Was sind Sie von Beruf?


Bir lisanı öğrenmeye çabalayanlara, hemen yolun başında öğretilen temel kalıplar vardır. “Merhaba”, “nasılsınız?”, “isminiz nedir?” gibi selamlama, hâl hatır sorma ve tanışma cümleleridir bunlar.

Almanca öğrenenler, bu tip temel cümlelerin içinde, diğer lisanları öğrenmeye çalışanların öyle hemen ilk başta karşılaşmadıkları, değişik bir soru cümlesi öğrenirler: “Was sind Sie von Beruf?”

Bu soru cümlesi dilimize “ne iş yapıyorsunuz?” diye çevriliyor. Hem cümle kuruluşu hem de en temel tanışma cümleleri arasında kendisine yer bulması itibariyle incelenmeyi hak eden bu ilginç soru cümlesine biraz yakından bakalım.

Cümle kuruluşu itibariyle “garip” sayılabilecek bu soruyu Türkçe’ye dümdüz çevirmeye kalksaydık, “meslekten nesiniz?”, “meslek olarak nesiniz?” yahut “meslek açısından nesiniz?” gibi acayip karşılıklar bulmamız gerekirdi.

Almanların soruyu “ne iş yapıyorsunuz” diye değil “nesiniz” diye soruyor olmaları ilginç. Belli ki Alman zihninde kişinin kim olduğunu öncelikle bir meslek olarak ne yaptığı belirliyor.

Bu yüzden yeni bir kimseyle tanışan Alman’ın, muhatabının kim olduğunu anlamak için ilk sorduğu sorulardan birisi, meslek açısından “ne olduğu” !..

Şimdi, bunun bizdeki karşılığını düşünelim. Diyelim ki şehirler arası bir yolculuk için otobüse bindiniz. Yanınıza oturan kişi sizinle tanışmak isterse aşağı yukarı şöyle bir diyalog geçer:

- Merhaba… Hayırlı yolculuklar.

- Hayırlı yolculuklar.

- Yolculuk nereye?

- Erzurum

- Ne güzel! Ben de Erzurum’a gidiyorum. Dadaş mısınız?

- Evet.. Siz nerelisiniz?

- Ben Bursalıyım? Bursa’da çok dadaş var. Benim de çok Erzurumlu dostlarım vardır?

- Siz Bursa’nın neresinden?

- İçinden

- Benim amca oğlu sizin oradan evlendi, dünür sayılırız!

- Öyle mi! Gelin kızımız Bursa’nın neresinden?

- Osmangazi’den.

- Deme! Biz de uzun yıllar Kükürtlü caddesinde oturduk. Acaba kimlerdendir?

- Falancaların kızı

- Yahu onlar bizim akrabalarımız!

- Allah Allah şu işe bak!..

Bu minval üzere devam eden diyalog, ortak tanıdık isimlerinin araştırılmasıyla sürer. Varılacak şehirdeki ve hareket edilen şehirdekilerin yanısıra askerlik sırasında tanışılmış olabilecek ortak tanıdıklar araştırıldıktan sonra belki sıra mesleği sormaya gelebilir. O da o mesleği yapanlar arasında da ortak tanıdık olup olmadığını araştırmak için!

Aslında iki kültür arasında lisana da akseden bu farklılık bize hem Alman sosyolojisiyle hem de kendi sosyolojimizle ilgili önemli ipuçları veriyor.

Sosyolojinin kurucu isimlerinden sayılan Alman sosyolog Ferdinand Tönnies “Gemeinschaft und Gesellschaft” isimli meşhur eserinde, insanların paylaşılan kan (akrabalık) ve paylaşılan lokasyon (yer) ve nihayet paylaşılan inanç (fikir) temelinde bir araya gelip kurdukları sosyal yapılara Gemeinschaft (cemaat) ismini verir. Tönnies özellikle toprakla ilişkisi bakımından köye/kıra mahsus saydığı bu birlikteliklerin şehirleşildikçe (medenileşildikçe) çözüleceğini, rasyonelleşmenin eninde sonunda cemaatin sonunu getireceğini söyler. Peki sosyal bir varlık olan insan, cemaatlerin ortadan kalktığı şehirde mutlak bir yalnızlığa mı mahkûm olacaktır? Tönnies cemaatte, “kendilerini ayıran her şeye rağmen” birlikte olmayı seçen insanların, cemiyette “kendilerini birleştiren her şeye rağmen” ayrı durmayı seçeceklerini ileri sürer. Cemiyette ilişkiler, bencilce bir ferdiyetçilik çerçevesinde, tamamen kişisel çıkarlar üzerine kurulacaktır. Kişisel ilişkilerin, duygusal bağlanışların, paylaşılan değerlerin yerini herkese eşit şekilde uygulanan rasyonel kurallar alacak, insanlar artık doğuştan getirdikleri kişisel özellikleri yerine, topluma sağladıkları fayda üzerinden değerlendirileceklerdir.

İnsan topluma nasıl fayda sağlar?

Üretip topluma arz edebildikleri ile…

Kimi hizmet üretir, kimi eşya. Üretilen emtianın gerçek değerini onu üretmek için harcanan zaman ve kalitesi belirler. Benzer ürünleri üretip satma konusunda rekabet yaşanacağı için üreticiler pazarı kaybetmemek adına mütemadiyen daha hızlı ve daha kaliteli üretim yapma gayreti içinde olacaklardır. Bu da kaçınılmaz şekilde uzmanlaşmayı gerektirecektir.

Cemaatte herkes her işe koşulurken (ne iş olsa yaparız ağabey) cemiyette yoğun bir uzmanlaşma beklentisi söz konusudur. Bu da cemiyette insanların “meslekleri” üzerinden tanımlanması neticesini doğuracaktır.

Köyde, “ağanın oğlu olmak”, “asker arkadaşı olmak”, “çok kuvvetli olmak” gibi “özellikler” önemliyken, şehirde insanı kıymetli yapan ancak “bir konunun uzmanı olmak” olacaktır.

Tönnies Gemeinschaft ve Gesellschaft’ı birbirlerini dışlayan kavramlar olarak kurguladığı için eleştiriliyor ama en azından Almanya’da işler büyük ölçüde onun öngördüğü çerçevede ilerlemiş görünüyor.

İşte bu yüzden Alman’ların yeni tanıştıkları kişiye sordukları ilk sorulardan birisi “Was sind Sie von Beruf?” oluyor.

İşte bu yüzden Alman televizyonlarında görünen hemen herkesin adının yanında mutlaka mesleği yazılıyor.

Peki, biz neden yeni tanıştığımız kişinin hemen mesleğini, uzmanlığını değil de memleketini, akrabalarını -hatta çaktırmadan sorabiliyorsak ırkını, mezhebini- soruyoruz?

Belki de hâlâ Gesellschaft’tan (cemiyetten) ziyade Gemeinschaft (cemaat) olarak tanımlanması icab eden bir toplum olduğumuz için…

Belki çoğumuzun vücutları şehirlere taşınmışken akılları ve kalpleri kırda kaldığı için.

Belki hâlâ bir kişi ile iletişim kurmanın yegâne yolunun, çok uzaktan da olsa bir akrabalık bağı keşfinden geçtiğini düşündüğümüz için.

Belki çoğu maalesef gerçek bir mesleğe, gerçek bir uzmanlığa sahip olmayan nüfusumuzun büyük kısmı “uzmanlığa” gerçekten inanmadığı için.

Ne zaman ki şehirlerarası bir otobüste birbirlerine ne iş yaptıklarını soran vatandaşlarımızın sayısı memleket soranların sayısını geçer, o zaman medeniyet yolunda biraz daha mesafe aldığımızı söyleyebiliriz.

Bunun için sanırım en az iki nesil daha beklemek gerekiyor.