Sırbistan Seçimlerin gölgesindeki Boşnakların Varlık Mücadelesi

03 Kasım 2026

Novi Sad’dan Novi Pazar’a: Ortak Mücadelenin Yükselişi

 

1 Kasım 2024’te Novi Sad Tren İstasyonu’nda yaşanan ve 16 kişinin hayatını kaybettiği facia, Sırbistan’da geniş çaplı bir öğrenci hareketinin başlamasına yol açtı. Hesap verebilirlik talebiyle ortaya çıkan bu hareket, kısa sürede Aleksandar Vuçiç yönetimine karşı ülke çapında bir toplumsal itiraza dönüştü. Öğrencilerin seçimlere katılma kararıyla birlikte mücadele yeni bir aşamaya taşındı. 25 Ekim 2026’da yapılan erken genel seçimlerde öğrenci listesi yaklaşık yüzde 53 oy alarak 140 milletvekilliği kazanırken, iktidardaki SNS yaklaşık yüzde 39’da kaldı.

Bu sonuç, Sırbistan’da siyasi değişim arzusunun gücünü açıkça ortaya koydu. Ancak iktidarın yenilgisinden duyulan memnuniyet, özellikle Sancak Boşnakları açısından daha önemli bir sorunun gözardı edilmesine yol açmamalıdır: Ülkenin değişimine katkıda bulunma arzusu, Boşnakların kendi siyasi temsillerini zayıflatmalarıyla sonuçlanmış olabilir mi?

 

Boşnakların Ortak Mücadeleye Katkısı ve Siyasi Sorumluluğu

Sancak Boşnaklarının öğrenci hareketindeki rolü, topluluğun demografik büyüklüğünün çok ötesinde bir önem taşıdı. Novi Pazar Devlet Üniversitesi, direnişin önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Öğrencilerin ortak taleplerinin yanı sıra Boşnak öğrenci Ernad Bakan’ın ölümüne ilişkin adalet arayışını da gündeme getirmeleri, hareketin yerel boyutunu aşmasını sağladı. Özellikle 28 Temmuz’u 29 Temmuz 2025’e bağlayan gece üniversitede yaşanan müdahale ve ardından gelişen olaylar, Novi Pazar’ı ülke çapındaki öğrenci direnişinin simgelerinden biri hâline getirdi.

Novi Pazarlı öğrenciler yalnızca başka şehirlerde başlayan bir hareketin katılımcıları olmadılar; bazı kritik anlarda bu hareketin yeniden güç kazanmasına katkıda bulunan öncü aktörlere dönüştüler. Boşnakların katkısı bu nedenle yalnızca protestolara katılanların sayısı veya sandıktan çıkan oylarla ölçülemez. Onlar, adalet, özgürlük ve hesap verebilirlik arayışının yalnızca Sırp çoğunluğuna ait olmadığını, farklı tarihsel deneyimlere ve kimliklere sahip insanların da ortak bir mücadele yürütebileceğini gösterdiler.

Bu katılım hem doğal hem de siyasi açıdan son derece anlaşılırdı. Boşnak gençlerin daha adil bir devlet ve siyasi değişim için mücadele etmesi tartışma konusu değildir. Ancak ortak mücadeleye katılmak, kişinin kendi toplumuna karşı sorumluluklarından vazgeçmesi anlamına gelmemelidir. Asıl mesele, iktidarın değişmesi hedefinin Boşnakların ulusal düzeyde kendi kendilerini temsil etme ihtiyacını ikinci plana itip itmediğidir.

 

Yeni Yakınlaşma, Eski Sorular

Öğrenci hareketinin önemli kazanımlarından biri, Boşnaklarla Sırp toplumu arasındaki ilişkilerde yeni bir yakınlaşma zemini oluşturmasıydı. Ortak protestolar, karşılıklı destek ve gençler arasındaki kişisel ilişkiler, uzun yıllardır varlığını sürdüren bazı milliyetçi önyargıların aşılabileceğini gösterdi. Boşnak öğrenciler, kamusal yaşamda yalnızca haklarını talep eden bir azınlığın temsilcileri olarak değil, ortak mücadelenin eşit katılımcıları olarak görünürlük kazandılar.

Bu, korunması gereken değerli bir kazanımdır. Ancak toplumsal yakınlaşmanın geçmişle yüzleşme ve tarihsel sorumluluk konularındaki suskunlukla gölgelenmesine izin verilmemelidir. Srebrenitsa soykırımı, savaş suçları, Ratko Mladiç’in konumu ve Sırp toplumundaki milliyetçi mirasa yönelik tutum, hâlâ açık ve net yanıtlar bekleyen meselelerdir.

Bu sorular yalnızca Boşnakları ilgilendirmiyor. Demokratik ve eşitlikçi bir gelecek kurmak isteyen her toplum, geçmişte yaşananlarla yüzleşmek ve kurbanların acılarını tanımak zorundadır. Yeni siyasi aktörlerden de bu konularda siyasi açıdan riskli olsa bile açık konuşmaları beklenmelidir.

Öğrenci listesinden parlamentoya girecek Boşnak temsilcilerin önünde bu açıdan önemli bir sorumluluk bulunuyor. Onların görevi, ortak mücadeleye bağlılık ile kendi toplumlarının tarihsel ve ulusal meselelerine duyarlılık arasında bir tercih yapmak değildir. Asıl görevleri, iki toplum arasında kalıcı bir köprü kurarken Boşnakların hayati meselelerinin bir kez daha sessizliğe terk edilmesine izin vermemektir.

 

Boşnak Partileri: Güven Kaybı ve Temsil Sorunu

 

Seçim sonuçları, Boşnakların geleneksel siyasi temsilinde ciddi bir güven krizini de ortaya koydu. Rasim Lyayiç’in liderliğindeki SDP, Süleyman Uglyanin’in liderliğindeki Sancak SDA ve Usame Zukorliç’in liderliğindeki SPP, yeni dönemde birer milletvekilliğiyle temsil edilecek. Yıllardır Boşnak siyasi hayatının başlıca aktörleri olan bu partilerin yaşadığı gerileme, seçmenlerin mevcut siyasi yapılardan uzaklaşmasının açık bir göstergesi.

SDP’nin uzun yıllar devlet yönetimleriyle kurduğu iş birliği, partiye kurumsal nüfuz ve karar alma merkezlerine erişim imkânı sağladı. Ancak iktidar çevrelerinde bulunmak, seçmen güvenini tek başına korumaya yetmedi. Sancak SDA ise Boşnakların ulusal haklarını ve eşit vatandaşlık statüsünü savunan siyasi çizgisine rağmen yalnızca bir milletvekilliği kazanabildi. SPP’nin sonucu da özellikle dikkat çekici.

Parti, siyasi faaliyetlerini dinî miras ve merhum lideri Muamer Zukorliç’in otoritesi üzerine inşa etmeye çalışmıştı. Devletin sunduğu imkânlara ve Zukorliç’in geride bıraktığı manevi ve siyasi mirasa rağmen, SPP parlamentodaki temsilini yalnızca bir milletvekiliyle sürdürebilecek. Bu sonuç, bir liderin mirası ne kadar güçlü olursa olsun, tek başına bir siyasi hareketin geleceğini güvence altına alamayacağını gösteriyor.

Öğrenci listesinin Novi Pazar, Tutin ve Sjenica gibi Boşnakların yoğun yaşadığı yerleşimlerde de önemli oy oranlarına ulaşması, siyasi dengelerin değiştiğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, belediye sonuçlarından hareketle bütün oyların etnik kimliğe göre dağıtıldığını söylemek mümkün değildir. Kesin olan, öğrenci hareketinin geleneksel Boşnak partilerinin uzun yıllardır belirleyici olduğu bölgelerde de güçlü bir siyasi alternatif hâline gelmesidir.

Burada asıl sorun, Boşnak seçmenlerin öğrenci listesine oy vermesi değildir. Bu, meşru bir demokratik tercihtir. Sorun, mevcut partilere duyulan tepkinin kendi siyasi temsilini gereksiz görme düşüncesine dönüşme ihtimalidir. Geleneksel partilerin yenilenmesi, kadroların değişmesi ve yeni siyasi aktörlerin ortaya çıkması elbette mümkündür, hatta gereklidir. Ancak ulusal haklar, anadil, eğitim, dinî özgürlükler ve geçmişle yüzleşme gibi konularda Boşnaklar adına kimin konuşacağı sorusu ortadan kalkmış değildir.

 

Eşit Haklara Sahip Bir Halk Olarak Tanınmak

 

Sırbistan Boşnaklarının bugün karşı karşıya olduğu temel mesele, siyasi değişime karşı çıkmak ile kendi ulusal varlığını korumak arasında bir tercih yapmak değildir. Bu iki hedef birbirinin karşıtı olmamalıdır. Daha adil bir devlet kurma mücadelesi ile toplumun azınlıkta kalan kesimlerinin eşit haklara sahip olma mücadelesi aynı anda yürütülebilir ve yürütülmelidir. 

Boşnaklar arasındaki siyasi ve dinî bölünmüşlük ise bu süreci daha da zorlaştırıyor. On yıllardır devam eden rekabet ve güvensizlik, ortak çıkarlar etrafında birleşme kapasitesini zayıflattı. Geleneksel siyasi temsilcilere duyulan hayal kırıklığı ve gençlerin bu yapılardan uzaklaşması, söz konusu sorunun yalnızca son seçimlerle ortaya çıkmadığını gösteriyor. Seçimler, uzun süredir biriken bu krizi daha görünür hâle getirdi.

Bu noktada, Avala Dağı’ndaki Meçhul Asker Anıtı hakkında zaman zaman dile getirilen, ancak tarihsel açıdan güvenilir biçimde doğrulanmamış bir anlatı da sembolik anlamı bakımından dikkat çekicidir. Anıtta simgeleşen askerin Müslüman olduğu ve kimliğinin dinî aidiyeti nedeniyle bilinmezliğe terk edildiği yönündeki iddia, kanıtlanmış bir tarihsel gerçek olarak sunulamaz. Ancak bu anlatı, Boşnakların ortak vatan uğruna yaptıkları fedakârlıkların tanınmaması ve kolektif hafızadan silinmesi yönündeki tarihsel kaygılarını ifade eden güçlü bir semboldür.

Geleceğe yönelik asıl uyarı da burada yatıyor. Boşnaklar öğrenci mücadelesine katıldılar, bu mücadeleye destek verdiler ve siyasi güçlerinin bir bölümünü ortak bir değişim hedefine sundular. Şimdi geriye, bu iş birliğinin gerçek bir eşitliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini görmek kalıyor. Öğrenci listesinin liderlerinin Boşnakların ulusal ve tarihsel meselelerine nasıl yaklaşacağı, yeni siyasi düzende Boşnak temsilcilerin ne ölçüde etkili olacağı ve Srebrenitsa, Ratko Mladiç, savaş suçları ile milliyetçi miras konularında ne kadar açık bir tutum sergileneceği bu açıdan belirleyici olacaktır.

Siyasi değişim ihtimalini güçlendiren bir harekete peşinen hüküm vermek adil değildir. Ancak bir halkın varlığı ve geleceği açısından hayati önem taşıyan sorulardan, ortak bir siyasi hedef uğruna vazgeçmesi de beklenemez. Boşnakların mücadelesi yalnızca daha iyi bir devletin kurulmasına katkıda bulunmakla sınırlı kalmamalı; o devletin içinde kendi adları, kimlikleri, dilleri ve tarihsel deneyimleriyle eşit haklara sahip bir halk olarak tanınmalarını da güvence altına almalıdır.

Bu nedenle, yazının sonunda şu soru açık kalmalı, ama asla unutulmamalıdır: Değişim mücadelesinde eşit katılımcılar olduklarını kanıtlayan Sırbistan Boşnakları, nihayet kendi adları ve kimlikleriyle eşit haklara sahip bir halk olarak tanınacaklar mı? Yoksa katkıları büyük bir siyasi zaferin parçası olarak anılmakla sınırlı kalacak, kendi talepleri yeniden unutulmaya mı terk edilecek? Başka bir deyişle, Boşnaklar, adı ve kimliği neredeyse silindikten sonra yalnızca fedakârlığı kabul edilen yeni bir Meçhul Kahraman rolüne mi itilecekler?

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.