ZYGMUNT BAUMAN- LEONİDAS DONSKİS’İN
AHLAKİ KÖRLÜK / AKIŞKAN MODERNLİKTE DUYARLILIĞIN YİTİMİ
ADLI KİTABINI TÜRKİYE PERSPEKTİFİNDEN ANLAMA DENEMESİ
Son zamanlarda ahlak, ahlaki çürüme, ahlaki yozlaşma, ahlaki üstünlük gibi kavramlar sıklıkla kullanılıyor. Bu kavramlar entelektüellerin tespitlerinden vatandaşların eleştiri ve yakınmalarına kadar hemen her düzeyde görülüyor. Özellikle bizde ahlak kavramı etrafında çok ciddi eleştirel metinler kaleme alındığı bir vakıa.
Bu bağlamda tüm taraflar “ahlak” kavramı etrafında bir bozulmanın olduğu noktasında hemfikir. Ancak bu hemfikir oluşun pek bir anlamı yok. Zira bizde taraflar ahlak kavramından aynı şeyi anlamıyorlar. Buna rağmen ahlaki değerlerin insanlığın ürettiği üstün değerler olduğu kanaati çerçevesinde “kötüye gidiş” nedeninin ahlakın bozulmasından kaynaklandığı yaklaşımında ortaklaşılıyor.
O halde ahlak kavramının ne olduğu konusunda kabaca bir tanım yapılmak zorundadır. Bu noktada Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğünde ahlak kavramının tanımı: “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları; aktöre, sağtöre.” biçimindedir. Görüldüğü gibi bu, ana hatlarıyla bir tanımlamadır. Detay içermez. Detaylar yüzyıllara sari türlü anlatılarla biçimlendirilir. Ayıp, günah, iyi, doğru gibi kavramlarla belirlenen tutum ve davranışlar ahlakın detaylarıdır. Ahlak genellikle yasayla belirlenmeyen, yazılı olmayan toplumsal uzlaşı neticesinde ortaya çıkar. Yazılı olmayan toplumsal uzlaşı bazı klişelerle de görünür olur: Büyük-küçük bilmek, içkisi sigarası olmamak, alkole kumara bulaşmamak, alnı secdeye gitmek, usturuplu giyinmek, harama uçkur çözmemek, harama el uzatmamak, yalan konuşmamak gibi kalıplarla ahlaki ilkelerin somutlaştığı görülür. Bugün ahlaki yozlaşmadan, ahlaki çürümeden söz edenler işte bu klişelerden bazılarına gönderme yapar. Ancak hangisinin neyi kastettiği konusu tartışmalıdır.
Toplumun büyük bir kesimi yukarıdaki klişeleri ahlakın muhtevası sayarken, seküler kesimlerde de ahlak bireysel hak ve özgürlüklerin korunması çerçevesinde kendisine yer bulur.
Hülasa devlet kapısındaki işini, adamını bulup halletmekten alkol kullanmaya; trafikteki davranışlardan sıradan insan ilişkilerine kadar hemen her tutum ve davranış bu toplum için ahlakın konusudur. Ahlaki bozulmaya dair eleştiriler bunlardan birine, birkaçına ya da çoğuna tekabül eder.
Peki bu ahlaki çöküş, ahlaki çürüme, ahlaki yozlaşma yalnız bizim toplumumuza özel bir sorun mu? Hemen her durumda insanı, hayatı, dünyayı kendi merkezimizden bakarak anlamaya çalışırız. Bu da çoğu zaman hatalı ya da noksan sonuçlara ulaşmamıza neden olur. Dünyada en kötü, en spesifik kötülüklerin bizim başımıza geldiği gibi enteresan bir sonuca ulaşmak da bu anlama biçimiyle ilgilidir. Dünyanın en seçkin milletine mensup olmak, tek doğru inancına sahip olmak gibi iddialar da bu egosantrik anlama biçimiyle ilgilidir.
Bu yazıda yaklaşık iki yüzyıldır özelde bizim genelde, tüm dünyanın; modernizm, liberalizm, kapitalizm, bilim, teknoloji, sanat gibi başlıklarda lokomotifi olan Batı’nın ahlaki bağlamda görünümünü ele alan Zygmunt Bauman ile Leonidas Donskis’in felsefi-sosyolojik bir sohbet biçiminde yazmış oldukları Ahlaki Körlük / Akışkan Modernlikte Duyarlılığın Yitimi adlı kitabını Türkiye perspektifinden anlamayı deneyeceğiz. Kitaptan alınan pasajların bizim toplumumuz açısından neye tekabül ettiği, ahlak kavramı etrafındaki çözülmenin, çürümenin bölgesel mi, genel mi olduğu ve bunun modernizm, kapitalizm bağlamında nedenleri hakkında çıkarımlar yapmaya çalışacağız.
Kitap beş başlıktan oluşuyor ve her başlıkta yazarlar görüşlerini ifade ediyor.
Giriş
İnsanın esrarengizliği ve Akıl Ermezliğine İlişkin Bir Teoriye Doğru yahut Kötülüğün Muğlak Biçimlerini İfşa Etme
İyilik, kötülük, ahlak gibi kavramlar soyut kavramlardır. Ancak belli tutum ve davranışlarla görünür. Ve bu kavramlar tanımlanması bakımından birbirine muhtaçtır. İşte bu noktada kötülük kavramının görünürlüğü L.Donskis tarafından duyarsızlık ve mahremiyetin yok oluşu biçiminde tespit ediliyor.
Leonidas Donskis sf 14: “Yeni kötülüğün iki tezahürü: İnsanların acılarına duyarsızlık ve kamuya açılmaması gereken şeyleri alarak mahremiyeti sömürgeleştirme arzusu.”
Demek ki duyarsızlık ve mahremiyetin ifşası, alenileşmesi meselesi salt bize mahsus bir mesele değil. Özellikle 1980 darbesinden sonra “etliye sütlüye karışmamak, işine gidip gelmek, üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmamak” klişeleriyle bizde hakim olan anlayış “duyarsız” bir kitle yaratır. Tabi bunda on yıllık periyotlarda darbeler yapıldığı için; Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk- Kürt diye adlandırılan kamplaşmalar ve çatışmalarda çokça kardeş kanı döküldüğü için toplumun tedirginliği, korkusu bu duyarsızlığı besler. Aslında bundan önce modernizmin getirdiği şehirleşme ve bireyselleşme de duyarsızlığı büyütmüştür.
Mahremiyetin ifşası da dedikodu kültürünün neredeyse kurumsallaşıp -magazin medyası- sıradan insanların görünürlük tutkusuyla dijital medyayı işgal etmesi sonucunda son derece olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Ancak ahlaki çürümenin bu iki başat kavramı sadece bize mahsus değil tüm modern toplumlar için belirleyicidir.
L. Donskis bu iki kavramı modern toplumlarda kötülüğün görünür oluşu olarak tespit etmiş. İnsanların acılarına duyarsızlık noktasında L. Donskis sayfa 22’de acı hissetmeyen organ nasıl ölmüşse, acı duymayan insan nasıl ölüyse insanların trajedilerine duyarsız kalan kişilerin de ölü gibi olduğundan söz eder. Burada yazarın duyarsızlığı kötülük olarak ele alması dikkate değer. “İşinde gücünde olmak, etliye sütlüye karışmamak” gibi klişelerle olumlu anlamlar yüklenen insan tipi aslında kötülüğün en büyük hamisi, koruyucusu, meşrulaştırıcısıdır.
İnsanlığın ortak sorunu olan kötülük çoğunluğun yapıp etmesi ile var olan bir sorun değildir. Kötüler çoğunlukta iyiler azınlıkta değildir. Neredeyse tüm toplumlarda kötüler de iyiler de azınlıktır. Ancak kalabalıkların “duyarsız” oluşu kötülerin cüret, imkân ve gayretiyle birleştiğinde kötülüğün bekasını temin eder. Kalabalığın duyarsızlığı aslında bir çeşit onay anlamına gelir. Duyarsız kalabalıklar kötülerle birleşince pek tabi iyilik azınlık olmaktan kurtulamaz. Halbuki duyarsız kalabalıklar duyarlı çoğunluklar olarak iyilerin arkasında yer almış olsa kötülüğün imkanlarını kısıtlar. İşte bu bağlamda L. Donskis duyarsızlığı kötülüğün kaynağı olarak görür.
Aslında bu bağlamda İslam kültür coğrafyasında doğrunun-iyinin yanında olmak, değilse arkasında olmak, değilse kalben doğru yerde olmak anlamını içeren birçok anlatı söz konusudur. Ancak modern zamanlarda tüm dünyada modern olmayan “öteki” anlatılar irtifa kaybetmiş ve kalabalıklar indinde değerini yitirmiştir.
Kitabın giriş bölümünden anlaşılacağı üzere Bauman ve Donskis’in iddiası; kötülük - duyarsızlık ve mahremiyetin ifşası modern toplumların ortak sorunudur. O halde bu başlıktaki olumsuz eleştirileri sadece bizim toplumumuza yöneltmek bütünlüğü kaçırdığımız anlamına gelir.
Yeni yorum ekle