Gücü Sınırlayan Güçtür, İyi Niyet Değil

09 Ekim 2026
Gücün kötüye kullanılmasını önlemenin yolu, onu iyi insanların vicdanına bırakmak değil; başka bir güçle sınırlamaktır.
Montesquieu, Kanunların Ruhu
 
Montesquieu'nün bu cümlesi, siyaset felsefesinin en büyük handikapını tespit ediyor: iyi niyete güvenmek. Bu handikap aşılırsa birçok sorun çözülür. Çünkü her ideoloji ve her inanç, güç kendi taraftarlarının eline geçtiğinde sorunların biteceğini, ideal düzenin kurulacağını, refah ve huzurun geleceğini vaat eder.
 
Oysa bir fikre inanmak, ona aidiyet hissetmek, takipçilerinin kuracağı düzenin iyi olacağını göstermez. Fikir ne kadar mükemmel olursa olsun, onu uygulayan insandır.
 
Fabrika çıkışlı ahlak yoktur
Sosyalizm bunun en açık örneği. Sosyalistlere göre işçi sınıfı bilinçlidir, işçi olmak insana ahlak kazandırır, işçi eşine şiddet uygulamaz. Ahlak sınıfın varsayılan ayarıdır. 
 
Tarih ve gündelik hayat bu varsayımı doğrulamadı. 
 
Bir sınıfın veya mesleğin ahlakı garanti eden bir etiketi yoktur.
 
Aynı yanılgı dindar kesimler için de geçerli. Gençlik yıllarımızda Müslümanları fabrika çıkışlı olarak dürüst, adil ve ahlaklı sanırdık. Değilmiş. 
 
İnsanlardan beklenen kötülükleri, ahlaksızlıkları Müslümanlardan da beklemek gerekiyor. Medyada ve kişisel tecrübelerde bunun hayal kırıklığını çok yaşadık. Namaz kılmak, ibadet etmek, Allah korkusu bazılarını kötülükten alıkoyabilir ama bunu herkes için garanti etmez. En çok ibadet edenlerle ibadet etmeyenler arasında kötülük düzeyi bakımından sistematik bir fark göremiyoruz.
 
Bu tespit Müslümanlara özgü bir kusur değil, insana dair bir gerçek. Aynı şey laikçiler, milliyetçiler, liberaller, kısacası güç elde eden herkes için geçerli. Montesquieu'nün cümlesi bu yüzden evrensel.
 
Kimin şeriatı?
Şeriat isteyenlerin en büyük handikapı da burada başlıyor. Hangi şeriat, hangi mezhebin, hangi cemaatin, hangi âlimin şeriatı gelecek? Hepsi birbirinden farklı. Şeriatı kuracak olan da yine insan. Yani sorun, hukukun ilahi olup olmamasından önce, onu yorumlayıp uygulayacak gücün kim tarafından ve nasıl denetleneceği.
 
Bize ateşli gençlik yıllarımızda "demokrasi şirktir" diye öğrettiler. Bugün Türkiye'de ve dünyada Müslümanların elde ettiği kazanımların neredeyse tamamı demokrasi sayesinde oldu. Seçimle, çoğulculukla, hukukla, basın ve örgütlenme özgürlüğüyle. Bireyleri kısıtlayan, sınırlayan, denetleyen dünyevi bir sisteme ihtiyaç var. Bu sistem dine düşman değil, dinin de kendisine ihtiyaç duyduğu güvencedir.
 
İŞİD bir uyarıdır
İŞİD münferit bir sapma değildi. Hepimizin çocukları, arkadaşları, tanıdıkları, komşuları gidip katıldı. Bunun ibret verici yanı şu: kendini "Allah'ın dinini hâkim kılmakla" görevli sayan ve önünde hiçbir denetim bulmayan güç, cennet vaadiyle dünyayı cehenneme çevirebildiğini gördük. Üstelik İŞİD'in en çok zarar verdiği kesim yine Müslümanlar oldu. 
 
Buradan çıkarılacak ders, "Müslümanlar kötüdür" değil; hiçbir denetim tanımayan, kendini ilahi bir göreve atfeden iktidarın, niyeti ne olursa olsun, felakete gittiğidir. Bu dersin tam öğrenildiğini söylemek zor. Yeni İŞİD'lerin ortaya çıkma ihtimali ortadan kalkmış değil.
 
Diyanet: Montesquieu testi
Türkiye'de dini hayatın büyük ölçüde çatışmasız yürümesinin önemli nedenlerinden biri Diyanet'tir.
 
Cami hizmetlerini tek elden organize etmesi, cemaatlerin ve grupların dini alanda birbiriyle kavga etmesini azaltıyor. Camilerin sürdürülebilir bir şekilde işletilmesi, din hizmetinin kesintisiz sunulması da bu yapının sonuçlarından. Bu açıdan Diyanet'i Cumhuriyet'in en önemli kurumsal tasarımlarından biri saymak savunulabilir bir görüş.
 
Ama Montesquieu'nün ölçüsüyle bakınca Diyanet'in kendisi de bir güçtür ve asıl soru şu: Diyanet'i kim sınırlıyor?
 
  • Yürütmeye bağlılık. Diyanet devlete, yani onu yöneten siyasi iktidara bağlı. Kurum, iktidarın niyetinden bağımsız bir denge unsuru değil, o niyetin aracı olabilir. "Eşit uzaklık" ilkesi, yönetenlerin iyi niyetine bırakılmış bir ilkedir. Montesquieu'nün uyardığı tam olarak bu.
  • Eşit mesafe iddiası tartışmalı. Diyanet hizmetini ağırlıklı olarak Sünni-Hanefi anlayışa göre sunuyor. Bir kurum herkese eşit mesafede olduğunu söylemekle olmaz, bunu denetlenebilir kılmakla olur.
  • Siyasetle ilişkisi. Hutbelerin içeriği, kurumun bütçesi, başkanın kamusal beyanları ve laiklik ilkesiyle ilişkisi güncel siyasette sürekli tartışılıyor. Bu tartışmaların haklılık payını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir ama hepsi aynı noktayı gösteriyor: Diyanet kendiliğinden tarafsız kalmaz, tarafsızlığı güvenceye alınmalıdır.
     
Yani Diyanet'in çatışmayı önlediğini söylemek, onun denetim ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Tersine, kurum ne kadar güçlüyse denetim ihtiyacı o kadar büyük.
 
Çıkarılacak sonuç
Diyanet'in varlığını savunanlar da kaldırılmasını isteyenler de aynı soruyu yanıtlamak zorunda: Dini alanı düzenleyen güç, hangi başka güçler tarafından sınırlanıyor? Bağımsız yargı, özgür basın, çoğulcu parlamento, hesap verebilir bütçe, farklı inançlara eşit hak güvencesi. Bu mekanizmalar varsa Diyanet bir hizmet kurumu olur. Yoksa kimin elinde olursa olsun bir iktidar aracına dönüşür.
 
Sosyalist de, İslamcı da, laik de, liberal de aynı tuzağa düşebilir: "Güç bizim elimizde iyi olur."
 
Montesquieu'nün cevabı bu: Hayır. Güç, başka bir güçle sınırlanmadıkça iyi olmaz. Dünyayı daha iyi bir yer yapmanın yolu iyi insanları iktidara taşımak değil, iktidarı iyi insanların vicdanına muhtaç etmeyecek kurumlar kurmaktır.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.