Kapitalizmin Gölgesinde İnsan Onuru ve Canım Kardeşim

02 Kasım 2026

Tıpkı çocukluğumdaki gibi bir hafta sonu kahvaltısının sonrasındayım. Çok beğenilen “Canım Kardeşim” filmini seyrediyorum. Önemli bir Türk filmi bu. 1973 yılını anlatıyor. Sanki Dostoyevski’nin “İnsancıklar“ romanını okuyorsunuz. Birden aklınıza Makar Devuşkin geliyor. Varvara’sı için keşke Majestelerinin huzuruna çıksa, kurtarsa Varvara’yı diye düşünüyorsunuz. Ama kendi gerçekliğinize bürünüyor. Aynı manzaralar şimdilerde de var diyorsunuz.

Filmde görsellik çok ön planda. Bazı sahneler sanki fotoğraf çekmek için yapılmışçasına. Çarpık kentleşme ve göç problemi hemen belli oluyor. O dönemin ruhunu yansıtan toplumsal sanat ya da toplumsal film, ne derseniz deyin, hemen göze çarpıyor. Yönetmen Ertem Eğilmez, komedi filmleriyle seyirciyi kendisine bağlamış. Biz de hissemizi almışız. Film şirketinin Arzu Film olduğunu bile biliyoruz.

Image

Ertem Eğilmez, komedi tarzından uzaklaşarak bir dram çekmiş. Dönemin bütün jönleri ve yıldızları beyaz perdede arz-ı endam etmişler. Tarık Akan, Halit Akçatepe, Kemal Sunal... Fakat Kemal Sunal tanınamaz halde. Tanınmayışının nedeni, rolünün çok kısa ve sönük olması… Hâlbuki o Kemal Sunal. O döneme damgasını vuran bir komedyen. Burada Nuri Bilge Ceylan sineması aklıma geliyor. Bir film setinde şöyle diyordu: “Gerçek oyunculuk gizlemektir.” Görüldüğü üzere biz Kemal Sunal’ı değil, onun canlandırdığı Almanya hevesine kapılmış, aldatılmış zavallı bir Anadolu gencini izliyoruz. Bu arada “Oyunculuk gizlemektir” cümlesini  Nuri Bilge Ceylan; Demet Akbağ, Haluk Bilginer gibi güçlü ve büyük oyuncuların huzurunda, bir set arasında söylüyor.

Gerçek bir oyuncu kendini gerçekten gizler. Bir Zamanlar Anadolu'da filminde de böyle olmuştu. Ben Ercan Kesal'ı gerçekten bir köylü ve bir muhtar sanmıştım. Yılmaz Erdoğan da tam anlamıyla sıradan bir polisti.

Biz asıl filmimize geri dönelim. Filmin başrolünde olan Murat’ın (Tarık Akan) fakir babası, uyarılara rağmen yatağında sigara içerken yatağı tutuştuğu için duman zehirlenmesinden ölüyor. Burası tam bir trajedidir. Yazımızın başında “İnsancıklar romanını okuyor gibiyiz” demiştik. Murat ve Halit (Halit Akçatepe), Murat’ın ölen babasının cenazesini kaldırmak için bile paraya ihtiyaç duyarlar. Oysa en insani ihtiyaçlardan birini karşılamak istemektedirler. Cenaze parasının teminini insanlardan değil bir hayvandan sağlarlar. Murat, babasının eşeğini satarak cenaze ve defin masrafını karşılar. Oysa babası filmde kendi ifadeleriyle anayurduna gelmiştir. Ama maalesef onu sefil bir hayat beklemiştir. Hayatı zavallı bir şekilde son bulmuştur. Bunların hiçbirini hak etmemiştir.

Oysa insan olmak en büyük erdemdir. İnsan, saygıdeğer bir varlıktır. Ana rahminden son nefesine kadar devletlerin güvencesi altında olmalıdır. David Harvey’in düşünüşüne göre; beslenmek, barınmak gibi insanın en temel ihtiyaçlarından olan ihtiyaçlar bedelsiz, karşılıksız, torpilsiz karşılanmalıdır. Bu görüş, bu çağın insanı için ulaşılmaz bir ütopya gibi görünmektedir.

Filmde öyle bir sınıfsal zemin vardır ki, bir sahnede Murat ve Halit’in kanlarını sattıklarını görürüz. Kendi bedenlerinin bir parçasını satmak zorunda kaldıkları, insanlık dışı bir hayatları olduğunu çözeriz. Üstüne üstlük kardeşleri Küçük Kahraman (Kahraman Kral) lösemiye yakalanmıştır. İlk başta küçük çocuğun hastalığını uyuz olarak düşünürler fakat hastalık daha korkunçtur. Küçücük çocuk ölecektir. Hayattan, kendi ölümünü yaşayacağı hayata izole olmalıdır. Çocukların en çok tanışma fırsatını bulduğu iki kurumdan, çocuk kendi hayatına dönme iznini almıştır. Bu kurumlar hastane ve okuldur. Önce hastane çocuğu kamusal hayatından serbest bırakır. Onu özgür kılar. Son üç ayını mutlu geçirmesini Ağabeyine ve Halit Ağabeyine söyler. Çocuk bu kez başka bir kamusal hayattan daha evine gidiş iznini alır. Okul artık onun için yabancıdır. Öğretmeni onu üzmeden gerekenleri söyler ve “artık izinlisin” der. Aslında küçük çocuk ölmek için izin almaktadır. Maalesef bunu bilmektedir. O da Ağabeyleri üzülmesin diye mutluluk oyununa başlar. Gördüğümüz sahnelerde de mutlu görünür. Öğretmeni şöyle demiştir. “Çocuklar küçük şeylerden de mutlu olur.” Murat ve Halit çocuğun mutluluğu için canhıraş çalışırlar.

Çocuk, o dönemin her çocuğu gibi televizyonu çok merak etmektedir. Bir televizyonlarının olmasını istemektedir. Hatırlıyorum da, Şirinler çizgi filmini renkli bir televizyonda izlemek bana bir çeşit şenlik gibi gelmişti. Sadece altı kanalı olan, regülatör ısınınca belki patlar diye korkudan kapatılan pek çok televizyon görmüşüzdür.

Küçük kahramanımız mahallede kan tefecisi olan Mehmet’in (Metin Akpınar) evinin penceresinden televizyona imrenerek bakar ve Tefeci Mehmet tarafından arkadaşlarıyla birlikte kovulur. Artık kısacık ömrü bitmek üzeredir. Ömrünün son günlerinde Murat ve Halit ağabeylerinin, Küçük Kahraman’ın son arzusunu yerine getirmek için televizyon çalmaktan başka çareleri yoktur. Yoksulluk, yoksunluktur da. Sonunda televizyonu çalarlar ve evlerinde bir şölen gibi Kahraman’a sunmak isterler. Fakat Kahraman uykusuna hiç uyanmamak üzere dalmıştır. Korkunç haberi Murat arkadaşına feryat ile söyler. Halit’in ise sesi çıkamaz. Yüzü sanat eseri gibi olur. Acı yüzüne asılı kalır. Sanki  ”Baba” filminde kızını kaybeden ve sessiz çığlık atan Al Pacino karşımızdadır.

Kapitalizmin yirminci yüzyılda en büyük icadı olan televizyon elbette çocukluk bünyesinde önemli bir nesnedir. Neil Postman’ın kitabının başlığında “Televizyon: Öldüren Eğlence “ dediği nesne; bir çocuğun en büyük dileği olabilir. Pierre Bourdieu’nun “Her şeyi dramatize eden, kendi gerçekliğini (belki yalanını) yaratan” diye tanımladığı araç; özellikle yoksul çocukların dünyasında önemli bir yer tutabilir.

Çok üzülerek söylemeliyiz ki, Kahraman doğduğu evde televizyonu göremeden öldü. Ben de cumartesi etkinliğinin hüznünü okurlarımla paylaşıyorum.

Düşünmekle kalınız.

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.