GDO’lu Partiler ve Seçim Sonrası Endişeleri
Arka arkaya yaşadığımız iki seçimden sonra bazı
Arka arkaya yaşadığımız iki seçimden sonra bazı
Seçmenin “her şeye rağmen istikrar” demiş olması, seçmen profilinin doğru analizi uyarısıyla birlikte algılandığında şunlar gözlemlenmektedir: Türkiye gibi, sanayileşmeyle beraber hızlı kapitalistleşmeye başlayan toplumlarda, ekonomik imkânların ve refahın göreli paylaşılma umudu artmaktadır. Yani kapitalist toplumun nimetlerinden gitgide daha çok faydalanma trendine giren bir toplumda siyasal tercihler, istikrara vurgu yapar. Ekonomideki ani dalgalanmalar, paylaşım imkânları artmakta orta kesimi rahatsız eder.
Türkiye 20. yüzyılı büyük ölçüde kendi kendisiyle kavga ederek geçirdi. Tek parti döneminde milletin rızası umursanmadan girişilen tepeden inmeci modernleştirme gayretlerine tanık olduk. Milletin sosyolojik-tarihi-kültürel dokusuyla uyuşmayan reformlar, muhalefeti susturmalar, rakipleri yok etme çabaları, bastırılan özgürlükler… 1950’li yıllarda başlayan açılımlar da uzun ömürlü olamadı. Demokrasiye geçişle birlikte gündeme gelen devletin milletle barışma çabaları 1960’tan itibaren başlayan darbe dönemiyle kesintiye uğradı.
Terörün asıl hedefinin ekonomik açıdan zarar vermek ve ya can kaybının yüksek olmasını sağlamak olduğu düşünülür. Elbette bunlar da amaçları arasındadır ve bunlar için farklı enstrümanlar da kullanılabilir, fakat bunlar ikincil amaçlarıdır. Terörün asıl hedefi toplumun düşünme melekelerini yok ederek, beyinleri felç etmektir.
Sömürgecilerin çekilirken izledikleri strateji gayet akıllıcaydı: Bir gün kendi sömürgeciliklerinin faturasını karşılarına koyması muhtemel bir devletin doğuşunu önlemeleri gerekiyordu. Bunu sağlamak üzere, sömürdükleri ülkeyi, esas duruşu sağlam “batı lejyonerleri”ne emanet ettiler. Bu, sömürge sürecinde devşirilmiş bir “küçük azınlık”ın Batı çıkarlarına bekçilik etmesi demekti.