Halit Refiğ'in Kemal Tahir Yorumu


 

Aziz Ezel Erverdi Ağabey’in yayına  hazırladığı Halit Refiğ-Kemal Tahir’le Birlikte kitabı Eylül 2015’te yayımlandı (Dergâh Yayınları). Kitap “Halit Refiğ, Kemal Tahir ve Bu Kitap İçin” başlıklı yirmi sayfalık bir sunuşla başlıyor. Ezel Ağabey sunuşta yakın dostu Halit Refiğ ve zaman zaman ziyaretine gittiği Kemal Tahir hakkında değerlendirmelerde bulunuyor ve kitaba ilişkin bilgi veriyor.

Ezel Erverdi kırk yıllık kitap ve dergi yayıncılığı münasebetiyle geniş bir yazar kadrosuyla tanıştığı, kimisiyle dostluk kurduğu gibi, sinema ve bazı sinemacılarla da yakın ilişki içinde oldu. Bu ilişki film yapım şirketi kurma ve bir film gerçekleştirme safhasına da evrildi. Sinemacı dostları arasında iki ünlü yönetmen Halit Refiğ ve Metin Erksan ile bir sinema kuruluşunun başında olan Sami Şekeroğlu’nun özel bir yeri vardır.

Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden Metin Erksan ve Halit Refiğ gerçekleştirdikleri başeser niteliğinde filmlerin yanı sıra, sinemanın teorisi ile de ilgilenmiş, Ulusal Sinema  akımının başını çekmişlerdir. Eli kalem tutan, fikir sancısı çeken bu iki isim, filmlerinin senaryolarını yazmakla kalmamış, kültür ve sanat konularında gazete ve dergilerde yazılar yazmışlardır. Bunu yaparken yayıncı Ezel Erverdi, yazar ve ideolog Kemal Tahir ile yakın ilişki içinde olmuşlar. Erverdi, Halit Refiğ’in sinema yazılarını Ulusal Sinema Kavgası adıyla, Metin Erksan’ın  da ünlü filmi Sevmek Zamanı’nın senaryosunu yayınlamıştır. Bu iki yönetmen Kemal Tahir’le de dostluk kurmuş, onun engin fikir dünyasından beslenmiş, ayrıca  özellikle daha hesap kitap adamı olan Halit Refiğ ünlü yazarın sinema ile daha yakından ilgilenmesine kapı açmıştır. Ünlü filmi Haremde Dört Kadın’ın diyaloglarını yazmış, birlikte bazı film projeleri üzerinde çalışmışlar, Osmanlı’nın kuruluşu üzerine  tasarladıkları film gerçekleşmeyince, bundan Devlet Ana romanı doğmuştur. Ayrıca, Refiğ, yazarın Yorgun Savaşçı romanından bir dizi yapmış ve bilâhare Karılar Koğuşu romanını film yapmıştır. Bu birliktelik Halit Refiğ’in farklı bir sinema düşüncesi geliştirmesine imkân sağladığı gibi fikir dünyasını da âdeta yeniden kurmuştur. Kemal Tahir’in sanatı ve düşüncesi üzerine kafa yormuş ve onu en iyi kavrayan kişilerden olmuştur. Üstadına dair kitap olacak boyutta notlar tutmuş, bu notlar vefatından sonra eşi Gülper Hanım tarafından kitap olarak değerlendirilmek üzere Ezel Ağabey’e verilmiş. Kemal Tahir’le Birlikte kitabı sahih bir dostluğun armağanı olarak bir büyük yazarın dünyasını kavramada altın anahtar olma ayrıcalığına sahip.

Halit Refiğ’in “Kemal Tahir’i Anlamak” yorumunu okuduğunuzda hem bir sinema adamının kavrayışının ne kadar nitelikli olduğunu görecek, hem de Kemal Tahir’in ne idüğünü kâmil mânada idrak edeceksiniz.  

KEMAL TAHİR’İ ANLAMAK

Bilmiyorum, Türkiye'nin kültür tarihinde üzerinde Kemal Tahir kadar birbirinden farklı değerlendirmeler yapılmış, çelişik yorumlarla tanıtılmaya çalışılmış bir başka düşünür/ yazar var mıdır? Kimse Yunus Emre'nin Tanrı sevgisi, Na­mık Kemal'in vatan ve hürriyet mücadelesi, Ziya Gökalp'in Türkçülüğü ve cemiyetçiliği, Tevfik Fikret'in Batıcılığı ve ferdiyetçiliği, Mehmet Akif'in İslâmcılığı, Yahya Kemal'in tarih bilinci, Nazım Hikmet'in komünist imanı üzerinde değişik iddialar ortaya koymamakta, bu önemli kültür kişiliklerine bağlanış ya da karşı çıkış, temsilcisi olduk­larında herkesin mutabık kaldığı düşünce ve inançlar doğrultusunda olmaktadır. Kemal Tahir için ise yıllardır birbiriyle taban tabana zıt görüşler ileri sürülmektedir. İşte bazı örnekler:

"Kemal Tahir, tarihimizin yetki sınırlarını aşarak, Osman­lı devlet ve toplum yapısının doğuşunu sanatçı sezgisiyle de çözümlemektedir... Kemal Tahir Osmanlı Türk tarihinin derinliklerine inerek ve Türk halkının toplu bilinçaltını, o derinliklerde deşerek ortaya çıkarma çabasına girişmiştir...." Bülent Ecevit.

"Bilinen tarih gerçeklerini çarpıtıp içine soğan doğ­rar...." İlhan Selçuk.

"Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir şekilde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır..." Oğuz Atay.

"Nâzım Hikmet'in (yarının en iyi Türk romancısı olma­ya mecbursun) sözleri, Kemal Tahir'in kolay, ucuz başarı kazanmak istemleri, bir de buna eklenen Osmanlıcılık özlemleri, Atatürk'e, devrimlere karşı çıkma eğilimi, ta­rihçilik, sosyologluk, düşünürlük, hatta bir çeşit toplum önderliği hevesleri önünde yok olup gitmiştir...." Oktay Akbal.

"Türkiye'de sosyalistler Garpçı mücadelenin devamı­dırlar. Türkiye'de yenilikçi akımların en son sahibidir­ler. Ebu Cahil Kemal Tahir ise bir gericidir. Bir Osmanlı sevdalısı, fakat aynı zamanda bir Mustafa Kemal Paşa hayranıdır. Mustafa Kemal'i Osmanlıyı sürdüren bir paşa olarak gördüğü sürece bir Mustafa Kemal Paşa hayranıdır. Aynı zamanda bir İttihat ve Terakki hayranıdır. Ebu Cahil Kemal Tahir hem Osmanlıcı, hem İttihat ve Terakkici ve hem de Paşacıdır. Çünkü bir cahildir.... Ebu Cahil Kemal Tahir, aslında, Türkiye'nin tüm cahillerinin babasıdır..." Yalçın Küçük.

"Kemal Tahir romanlarıyla, kişiliğiyle, kolay bir Marksçılığın yolunu kesmiş ve bizi Türk toplumunun diyalektik oluşumundaki büyük düşünce derinliğine çağırmıştır..." Cahit Tanyol.

"Kemal Tahir için önemli olan, ideolojinin kapattığı ve başka türlü gösterdiği tarih gerçeğini nesnel varlığı içinde yeniden bulabilmektir..." Selahattin Hilâv.

"Kemal Tahir cezaevine Marksist girer, antimarksist çıkar...." Şükran Kurdakul.

"Kemal Tahir gerçek bir Türk aydını idi. Osmanlı top­lum yapısını iyice araştırmadan, bugünkü toplum yapısını kavrayamayacağımızı yüksek sesle söyleyen hemen he­men tek fikir adamımızdır..." İsmet Bozdağ.

"Kemal Tahir asıl faşizm karşısındaki tutumuyla bu­güne ışık tutmaktadır. Faşist eğilimlere, faşist özlemlere yönelik her şeyi sınırsız bir tiksintiyle karşılamıştır. Bugün sağ kesimin Kemal Tahir konusunda sessiz sedasız dav­ranmasının tek nedeni de budur..." Selim İleri.

"Sağdaki aydının iyi incelendiğinde pek çok müşterek­ler bulacağı böyle bir sanat ve fikir adamının, meselenin kabuğunda kimselerin lâfazanlıklarıyla değerlendirilmesi talihsizlik olur... Sayın Alparslan Türkeş'in 'Devlet Ana' için başucu kitabı dediği söylenmiştir..." Ahmet Güner.

"Kemal Tahir, halkın yararına bir tarih ve kültür yoru­munun ilk örneklerini, çoğunluğun bir büyük suskunluk içinde olduğu, anlayıp göremediği yıllarda, cesaretle söy­lemiştir..." İsmail Cem.

"Klasik anlamda bir çeşit ruh hastası..." Refik Erduran.

"Bir neslin yüzakıdır Kemal Tahir. Türk düşüncesine ufuklar açmıştır. Türk romanının en yiğit, en güçlü, en büyük temsilcisidir. Belki de çağdaş romanın demeliy­dim..." Cemil Meriç.

Daha da çoğaltılabilecek bu alıntılardan anlaşıldığı gibi, Kemal Tahir'in düşünür, yazar kişiliğiyle karşılaşanlar ona ya büyük hayranlık ve takdir duymakta ya da "gerici", "cahil", "psikopat" gibi hakaret dolu sözlerle, ona karşı duyulan belli bir rahatsızlığın tepkilerini dile getirmeye çalışmaktadır. Muhakkak olan, Kemal Tahir'i "sağcı-solcu", "ilerici-gerici", "sosyalist-milliyetçi" gibi hazır fikrî bölünme kalıplarından birinin içine oturtma kolaylığına imkân bulunmadığıdır. Bir fikir adamı olarak da Kemal Tahir'in en büyük özelliğinin, tarih ve gündeliği, millet ile devleti, halk ile aydını, iman ile bilgiyi, İslâm ile lâikliği, birbiriyle uzlaşmaz karşıtlıklar olarak gösteren düşünce­lere karşı çıkmak olduğu söylenebilir. Sanatçı olarak ifade etmeye çalıştığı Türk insanının dramının, Türkiye'nin özel şartlarından ayrı düşünülemeyeceğini, Türk insanının ruhî özelliklerinin, ancak Türk tarihinin maddî gerçekleriyle açıklanabileceğini ısrarla ileri sürmüştür. Kemal Tahir'in tarihe ilgisinden edindiği, okurlarına da ulaştırmak iste­diği en büyük ders, gerçeğin zaman ve mekâna göre de­ğişkenliği, sürekli olarak başvurulabilecek mutlak doğrular bulunmadığıdır. Bu yüzden Kemal Tahir kendisine sosyoloji ve tarih konusunda ilmî eserler vermesi için yapılan bü­tün taleplere rağmen mutlak doğrular üstüne kurulması gereken ilmî yaklaşımların kesinliğinden kaçmış, sanatçı sezgisiyle, gerçeğin değişkenliği içindeki insanın dramını ifade eden bir romancı olarak kalmayı tercih etmiştir.

Hiç kuşkusuz Kemal Tahir, toplumların maddî karak­terlerini tarihî gerçeklerle açıklamak bakımından Karl Marx'a büyük bir ilgi duymuş, birçok yerde onun metodlarından ustalıkla yararlanmayı bilmiştir. Fakat fikrî izafiyete (relativite'ye) verdiği önem, onu Marx'ın mutlakiyetçiliğinden uzaklaştırmış, bu çağı etkileyen bir başka büyük deha Albert Einstein'a yaklaştırmıştır. Rahatlıkla denilebilir ki, Einstein'ın fizik dünyasına getirdiği "izafiyet nazariyesi"ni Kemal Tahir düşünce dünyasında dahiyane bir şekilde uygulayan büyük yazardır. Fizikçi Einstein evreni ilgi alanı seçmişken, romancı Kemal Tahir insanda karar kılmış, sadece Türk insanını anlatmakla kalmamış, in­san dramına yaklaşım için getirdiği usuller aslında bütün dünya romancılarının insan anlayışlarını yenilemelerine imkân sağlayacak yollar açmıştır.

Türkiye'de Kemal Tahir sonrası roman yazarlığında, onun gerçek ve insan dramı anlayışı ile kendi bilgi ve yaratıcılığını birleştirmeyi başaranlar, Attila İlhan ve Oğuz Atay gibi birbirinden çok ayrı özelliklerde çarpıcı sonuçlara ulaşabilmişlerdi. Çok farklı bir duygu dünyasına sahip gö­rünen Selim İleri'de bile Kemal Tahir akılcılığının olumlu dengeciliğinden izler bulmak yanlış sayılmaz. Hiç adını anmadan, hatta sırasında küçümseyerek, Kemal Tahir romanlarının konularını sağcı ya da solcu bir yaklaşımla yeniden yazarak kendi kamplarına pazarlayan yazarlar, bu etkinin ters yönde işleyen örnekleridir.

Kemal Tahir'in etkisi sadece edebiyat alanı ile sınırlan­mamış, içine iktisatçıları, hukukçuları, tarihçileri, edebi­yatçıları, sinemacıları, tiyatrocuları, müzikçileri, mimar­ları, siyaset ve işadamlarını alan geniş aydınlar kitlesinde gerçekçi bir millî şuur doğmasına yol açmıştır.

Sağlığında Kemal Tahir'in etrafında toplanan insanların ne kadar değişik ve çeşitli oldukları düşünülürse, Kemal Tahir'in çok cepheli kişiliği daha da iyi anlaşılır. Her cins adam bulunurdu Kemal Tahir'in çevresinde: Solcular, sağcılar, Müslümanlar, Hıristiyanlar, dinsizler, gençler, yaşlılar, çocuklar, kadınlar, sarhoşlar... Başka yerlerde bir araya gelmelerine katiyen imkân olmayan bir sürü in­san, zaman zaman birbirlerinin varlıklarını yadırgayarak onun etrafını alırlardı. Kemal Tahir'in, benzeri olmayan bir toplayıcı kişiliği vardı. Terbiyesini muhafaza etmek şartıyla, herkese açıktı kapısı. Ve Kemal Tahir, kendisini kimseye ve hiçbir gruba bağımlı hissetmeden, düşünce­lerini, karşısındaki ister anlasın ister anlamasın, herkese açardı. Düşünce onun için hiçbir zaman son durağını bu­lamayan sonsuz bir gelişim halindeydi. İleri sürülmüş ve sürülen her düşüncenin mutlaka karşıtlarını bulurdu. Bu karşıtların vardığı sentezlerle de yetinmez, çoğu zaman etrafındakileri şaşırtırcasına, sentezlerin içindeki ken­di karşıtlarını arardı. Onun teorik olarak karşıtlıklardan sentezler bulma düşüncesi, pratikte, çelişkili Türkiye ger­çeklerinden, akılcı bir millî birlik kavramına erişmenin yollarını gösteriyordu. Bu açıdan Kemal Tahir, birbirinden farklı özellikler kullanılarak, parçalanmaya ve bölünmeye çalışılan Türk toplumunun, bütünleşme arayan "kollektif vicdanı"nının temsilcisidir.

Kemal Tahir, Türkiye'nin varoluş şartları, Türkiye ger­çekleri, Türk insanının özellikleri üzerine fikirlerini çeşitli gazete ve dergilerdeki konuşmalarında zaman zaman açık­lamışsa da, bu düşünceler hiç kuşkusuz gerçek ifadelerini romanlarında bulmuştur. İnsan dramını meydana getiren gerçeklerin değişkenliği fikri Kemal Tahir'e mahsus bir yazı tarzının, roman türünün ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Kemal Tahir'in romanlarında olaylar, genellikle de­ğişik roman kişilerinin ağzından ve onların kişisel görüş açılarından anlatılır. Önemli düşünceler yine romancının kendi ağzından değil, belli zaman şartları içinde, deği­şik roman karakterleri tarafından ileri sürülür. Bu teknik Kemal Tahir'e hiçbir düşünceye mutlak sahip çıkmamak, dolayısıyla hiçbir yanılgının mutlak sorumluluğunu taşı­mamak, en doğruya erişebilmek için ihtimalleri sürekli açık bırakmak imkânını vermektedir.

Böylece, maddî gerçeklerden hareket eden Kemal Ta­hir, insan düşüncesinin gerçekleri anlamada her zaman yanılmalara düşebileceğini ifade ederken, apayrı bir yol­dan gelerek, belki de hiç niyet etmediği hâlde, tek mut­lak gerçeğin Tanrı olduğunu ifade eden mistiklerle aynı noktada birleşmektedir.

Kemal Tahir yazı tekniğinde, Türk dili ve edebiyatının en süzme özelliklerinden; halk hikâyelerinin sürükleyiciliğinden, Yunus Emre'nin, Dede Korkut'un dilinden, Evliya Çelebi'nin mizahından; Naima'nın, Ahmed Cevdet Paşa'nın tarih bilincinden yararlanmış, dünya büyük roman geleneğinin vardığı en uç noktaları aşmıştır. Kemal Tahir'in eserlerindeki traji-komik unsurlar Cervantes; romanlarının geniş ölçülü kapsamı, karakter panayırı ve olay zenginliği Balzac; insanlarını ele alıştaki acı eleştiri ile birbirine ka­rışan derin merhamet duygusu Dostoyevski; kitaplarının karmaşık yapısı, anlatı özellikleri Faulkner ile boy ölçüşen değerdedir. Tüm edebiyat tarihinde büyüklüğü Kemal Tahir ile kıyaslanabilecek tek kişi Shakespeare'dir.

Bütün bunlara karşılık bugünkü Türkiye'nin perişan fikrî ortamında tartışılan, Kemal Tahir'in "Atatürk düş­manı" olup olmadığıdır. Bir kısım düşünce ve kültür düş­manları kasten bu havayı yaratmakta, her zaman olduğu gibi dünyadan habersiz gafiller bu tuzağa düşmektedirler. Bu gafillerin arasında yüksek devlet görevlerine gelmiş olanların bulunması ise, film yakmak gibi tarihte örneği olmayan, bizde bile savunması yapılamayan vahşî dav­ranışlarla karşılaşmamıza yol açmaktadır.

Bilindiği gibi Kemal Tahir, akıl erdiremediği her olay­da komünist tehlikesi ve ordu düşmanlığı gören Fevzi Çakmak'ın hışmına uğramış; Nâzım Hikmet'in Yavuz zırh­lısında isyan çıkartmaya teşebbüs ettiği iddiasıyla açılan askerî davada suçlu görülerek 1938'de on beş yıl ağır hapse mahkûm edilmiştir. Zamanın siyasî şartları içinde büyük bir hukukî haksızlık olan bu ağır mahkûmiyetin gerekçeleri, Kemal Tahir'in Nâzım Hikmet ile dostluğu, Yavuz zırhlısında gedikli çavuş olan kardeşi Nuri Tahir'e verdiği, piyasada serbestçe satılan Şolohov'un Uyandırıl­mış Toprak, Nâzım Hikmet'in Simavna Kadısı Şeyh Bedret­tin Destanı ve Sabahattin Ali'nin hikâyeleri gibi kitaplarla, Kemal Tahir'in evinde bulunan sosyalizme dair Fransızca birkaç kitaptan ibarettir. 1950 yılında çıkan af kanunuyla serbest kaldıktan sonra Kemal Tahir hiçbir siyasî kuruluşa üye olmamış, hiçbir siyasî hareketin içinde bulunmamıştır. Kendini bütünüyle roman yazmaya adamıştır.

Kemal Tahir'in Göl İnsanları hikâye kitabı dışında, sağlığında yayımlanmış olan romanları dört ayrı bölümde toplanabilir.

I.    Bölüm: Çankın-Kastamonu çevresinde geçen Sağırdere, Körduman, Kelleci Memet ve Bozkırdaki Çekirdek'ten meydana gelir. Sağırdere ve Körduman'da Orta Anadolu köylerindeki yaşayış, toplumsal yapı, köylülerin davranış­ları, cinsel ilişkileri, suça sürükleniş durumları, bir sosyolog titizliği ve gerçekçiliğiyle incelenir ve anlatılır. Bu dizinin ana karakteri Yamörenli Mustafa, büyük ölçüde Çankırı Cezaevi'nde geçen ve adını suça sürüklenmiş başka bir Anadolu delikanlısından alan Kelleci Memet romanında yan tiplerden biri olarak gözükür. Yamörenli Mustafa'nın ağabeyi Murat Eğitmen ise Bozkırdaki Çekirdek romanında bir Köy Enstitüsü kuruluşu sırasında köy düzeninin değiş­mesinden korkan afyonkeş bir yobaz tarafından vurulur. Bu bölüm romanlarının gençlik döneminde yazılan ilk üçünde nesnel gerçekçilik kaygısı ağır basar. Olgunluk döneminde yazılan Bozkırdaki Çekirdek ise film senaryo­sunu andıran karmaşık bir yapı içinde Türkiye'nin temel eğitim meselelerini inceleyen önemli bir fikir ve düşünce eseridir.

II.     Bölüm: Çorum çevresinde geçen Rahmet Yolları Kesti, Yedi Çınar Yaylası, Köyün Kamburu ve Büyük Mal adlı romanlarından meydana gelir. Tanzimat’ın ilânından Atatürk'ün ölümüne kadar geçen dönemde, üç ayrı nesil çevresinde, toplumdaki sosyal gelişimlere uygun olarak değişen mülkiyet ilişkilerinin, toprak ağalığı düzeni ve eşkıyalık hareketlerinin gerçek yüzünü anlatır. Kemal Tahir'in en çok bu grupta kendi üslûplaştırdığı Çorum ağzı ile geleneksel halk hikâyeleri ve meddah anlatımı yolundan yararlandığı görülür.

III.    Bölüm: Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı'ndan meyda­na gelen romanları ise Osmanh Devleti'nin yıkılışından Serbest Fırka'nın kuruluş ve kapanışına kadar geçen dö­nemde, Türkiye'deki siyasî çekişmelere alışılmadık açı­lardan bakarken, Osmanlı Devleti'nin yıkılışı ve yeni Türk Devleti'nin kuruluşu ile ilgili Kemal Tahir'e özgü görüşlerin en ilgi çekici biçimde ifade edildiği eserler hâline gelir. Batıcı çevreden Kemal Tahir'e en büyük tepkiler, fikrî yönü ağır basan bu eserler yüzünden gelmiştir.

Kemal Tahir bu kitaplarda; Osmanlı Devleti tasfiye olurken ve toplumun borç hanesi de dahil olmak üzere bütün maddî mirasını kabul ederken, kültür ve din gibi bin yıllık manevî miras birikiminden hovardaca vazgeç­meyi, Osmanlı Devleti'ni parçalayan Batı ile er geç ya­pılması gereken hesaplaşmadan kaçıp onunla uyuşma yoluna gitmeyi, yeni Türk Devleti'ni kuran fiilî güçlerin bir kenara itilip iktidar çevresine fırsatçıların üşüşmesine meydan verilmesini çok acı bir biçimde eleştirmektedir. Bu dizinin son kitabı Yol Ayrımı, dizinin bir çeşit toparlayıcı eseridir. Öbür dört romanın ana karakterleri Kâmil Bey, Ramiz Efendi, Cehennem Yüzbaşı Cemil, Doktor Münir ve Emin Bey, Yol Ayrımı'nda bir araya gelirler, durum­larının son acı bir hesabını çıkarırlar. Yol Ayrımı çağdaş Türk toplumunun siyasî yapısına dair yazılmış en büyük eser olup, yazarının engin bilgi, eleştirici zekâ ve mertçe duyarlılığının zirveye varmış bir örneğidir.

IV.    Bölüm: Kemal Tahir, Türk tarihini ve toplumsal yapı­sını yorumlamayı amaçlayan eserlerden sağlığında, ancak Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemini anlatan Devlet Ana'yı tamamlayabildi. Bu dizinin tasarlanan öbür eserle­rinden, Timur fırtınasından sonra Osmanlı Devleti'nin yeni­den kuruluş dönemine ışık tutan Topal Kasırga ve Osmanlı toplumunda Batılılaşma hareketlerinin başlama şartları ve etkilerini konu alan Batı Çıkmazı, yazarın tamamlamak fırsatı bulamadığı kitaplar arasındadır. Bir kısım fanatik batılılaşmacının Kemal Tahir'i Osmanlı gericiliğiyle suç­lamaya zemin saydıkları Devlet Ana, kendisinden önceki hiçbir edebî kalıba sığmayan, düşünce kitabı örnekleri arasında benzeri olmayan, yazarın sadakatle bağlı kalmak istediği roman sanatı sınırlarını çok aşan, Doğu'nun bilge­lik kitaplarının en gelişmiş bir örneği, Türk dilinin bütün imkânlarının coşkun bir ifadeyle kullanıldığı, geçmişi dirayetle anlatırken geleceğe ermişçesine ışık tutan, dü­şünce ve sanat tarihimizin en önemli olaylarından biridir.

Kemal Tahir'in ölümünden sonra basılan kitapları Na- musçular, Karılar Koğuşu, Dam Ağası, yazarın Malatya Cezaevi'ndeki gözlemlerine dayanmaktadır. Bir Mülkiyet Kalesi ve Hür Şehrin İnsanları ise çocukluk ve gençlik anılarından kaynaklanmaktadır. Kemal Tahir'in sağlı­ğında yayımlamaktan çekindiği, ilk roman çalışmaları olduğu hâlde, bir V. bölüm teşkil eden bu eserler, ustalıklı kuruluşları, canlı karakterleri, çarpıcı olayları, insanlara yaklaşımdaki anlayış ve merhamet, anlatımdaki yiğit erkek duygusallığı ile olağanüstü bir yazarın dehasının erken müjdecileridir.

Kemal Tahir'in temel değerlendirilmesi, konuşmaların­dan, gazetelerde, dergilerde yayınlanan soruşturmalardan çok, özellikle kendi sağlığında yayımlanan romanlarından kaynaklanmalıdır. Bu romanlar geniş hacimleri, karmaşık yapıları, anlatım özellikleri, olağanüstü olay ve karakter zenginlikleriyle, başlangıçta sıradan bir okuyucuya an­layabilme, kavrayabilme zorlukları çıkarabilir. Gazete ve dergi soruşturmalarına verdiği karşılıklar bu zorlukları aşmakta okuyucuya büyük ölçüde yardımcı olabilir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mimar Sinan ve Adnan Saygun ile birlikte Kemal Tahir, Türk kültürünün insanlığa yaptığı en onur ve gurur verici katkılar arasındadır. Her gerçek Türk vatanseveri Kemal Tahir ile iftihar etmelidir.