Kudretin Anatomisi Üzerine


Nilgün Hoca, Fikir Coğrafyasında “gücün serencamı”nı yazmıştı. Yazıyı bir kez daha ve sakin kafayla okudum. Nilgün Hoca, gücün mahiyetini ve oluşum sürecinin formel çerçevesi ile biçimlenişinin tarihsel dönüşümlerini (meslekten olmayanlar için de) gayet anlaşılır bir biçimde izah etmiş. Kalemine sağlık hocamızın.

Ben güç kelimesini bir ölçüde zayıf buluyorum, ama daha önemlisi gücün daha ziyade “kuvvet” kelimesinin Türkçesi olması hasebiyle, politik göndermesinin silik olması. İngilizce’de power bir ölçüde kendi çok-anlamlılığı ile politik göndermesi de silik olmayan bir kelime. Türkçe’de bu politik gönderme, kuvvet kelimesinde de siliktir; bu sebeple başka bir kelime kullanmak daha uygun görünüyor ki, onu icat etmemiz gerekmiyor: Politik göndermesi olan kelime denince belki de akla ilk gelen iktidar olabilir. Nitekim C.W.Mills’in Power Elites’inin mütercimi bu düşünceyle olsa gerek, kitabın adını “İktidar Seçkinleri” ile karşılamıştır. Oysa güç kavramı, iktidarın kendisi değil, onda somutlaşan bir “istitâat”i (dilediğini eyleme potansiyelini) dile getirmelidir. Bu bakımdan bana kalırsa ‘power’ın uygun karşılığı güç değil, “kudret” olmalı.

Sosyal dünyada kudret -Hoca’ya katılarak söyleyeyim- bir öz ya da cevher değil, bir âraz (ilinek mi deseydim(!)) gibi görünür; seyyaliyeti de bundan kaynaklanır. Ancak kudret, bir âraz da değil, kolektif bir atıftır. Bir sosyal dünyada kudret olarak kavranan şey, tek tek birey özneler, gruplar ya da topluluklar veya bir halkın kayda değer bir bölümü tarafından arzu ve iradesine karşı konulmazlık ve hatta aşkınlık atfedilmesine bağlı olarak somutluk arz ettiği kolektif kabulü yüzünden tâbîlik mukabelesi doğuran “boyun eğdirici büyüklükteki bir “etki stoku”dur aslında. Weber’in terimiyle kudret, bir şans olmaktan ziyade, maruz kalanların büyük bölümünde “tâbî olmaktan başka bir şans tanımayan” bir etkidir.

Bu etkiye kavranabilir bir şey, bir gerçek olarak giydirilmiş bir kılıktır kudret. Böylece bu kılıklandırılmış şey “bir elde toplanmış” bir somutluğa kavuşur. Kudret, birinin ya da bir zümre ya da sınıfın sahip olduğuna inanılması kolay bir şeydir. O kudretlidir, çünkü kudret ona aittir! Oysa nice kudret sahibi, görünmez bir şeyin zamanla eksilmesi sonucunda, güç yetiremez, sözünü geçiremez, buyruğuna boyun eğdiremez olur.

Kudretin indirgenebileceği tekil bir yapı taşı var mıdır? Hangi türden şey çoklaşmak suretiyle nihayet kudret halini alır? Nilgün Hoca, onun emek cinsinden bir şey olduğunu söylüyor, ama mesela kudretin aynı zamanda bir imana da dayanabileceğini ileri sürüyor. Bunu, ritüel performansı da “bir tür emek”e tahvil ederek yapıyor.

Bana kalırsa emek, gücün tek tür yapı taşı değil, kudrette bir araya gelen/getirilen “etki stoku” bileşenlerinden sadece biridir. Yine Weber söz konusu olduğunda statü, istediğiniz kadar emek’e indirgemeye çalışın, meselâ Orta Çağ Avrupası’nda neredeyse elle tutulabilecek kadar somut bir “etki stoku” idi. Bu, bazı soylara ait olabilecek etki stoku, tüm toplumun “o soylarda öylece doğuştan gelen gerçek bir şey” olarak statüden ibaretti.

 

Günümüzde artık neredeyse “saçma bir tahayyül” ya da safsataya tahvil edilmiş başka bir “etki stoku” da, baht, talih, şans... gibi adlandırılan “iyi denk düşme olasılıkları” diyebileceğimiz bir şey de bir etki stoğudur ki, özellikle Weber’in karizmatik otoritesi, başına talih kuşu konmuş, ya da ilâhî el tarafından seçilmiş olmak gibi algılanan bir “etki stoku” da kudretin bir bileşeni ya da asıl kaynağı olarak işlevselleşebilir. Bizim ona inanmamızın gerekçesi olarak iman gücümüz değil, onda neyin bulunduğuna ilişkin tasavvurumuzdur kudretin muhtevasını oluşturan şey.

Servet, mülkiyet ya da “ticarî potansiyel”, bir kudret kaynağı olarak (özellikle ilk ikisi) emek türünden bir şeye indirgenmesi, daha görünen etki stoklarıdır. Ancak bunlar,  özellikle Ortaçağ düzeninde kudrete tahvili merdut addedilerek oyun-dışına itilmiş, onun yerine “Tanrı vergisi statü” olarak “çevir kazı yanmasın” bir etki olarak kabul görmüş etkilerdir. Bu etkiler Ancien Régime‘in töresel nüfuzu çözüldükten sonra, burjuva toplumunda bir etki stoku haline gelmiştir.

Bir başka etki stoku da, “bilgi” olarak karşımıza çıkar. Ruhban zümrelerinin, teknokrat zümrelerin, parti ideologları ya da teorisyenlerinin... kudretinin kaynağında sahip oldukları bilgi yer alır. Nilgün Hoca “yahu bilgi de bir tür birikmiş emek değil midir!” diye feveran edebilir, lakin bu, ancak her emek koyan bilgiye erişebilseydi doğru olurdu. CIA’in ya da MI6’in sahip olduğu türden bilgi, ya da günümüzün tahayyül yetmez “big-data”sı, hangi emekle erişilebilir bilgidir?

Devam edelim: Elit zümrelerin düz anlamıyla bilginin ötesine geçen “kültürel semaye”si, bir yüksek kültürün yüksek derecede harmonize edilmiş yetenek veya beceriler, görgüler, tarzlar, tatlar, zevkler, modalar, zarafetlerin bir bileşimi olan bir “yaşam biçimleri” uzayı olarak bir etki stokudur. “İnsanlar bunlara erişebilmek için az mı emek sarfederler” demeyin; çünkü kültürel sermaye, fazlasıyla segmenter bir dışlayıcılıkla ancak bazı soylardan gelenlerin emek verebileceği bir şeydir.

Nihayet günümüz orta sınıflarına kudret bahşeden “sosyal sermaye” ile bitirebiliriz. Çeşit türlü sosyal bağ ve temasların kurulması ve kalıcı bir karşılıklı etki stoku halinde kristalize olması olarak kabaca nitelendirilebilecek bir etki stoğudur bu.

Herhangi bir toplumda cârî kudret oluşumu bu etki stoklarından tek birine dayanabileceği gibi, bunların ikili, üçlü... bireşim veya bileşimleri de kudret kaynağı olabilir. Öte yandan bir toplumda kudretin sosyal paylaşımında, çeşitli sınıf veya zümreler bu etki stoklarından sadece birine veya bazılarına erişebilir durumda da olabilir. Kudrete kaynaklık eden etki stoku türleri, zamanla itibar kaybına uğrayabilir veya itibar kazanabilirler.

Çok uzattım, bitireyim: Bütün bu etki stokları, bir kudret kaynağı olarak meşrûiyet ve itibara muhtaçtır; yani hiçbir toplumda kendiliğinden kudret bahşetmezler. Kudretin doğasında elbette bir seyyaliyet vardır ama “iktidar olarak tecessümü”nde, elden avuçtan kayıp gitmemesi için politik bentlerle, barajlarla ve hatta Çin Seddi başta olmak üzere maddî duvarlarla inhisar ve güvence altına alınıp bu yüksek mâniaları besleyen mecrâların değiştirilmesi söz konusudur. Kudret, iktidar coşkusu ve açlığı yaratır. Thrasymachos’u analım, “hukuk, kudret sahiplerinin yasa olarak somutlaşan iradesidir” derken, muktedir ruhun nasıl bir tahrif maharetine sahip olması gerektiğini tanımlamıştı. Kudretin bir başka filozofu olarak Kallikles’i de analım: Kallikles, bu iktidar maharetine karşılık, kudretten mahrum bırakılanların karşı hamlesini keşfetti: “Adalet, mustaz’afların kudretlileri, kudretlerini kullanmaktan alıkoymak için başvurdukları bir hiledir! Çünkü bir gün kudret ellerine geçecek olsa onu sınırsızca kullanmaktan asla geri durmazlar!

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA