Hafızasını Yitiren Şehir: Kerkük


 

Şehirler vardır dünyada sürekli büyür, nüfusu artar, mimarisi gelişir, sanat ve kültür unsurlarını kucaklayarak bir hafızası olur. Bu tür şehirlerde yaşayanlar medenî yâni şehirli sayılır. Medenî kelimesi Arapça medine kelimesiyle aynı kökten gelir. Peygamber Efendimizin yattığı şehre Medinetül Münevvere demişiz; yâni aydınlatılmış şehir. Aslında Medenî kelimesi Arapçada hem şehirli hem de sivil anlamına gelir. Biz, batıya yönelirken ilk karşılaştığımız millet Farslar olduğu için Farsça olan şehir kelimesini tercih etmişiz.  Ama medenî kelimesini de sivil ve güngörmüş anlamında kullanmışız. Yanlış bir tercih sayılmaz; kelimeye güzel bir anlam daha yüklemişiz.  

Millet ve devletlerin mevcudiyeti, şehirlerin varlığı ile bütünleşmiştir. Şehirsiz millet olmadığı gibi şehirsiz devlet de olmaz. Bu kaynaşmayı da şehirlerin tarihinden anlıyoruz, yani hafızasından. Bu hafızadan şehirlerin talihli mi talihsiz mi olduklarını anlarız. Bu hükmü de yine tarih verir. Vakta ki bir şehir savaş, sürgün, hastalık veya istila gibi bir musibete duçar olur, o zaman o şehir talihsizler sınıfına dahil edilir. Kerkük, işte böyle bir şehirdir.

Bu şehir Timur, Kanuni ve IV Murat gibi cihangirleri ağırlamıştır. Fuzuli gibi Oğuz Türkçesinin en büyük şairini bağrında yetiştirmiştir. Bu şehirde yetişmiş şairlerin sayısı dört cilt halinde yayınlanmıştır. Hoyratları, Bağdat’ta icra edilen musikiye bile yön vermiştir. 20. Asrın başlarından itibaren sadece Bağdat’ta bir gazete çıkarken, Kerkük’te de Kudsîzade Ahmet Medeni’nin 1918 yılında çıkardığı Havadis gazetesi birçok edibin yazılarını ihtiva etmiştir. Irak’ın ilk sinemaları, ilk tiyatroları ilk kütüphaneleri bu şehirde hayat bulmuştur. Osmanlıdan kalan tarihi eserlerin yanında zengin ve otantik ev mimarisi Mardin ve Urfa evlerini aratmamıştır.

1918 yılında Osmanlı’nın bu şehri terk edişinden günümüze kadar halkı rahat bir nefes alamamıştır. 1924 yılında İngilizlerin gözünün önünde cereyan eden ilk katliam; arkasından Krallık yönetiminin başlattığı Araplaştırma politikası; 1946’da ikinci ve 1959 yılında üçüncü katliam şehir halkını bezdirdi. 1974 yılına bizzat Saddam tarafından yönetilen asimilasyon, Türkmenleri güneye sürme ve yerlerine Güney’den getirilen Arapları yerleştirme politikası, Araplaştırma politikasının en katmerlisi olmuştu. Tabi ki bu planlı uygulamalar, Türkmen coğrafyasında kök salmış bir kültürün dokularını bozdu ve yıprattı.

2003 ABD’nin Irak’ı istilasına kadar Kerkük Türk kültüründe aşınma tedrici biçimde oldu. Dokular sağlam olduğu için kültürel varlık yıpransa da kendi kendini yeniliyor ya da alternatifler oluşturabiliyordu. Ama 10 Nisan 2003 günü ABD’nin şehri Peşmergelerin girişine açması ve arkasından nüfus kaydırmalarına izin vermesi, tarihte emsali olmayan hızda bir kültürel erozyon yaşadı Kerkük. Toplam 700.000 nüfuslu şehir, 3-4 yıl zarfında ikiye katlandı. Boş bina, boş arsa, şehri çevreleyen tepeler Kürt insanı ile doldu. Çarşı-pazarda dükkanlı esnafın yerini seyyar satıcılar aldı. Türkmenler adeta sokaktan çekildi ve yerine başka bir halk pompalandı. Yıllar önce Kerkük’e yerleşmiş Kürt aydını dahi bu ânî tahavvülden şikayetçi oldu. Çünkü Duhok, Erbil ve Süleymaniye şehirlerinin ne kadar istenmeyen insanı varsa bu şehre yönlendirildi.

Amaç bellidir. 20. Asır boyunca Kerkük’ü sadece petrol üreten bir fabrika gibi gören (Sünni) Arap yönetimleri şehri Araplaştırmak isterken, şimdi de aynı amaç uğruna bu şehir Kürtleştirilmek isteyen bir güç harekete geçmiştir. Arap (dili ve kültürü zengin ve güçlü olduğu için) Türkmen halkını Araplaştırmak isterken, Kürt yönetiminin elinde böyle bir silah olmadığı için toprağı ele geçirerek şehri Kürtleştirmek istemektedir. Çok gariptir. Ramazan ve Kurban Bayramlarında şehirde Kürtlerin nüfusu yarı yarıya düşmektedir. Çünkü mezarlıkları Erbil ve Süleymaniye’de olduğu için oraya gitmekte ve şehir Türkmenlere kalmaktadır!

12 yıllık (2003-2015) fiili durum (de facto)dan sonra şehrin demografik yapısı iyice değişmiştir. Sosyal yapı ve kültür kimsenin umurunda değil; her şey petro-dolar cinsinden ölçülüyor. Bir asır Araplaştırmaya direnebilen kültür erbabı aileler, aydınlar ve insanlar Türkiye’ye göçüyor, esnaf  kepenk kapatıyor, zanaatkârlar meslek bırakıyor, insanlar evlerine çekilip sokağa çıkmıyor. Hoyratlar sustu, Ramazanlarda oynan folklorik sini-zarf oyununun tepsileri raflara kaldırıldı, kahve sohbetleri tarihe karıştı... Mezarlıklarda takdis edilen Osmanlı paşalarının mezar taşları ya kırıldı ya çalındı, eski evler yıktırıldı, tarihî eserler tahrip edildi, minarelerde sala bile aşina dilde çekilmiyor. Ezcümle Kerkük hafızasını kaybetti ve kimliğini değiştirmeye başladı...

Artık Altın Hızman Mülayim gibi türküler ve Baba Bugün’lü hoyratlar Türk kültürünün bu şehirdeki mezar taşları olacaktır.

 

O yar gözün

Kim görmüş o yar gözün

Aslan gücünden düşse

Karınca oyar gözün