Epstein davası kapsamında elde edilen bilgilerin açıklanması Trump'ın seçim vaadiydi. Ama bu, Trump için tabi ki bir kez kazandıktan sonra yerine getirilmesi çok da mühim olmayan seçim vaatlerinden biriydi. Geleneksel olarak Cumhuriyetçi partinin seçmeni olan muhafazakar, taşralı ve milliyetçi kesime (rednecks), Yahudi elitlerin ve ultra zenginlerin (big tech + big pharma) birlikte kurdukları şeytani düzenin ipliğini pazara çıkaracağını söyleyerek oy almayı ve seçimi kazanmayı başardı.
Trump seçimi kazandıktan sonra çark etti. Kendisinin de gırtlağına kadar içinde olduğu bu pisliğin açıklanmaması için bin dereden su getirmeye başladı. Özellikle 2025'in ilk yarısında ve yaz aylarında belgelerin açıklanması talebinin "demokratların bir oyunu" olduğunu savundu. Demokratların bunu Cumhuriyetçi Parti'nin başarılarını gölgelemek için kullanıldığını iddia etti. Sonra belgelerin "sıkıcı" veya "uydurma" olduğunu söyledi. Ardından, belgeler açıklanırsa "arkadaşlarım zarar görecek" dedi. Belgelerin açıklanmasının mağdurları yeniden travmatize edeceğini ileri sürdü. Bu konuda sorulan soruları "hala bunları mı konuşuyorsunuz" diyerek geçiştirmeye çalıştı.
Daha sonra (2025 Kasım civarı) "bize verdiğin sözü tut baskıları" artık karşı koyamayacağı kadar artınca tutumunu değiştirerek Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçilere "Epstein belgelerinin tamamının açıklanması için oy kullanın, çünkü saklayacak bir şeyimiz yok" çağrısı yaptı ve ilgili tasarıyı imzaladı. Bu, belgelerin açıklanmasına yönelik "Epstein Files Transparency Act" yasasının yürürlüğe girmesini sağladı.
Epstein'ın Florida ve New York davaları, Ghislaine Maxwell davası, Epstein'ın ölümü soruşturması, FBI'ın yaptığı inceleme raporlarından derlenip açıklanan milyonlarca "belge" içinde gazete küpürleri, sansürlenmiş email yazışmaları, fotoğraflar, videolar, iç soruşturma raporları, uçuş kayıtları, iletişim kayıtları, Epstein hakkında psikolojik raporlar, ölüm soruşturması kayıtları, Epstein'ın telefon rehberi, Little Saint James adasındaki kayıtlar, finansal izler ve Epstein'ın cihazlarından ele geçirilen materyaller var.
Belgeleri justice.gov/epstein adresinden herkese açık şekilde yayınlayan ABD Adalet Bakanlığı, toplamda 6 milyon sayfa olduğu tahmin edilen belgelerin sadece yarısını, hem de ciddi şekilde sansürleyerek yayınladığı halde görevini tamamladığını, sorumluluğunu yerine getirdiğini, bundan başka belge yayınlamayacağını söylüyor.
Yayınlanan belgeler, Epstein'ın zengin ve güçlü çevrelerle uzun süreli ilişkilerinin, mahkum edilmesinin sonrasında bile sürdüğünü doğrulasa da, yeni bir "müşteri listesi" veya yeni büyük suç delilleri içermiyor. Çoğu içerik daha önce bilinen bağlantıları detaylandırıyor veya aklı dengesi bozuk olabilecek bir takım kimselerin FBI tarafından alınmış ifadelerinde söyledikleri teyit edilmemiş iddiaları içeriyor.
Milyonlarca geçerli-geçersiz, değerli-değersiz belgenin bu şekilde boca edilmesi aslında ciddi bir şüphe uyandırıyor! Maksat hakikatin ortaya çıkması olsaydı başka türlü bir yol izlenmesi gerekirdi. Zira bu paylaşımların adaletin yerini bulmasında (en azından şimdilik) pek bir işe yaramadığı görülüyor.
Belgelerin hangisinin hukuken delil niteliği taşıdığını, hangisinin ciddiye alınabileceğini, hangisinin boş bir gevezelik olduğunu anlayamayan kitleler sadece tanıdıkları kişilerin isimlerini aratıp, zaten sahip oldukları kanaatleri güçlendirecek doneler arıyorlar.
Kolayca magazinleşen ve kitlelerin daha çok ilgisini çeken sapkın cinsellik ve okültizm temalı hikayeler, ciddi parasal suçları, çarpık siyasi ilişkileri, şüpheli irtibatları, siyasi şantaj ipuçlarını, istihbarat operasyonlarını vs. arka plana itiyor.
Ortaya dökülen bebek yeme, insan avlama, kan içme, çocuklara tecavüz etme hikayeleri sanki zaten bu komplolara gönülden iman etmiş redneck'lere "aha! işte biz demiştik! tam dediğimiz şeyler çıktı!" dedirtmek için üretilmiş gibi görünüyor.
Yine cumhuriyetçi tayfa, bayıldıkları "şeytani elitler", "ahlaksız zenginler", "yoldan çıkmış Allah'sız tekno lordlar", "şeytana tapan masonlar" komplolarını destekleyen bu "belgeler" karşısında kendisinden geçiyor.
Türkiye'de ABD'li muhafazakârların tezlerini, iddilarını, argümanlarını ve komplo teorilerini birebir kopyalayıp kendine mâl ederek tekrarlayan muhafazakâr bir kitle var. Bu kitlenin oluşumunda, ikinci dünya savaşından sonra gelişen, Marshall yardımları, NATO'ya giriş, çok partili sisteme geçiş, Sovyetler'e karşı ABD proxy'si olarak pozisyon alma, bir NATO ordusuna dönüştürülen Türk ordusu, muhtemel bir Sovyet işgaline karşı para militer direniş kuvvetleri kurma, bu kuvvetlere adam bulmak için komünizmle mücadele dernekleri kurma gibi bir çok hadisenin etkisi söz konusu. İşte bu "sarı reisçi" kitle Epstein belgeleri ile iyice hararetlenmiş "redneck" coşkusunu Türkiye'ye taşıyor!
Bizdeki, manipülasyona son derece açık, eleştirel akıldan pek nasibini almamış, güce adeta tapan, duygularının esiri, ezik, özgüveni düşük, her gelişmeyi bir çeşit yeryüzü tanrısı yerine koyduğu şeytani güçlere hamleden tipler, sosyal medyada "kahvedeki komplocu dayıların söyledikleri doğru çıktı işte", "anadolu irfanın derinliği ispatlandı", "batının ahlaksızlığı, iki yüzlülüğü ifşa oldu" gibi abuk subuk yorumlarla, mantık hatalarıyla dolu çıkarımlarla kendilerine bu işten bir pay devşirmeye çalışıyorlar.
Yüzeysel düşünenler işin magazin tarafıyla oyalana dursun, bu kadar çok insanın dahil olduğu böylesi bir şantaj ağının neredeyse hiçbir sızıntı ve ihbar olmaksızın bu noktaya gelebilmiş olmasının ne kadar dehşet verici bir şey olduğu üzerine kafa yormamız gerekiyor.
Esas problem, insan hislerinin nihai anlam ve otorite kaynağı kabul edilir hale getirilmesi neticesinde hukuk kurallarının yerini, "korkunç güçlere kavuşan siyasiler ve zenginlerce kolayca manipüle edilebilen kitlelerin hislerinin" alması. Bu üzerinde derinleşilmesi gereken felsefi / sosyolojik bir mesele ve başka bir yazının konusu.
Ortaya dökülen rezaletlerden sonra bu işe adı karışanlar ceza almazsa, Trump görevden alınmazsa, "dünyayı yöneten şeytani elitler karşısında aciz, çaresiz, güçsüz milyarlarca insan" anlatısı daha da pekişecek. İyiliğe, doğruluğa, adalete dair inanç daha da azalacak. Bunun da insanlığa bir fayda sağlamayacağı aşikâr.
Burada ortaya çıkan akıl almaz, mide kaldırmaz pisliklerin "sebebi" sadece bu adamların şeytana tapmaları ya da acayip ahlaksız olmaları değil. Bunlar bu güç kazandıkça azgınlaşan bir azınlığın, kurulan tuzağa düşmesini kolaylaştıran unsurlar. Asıl problem dünyanın hemen her ülkesinde, aşırı güçlenen siyasi liderlerin, yolsuzluk, hırsızlık, irtikap, casusluk, ülkenin kaynaklarının peşkeş çekilmesi gibi affedilmez suçlarını denetleyecek kurumları neredeyse tamamen etkisiz hale getirmiş olması. Şimdi önümüze dökülenler o kurumların yokluğunda kitlelerin elinde kalan tek silahın o "elitlere" meşruiyetlerini veren "oyları" olduğunu gösteriyor.
Fakat maalesef bu siyasi ve ekonomik elitler, ellerindeki büyük paralarla, medya araçlarıyla, sosyal medya algoritmalarıyla, denetimsiz devlet gücüyle, trolleriyle, psikometri teknikleriyle kitleleri de kolayca manipüle edebiliyorlar! Bu "ifşaatın" da başka türlü bir manipülasyon girişimi olduğundan şüphelenmeye hakkımız var.
Sosyal medyadan oluk oluk üzerimize boşanan pislikler karşısında yapmamız gereken bir takım şeytani ritüellere şahit olmanın şokuyla bunları daha çok insana yaymak olmamalı. Bunun yerine bu aşağılık adamlara işledikleri melanetleri sürdürme gücünü verenin, bu canavarı yaratan ve yaşatanın bizim oylarımız / rızamız olduğunu düşünmemiz gerekiyor.
Mesela ABD'de ilk yansımalar belki daha rasyonel, daha somut, yukarıda bahsettiğim türden bir tepkinin oluşmaya başladığının işareti olabilir: Cumhuriyetçilerin kalesi olan Texas’ta eyalet senatosu için yenilenen seçimleri 13 puan farkla Demokrat aday kazandı. Trump buradaki adayı için geçen hafta destek mesajı atmış ve harika bir MAGAcı olduğunu belirtmişti. Cumhuriyetçi aday, Demokrat adaydan 2 milyon dolar daha fazla para harcamıştı!
Çok güzel yazı
Çok güzel yazı
Yeni yorum ekle