Evrensel Bilinç Katları-Sahiplenme ve Mutluluk İlişkisi


 

 

İnsan varlığı ve nitelikleri itibariyle kendi dışındaki doğayla, makro planda ifade etmek gerekirse evrenle irtibat halindedir. Kimi zaman bu irtibat bilinçli bir şekilde olsa bile çoğu zaman bu farkındalık bilinçten yoksundur. Doğayla ve evrenle olan bu irtibatı farklı bilinç katlarında ele alarak insanın çok yönlü gelişimine dikkatimizi çekebiliriz.

Tarihten günümüze kadar bilinç katları farklı adlarla ele alınmışlar ve ifade edilmişlerdir. Bazıları bilinç katları derken yine bazıları kişilik düzeyleri demişler ve bu bağlamda konuya bakmışlardır. Bu arada evrensel bilinç düzeyleri diyenler de vardır. Her ne şekilde ifade edilirse edilsin tüm bu yorumlama biçimlerinde insana ait bilinç ve irade anlamında gelişim düzeylerinden bahsedilir. Ve bu bilinç düzeylerine göre varlığı, insanı, etrafındaki olayları anlama, insani ilişkilere ait ortaya koydukları tavırları söz konusu edilir.

Birçok düşünüre göre, bilimsel anlamda yedi bilinç katı söz konusu olurken, yine bazı düşünürler de her insanın kendi gelişim ve değişim sürecine bağlı olarak sayısız bilinç katlarından bahseder. Kişiye ait bilinç katlarını değerlendirirken, aynı şahsın aynı zamanda bazı nitelikleriyle birinci bilinç katında bulunabilirken, diğer nitelikleriyle ikinci veya üçüncü bilinç katında bulunabileceğini ifade edenler de vardır. Bunlar kişiye özel bilinç katının olduğu gerçeği üzerinde dururlar.

İnsanlar doğuştan itibaren kazanmaya başladıkları zihinsel ve bedensel yetenekleriyle evrensel bilinç katlarında ilerlemeye başlarlar. Bu ilerleme ile kimileri ileri bilinç düzeylerine çıkabilirken, kimileri ise aynı bilinç katında hayatına devam eder. İlerleme söz konusu olamaz. Onu ileri bilinç katlarına taşıyacak nitelikleri sergileyemez. Doğuştan itibaren dış dünyayla beyinde gerçekleşen frekans geçişleri ve dalgalanmalar yeterli oranda gerçekleşemez. Onu bir üst bilinç katına taşıyacak dalgalanmalar görülmez.   

Evrensel bilinç katları ile sahiplenme duygusu arasında yakın bir ilişki vardır. İnsan sahiplenme duygusu ile kaybetme ve zarar görme duygusunu aynı anda yaşar. Sahiplenme aynı zamanda kaybetmenin ilk adımıdır. Sahiplenme başlangıç itibariyle mutlu ederken, kaybetme mutsuzluğu ortaya çıkaran neden olmaktadır. Bu itibarla kaybetme sahiplenmenin somut sonucu olması sebebiyle mutsuzluğun ilk ateşleyicisidir.

Evrensel bilinç katlarında ilerleyen ve üst katlara çıkmasını başaran insan, elde ettiği tüm maddi birikimleri aslında kendisine geçici zaman diliminde verilmiş birer emanet olduğunu idrak etmeye başlar. Onları sahiplenme yerine onlardan en üst derecede faydalanma ve doğru yerde kullanma telaşına düşer. Çünkü yerinde kullanılmayan nimetler onun daha üst bilinç katlarına çıkmasının önünde birer engel konumunda gözükür. Bu nedenle sahibi olduğu varlıkları uygun yerlerde değerlendirerek olası kaybetmenin önüne geçmek ister.

Aslında bu farkındalık ileri bilinç düzeylerine doğru seyrin içteki yansımasıdır. Doğadaki etkin frekanslarla irtibat derinleştikçe insan kendine biçtiği payı küçültür. Pay küçüldükçe yüksek dalga boylarıyla iletişim artar. İnsan adeta bir damla iken bir göl haline gelir. İçteki hissetme oranı bu damla- göl farkı oranında büyür.

İlk bilinç katlarından kurtulamayan ve kendini geliştiremeyen insan, sahip olduğu varlıkları kaybetmemek adına kendini siper eder. Hayatının anlamı olarak gördüğü maddeyi daha da artırmak için hiçbir değeri kabul etmez, anlamlı bulmaz.

İlk bilinç katları genelde insan-bitki-hayvan üçlüsünün hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu olarak, içgüdüsel yapılan eylemlerin dışında anlaşılmaz. Bu eylemler hayatın devamı için gerçekleştirilen basit tepkilerdir. İnsan olma aşamasında esas olan üst bilinç katlarına çıkarak üst duyumların gerektirdiği eylemleri sergileyebilmektir. İşte insan bu üst bilinç katlarında yükselirken hissettiği yüce duygularla orantılı eylemleri sergiledikçe mutluluk oranı da artar. Ve mutluluğunu paylaşmak ister. Mutluluğunu yanındakilere aksettirmek ister. Mutlu olduğunu hisseder ve bu mutluluk etrafındakiler tarafından fark edilir.

Gönülden gelen bu mutluluğun maddi zenginlikle ilgisi olmadığını herkes fark eder. Sahiplenme ile, şan-şöhret ile ilgisinin olmadığı anlaşılır. Hatta sahiplenme arzusu arttıkça mutluluğa götüren saiklerin azaldığı görülür.

İnsan evrensel bilinç katlarında yükseldikçe farklı dünyaların pencerelerini aralar. Her bilinç katı yeni dünyalara kapılar açar ve eski duygu ve düşüncelerinin basitliğini, hiçliğini fark ettirir. Kendi bilinç katında uzun zamandır bekleyenler, yerlerinde sayanlar kendilerini her şeyin üzerinde, vazgeçilmez olarak kabul ederler. Küçük dünyalarında terör estirirler. Herkesin kendisine hizmet etmesini, etrafında pervane gibi dönmesini beklerler.

Hayatında mutluluğu tatmak isteyenler, birilerinin hayatına hükmetmek yerine, yüksek bilinç katlarına ulaşarak iç dünyalarını zenginleştirmeli ve etrafımızı çevreleyen farklı dalga boylarıyla sarılıp sarmalanıp hakiki mutluluğun kapılarını aralamalıdırlar. Buna ulaşmanın her kültürde farklı yol ve yöntemleri vardır. Tarih boyunca birçok filozof, din adamı ve gönül insanları bu yöntemleri anlatmaya çalışmışlar, mutluluğa götüren yolları işaret etmişlerdir.

İnsan elinden geldiğince yüksek bilinç katlarına ulaşmayı hedeflemeli, kendisini sarıp sarmalayan bedensel zorunlulukları aşarak yüksek dalga boylarıyla iletişime geçebilmenin yollarını aramalı, iç dünyasını, zihin dünyasını zenginleştirmenin gayreti içine girmeli, yüksek bilinç katlarının coşkunluğuyla kendini aşmalıdır. Ancak bu şekilde sahiplenmenin erdemine ve istenilen mutluluğa erişmek mümkün olabilir.

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA