düşüncesinin Şeceresi: Bölünme Çağında Müslüman Topluluklar için Dersler” konulu bildirisinde Anglo-Amerikan Üniversitesi (Çek Cumhuriyeti)’nden Muhammed Bedreddin Tachouche İslam hukukunun selefi bir düşünüşle erken dönemlerin şartlarında dondurulması (ifrat) ile “maslahat” veya “kıyas” üzerinden İslam ile uyumu sorunlu mecralara çekilmesi (tefrit) arasında orta yolun bulunması üzerine görüşlerini paylaştı. Bu oturumun son tebliği İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bekir Berat Özipek ile Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Uysal’ın ortaklaşa hazırladığı “Uyumsuzluk Anlatısının Ötesine Geçmek: Müslüman Toplumlarda Liberalizmin Potansiyeli ve Geleceği” başlıklı tebliğdi. Tebliğde Filistin’de yaşanan trajedinin bir turnusol testi olduğu liberal sessizlik ve meşrulaştırmaya atıfta bulunarak, seçilmiş liberal pratikler, güvensizlik ve tepkisel mesafe koyma, “Müslüman toplumlar illiberaldir” söylemi, eklektik tutumun meşrulaştırılması ile birleşince liberaller ile Müslümanlar arasındaki kısır döngünün kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüğü tespit ediliyor; bu durum karşısında liberalizmin ciddiye alınması ve gerekirse liberallere karşı savunulması gerektiği dile getiriliyordu. Bu savunmanın üç düzeyde yapılabilirdi: liberal ikiyüzlülüğün liberal normları kullanarak eleştirilmesi; küresel adaletsizliğin liberal dilin içinden sorgulanması; liberalizmin liberallerin başarısızlıkları ile karıştırılmaması. Evrensel değerlerin, onları savunmanın bedelini ödemeye hazır olmayanların elinde hayatiyetini devam ettiremeyeceği vurgusu da bu bağlamda son derece önemliydi.

Serbest Piyasalar ve Sosyal Adalet konulu ikinci oturumda ilk olarak Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Uzun, “Gönüllü İşbirliği ve Pazar Alışverişi üzerinden Sosyal Adalet” konulu tebliğinde sosyal adaletin devlet eliyle, birilerinden zorla alıp başkalarına veren yeniden dağıtım mekanizmasıyla değil, üretim, mübadele, vakıflar, zekât ve sadaka gibi gönüllü mekanizmalar üzerinden sağlanmasının önemine değinerek, tarihte bunun vakıflar üzerinden sergilenmiş başarılı örneklerine işaret etti. “Beni Pazara Götür: Mülteci Girişimciliğini Teşvik Etmede İslami Sosyal Finansın Rolü” adlı bildirisinde İngiltere’den W. Amir Ahmad, vaktiyle her şeyini Mekke’de bırakarak Medine’ye hicret etmek zorunda kalan muhacirlerden birine Medineli ensardan birinin malının bir kısmını kendisine vermeyi teklif etmesi üzerine “buna gerek yok, beni pazara götür!” demesi ve ticari becerisi sayesinde kısa sürede kendi ayakları üzerinde durur hale gelmesi örneğinden hareketle, mültecilere sosyal yardımdan ziyade gittikleri yerde iş yapmalarının kolaylaştırılmasının önemini belirtti. Bu çerçevede mülteci girişimcilerin iltica ettikleri ülkelerde karşılaştıkları zorluklara değinerek, İslami sosyal finansın bu zorlukları aşmada işe yarayabileceğinin altını çizdi. “Liberal Piyasa Düzenlerinde İslami Finans 2.0: Sınıflandırılmış Sukuk, FinTek İnovasyon ve Makasıta Uygun Yönetişim” başlıklı bildirisinde IUS’den Admir Meşkoviç İslami finans enstrümanlarının liberal piyasa düzenlerinde nasıl faydalı olabileceğini anlattı.

Özgürlük, Dış Faktörler ve Batı Balkanlar temalı üçüncü oturumda iki bildiri sunuldu. IUS’den Edo Ömerçeviç ve Rijad Kovaç “Batı Balkanlarda Ekonomik Özgürlük: Dış Etkiler ve İslam Ahlâkının Rolü” başlıklı ortak bildirilerinde Balkan ülkelerinin ekonomik özgürlük endeksi performanslarını karşılaştırmalı olarak ele alıp sorunların daha çok hangi alanlarda yoğunlaştığı konusunu irdelediler. IUS’den Muhiddin Mulaliç ise sunduğu bildiride Batı Balkanlarda beşeri güvenlik ve transit göçler konusunu ele aldı. Her bir sunucunun sunumunun ardından soru-cevap faslında sorular soruldu, katkılar yapıldı, öneriler dile getirildi. Böylece birinci günün oturumları tamamlanmış oldu.

İkinci günün genel teması Kimlik, İslamofobi ve Birlikte Varoluş idi. Barış İçinde Birlikte Varoluşa Giden Yollar konulu ilk oturumda dört bildiri sunuldu. University College Beder (Arnavutluk)’tan Hysni Skura “Özgür Bir Toplumda Birlikte Yaşamak: Bosna ve Balkanlarda Sivil Toplum ve Dini Topluluklar” adlı bildirisinde sivil toplum ve dini toplulukların barış içinde birlikte yaşama pratiğinde önemli roller üstlendiklerine vurgu yaptı. Aynı üniversiteden Genti Kruja da dinsel özgürlük ve barış içinde birlikte varoluşun çağdaş örneği olarak Arnavutluk tecrübesi üzerinden farklı din ve inançların yüzyıllardır nasıl birlikte yaşadıklarını anlattı. IUS’den Hamza Preljeviç ile Mirza Ljuboviç Bosna-Hersek örneği üzerinden bölünmüş toplumlarda kamu diplomasisi ve din konusunu tartıştılar. West Bohemia Üniversitesi (Çek Cumhuriyeti)’nden Vaclava Tlili de sunduğu bildiride anayasalcılık, entegrasyon ve Avrupa’da Müslüman kimliğinin müzakeresi meselesini irdeledi.

İslamofobi: Bosna’dan Avrupa ve Küresel Jeopolitiğe başlığını taşıyan son oturumda üç tebliğ sunuldu. Malûm İslamofobi kısaca “İslam korkusu” demek. İslam ve Müslümanlara karşı nefret duygusu, ayrımcılık, kin ve düşmanlık şeklinde tezahür eden İslamofobi maalesef dünyada oldukça yaygın bir hastalık. Saraybosna Üniversitesi’nden Aida Salihoviç-Gusiç tebliğinde dâhili anlatılar üzerinden Bosna-Hersek’te İslamofobi meselesini ele aldı. Aynı üniversiteden Amila S.I. ise İslamofobi konusunu bu kez Avrupalı algılar ve söylemsel çerçeveler üzerinden irdeledi. Nihayet Wayne State Üniversitesi (Detroit, ABD)’den Saeed Khan bu kez İslamofobi meselesini Avrupa’nın kimlik krizi üzerinden tartıştı. Kimlik krizinin başlıca belirtilerini ahlâki panikler, iktisadi üstünlüğün kaybedilmesi, Batılı hegemonyanın erozyonu, illiberal (liberal/özgürlükçü olmayan) demokrasi, kabilecilik (etnik milliyetçilik), Avrupalı kimliği ile ulusal kimliğin çatışması, modernite değerlerinin terki ve ifade özgürlüğünün giderek azalması olarak sıralayan Khan’ın da isabetle vurguladığı gibi, İslamofobi –İslam’ın doğru temsil edilmemesi gibi İslam dünyası kaynaklı bazı tali sebepleri de olsa bile- esasen Avrupa’nın kimlik krizinin bir dışa vurumu, kendi yetersizlikleri ve yanlışlarını örtbas etme ve meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığı söylenebilir. Stanley Cohen’in ahlâki panikler (moral panics) konusunda 1972’de yaptığı şu tanım Batıda bugün İslamofobinin aldığı şekle nasıl da tamı tamına uyuyor değil mi? Ahlâki panik toplumsal değerler ve çıkarlara tehdit olarak tanımlanan bir durum, vaka, kişi ya da kişiler topluluğudur. Korku yaygındır, orantısızdır ve toplumsal değerlere varoluşsal bir tehdit oluşturan bir kişi, grup veya tutuma yöneliktir. Bu başlangıç ürküsünden yola çıkan kitle iletişim araçları meseleyi öyle bir çerçeveye oturtur ki, kamuoyuna takdim edildiğinde bu panik daha da büyür.4

Velhasıl, iki gün boyunca devam eden konferansta önemli meseleler konuşuldu, fikir alışverişinde bulunuldu. Oturumlar sırasında söz aldıkça vurgulamaya çalıştım, ayrıca vedalaşmadan önce fırsat bulduğumuz bir sohbetimiz sırasında ILN CEO’suna da önerdim: Batı bugün bir çılgınlık dönemine girmiş gibi görünüyor. Çoktandır savunduğu kendi değerleriyle çelişir durumda. Temel hak ve özgürlüklerin, piyasa ekonomisinin, serbest ticaretin, açık toplumun, insan haklarının ve uluslararası hukukun altının oyulduğu, III. Dünya Savaşı tehlikesinden söz edilen, ülkeler arasında kin ve düşmanlığı körükleyen bir yola doğru savrulmuş durumda. İşte şimdi bizler için ayağa kalkmanın, konuşmanın, zulme, zorbalığa, baskıya, diktatörlüğe, savaşa, katliamlara, yıkımlara karşı çıkmanın ve –bazılarımızın Batının malı sandığı- evrensel insanlık değerlerini yüksek sesle savunmanın tam zamanı. Bu yönde bir deklarasyon kaleme almalarını önerdim; alındığı takdirde altına ilk imzayı atmaya hazırım. Bu vesileyle bireysel olarak üstüme düşeni yapmak, buradan haykırmak isterim:

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Siz Batılı muktedirler, savaş makinelerinin başında tepinenler, o muktedirlere destek verenler, zorbalar, haydutlar, masum insanları katledenler, katliamlara seyirci kalanlar, savaş çığırtkanları, ekonomik ve siyasi hegemonya için ortalığı ateşe verenler, kana bulayanlar, savaş tamtamları çalanlar! İçine girdiğiniz yol yanlıştır, kötüdür, berbattır, rezilcedir, çirkindir, insanlık dışıdır. Tutulması gereken yol savaş değil, barıştır; çatışma değil, uzlaşmadır; yakıp-yıkmak değil, yapıp inşa etmektir; ölmek ve öldürmek değil, yaşamak ve yaşatmaktır; yeryüzünü kan gölüne çevirmek değil, imar etmek, mamur hale getirmek, güzelleştirmektir; düşmanlık ve saf dışı etmek değil, dostluk, kardeşlik ve işbirliğidir; içe kapanmak değil, dışa açılmaktır; merkezi planlama değil, güdümcülük ve kumandacılık değil, serbest piyasadır; korumacılık değil, serbest ticarettir; kollektivizm değil, bireyciliktir; yasakçılık, baskı ve zulüm değil, özgürlük, adalet ve merhamettir. Özgürlük, adalet, barış, istikrar, bireysel haklar, ekonomik ve siyasi özgürlükler, demokrasi, insan hakları, üretim, yatırım, adil bölüşüm, yenilik, inovasyon, özel mülkiyet, serbest ticaret ve serbest piyasa Batının malı değil, onun icadı değil, insanlığın ortak değerleri ve kurumlarıdır. İslam’ın bu değerlerle ve kurumlarla hiçbir alıp veremediği, bir uyumsuzluk ve içsel çelişkisi yoktur. Bir Müslüman dininden, kimliğinden, inancından vazgeçmeden, aksine ona sarılarak bu değerleri ve kurumları, hem de temel dini metinlere referansla rahatlıkla savunabilir, savunmalıdır. Baskı ve zulüm, işkence, diktatörlük, yıkım, katliam, zarar verme, kin ve düşmanlık kimden gelirse gelsin karşı çıkmalı; barışı, istikrarı, adaleti, özgürlüğü, sevgiyi, dostluğu ve merhameti savunmalıyız.


  1. Mark Skousen, İktisadi Düşünce Tarihi: Modern İktisadın İnşası, Çev. M. Acar, E. Erdem, M. Toprak, 9. Baskı, Ankara: Adres Yayınları, 2021.
  2. ILN Platformu hakkında daha fazla bilgi için bkz. https://islamandlibertynetwork.org/
  3. https://islamandlibertynetwork.org/conferences/12th-international-islam-and-liberty-conference
  4. Cohen, Stanley. 1972. Folk Devils and Moral Panics. London: MacGibbon and Kee. (Republished in 1980. U.S. edition by St. Martin's Press, New York.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.