SİYASET

Şimdi Ne Yapmalıyız?

19 Mayıs 2017

Türk milli eğitim sistemi üzerine düşen vazifeyi layıkıyla yapmamıştır. Ünlü edebiyat ve siyaset adamı Havel, “eğitim, olgular arasında saklı irtibatları algılama yeteneği kazanmaktır“ diyor. Birde OECD'nin 41 ülkede yaptığı eğitim araştırmasında Türkiye'nin sondan altıncı sırada yer aldığını düşünün! Maalesef Türk çocukları hala know how peşinde yarışıyor, ne özel okullar ne de devlet üniversiteleri know-why ve know-whereto meselesini umursuyor. 

Kürt Sorununun Tarihsel Seyri Ve Arka Planı (I)

Ali K. Metin
13 Mayıs 2017

Kürt sorununu Türkiye’nin yumuşak karnı haline getiren realiteyi doğru şekilde kavrayamadığımız sürece kalıcı bir çözüm ortaya koyma şansımız olamayacaktır. Sorunu teröre indirgeyen bir yaklaşım tarzı ile olsa olsa palyatif çözümler üretilebilir. Ama bu sorunu çözmediği gibi sadece ötelemeye ve hatta kangren haline getirmeye sebebiyet verir. Son kerte, realiteyi bütüncül ve tarihsel bir bakış açısıyla tespit etmekten sarf-ı nazar edemeyiz.

Kestirilemezlik...

17 Nisan 2017

Bu yazı, 15 Nisan 2017’de Referandum’dan bir gece önce bölümler halinde facebook paylaşımı olarak kaleme alınıp kaydedilmiş, fakat seçim yasakları nedeniyle 16 Nisan akşamı bu yasaklar sona erdikten sonra herkese açık bir paylaşıma dönüştürülmüştür. Yazının, bazı ufak tefek ifade ve imla düzeltmeleri dışında, sitemizde aynen yayınlanması uygun bulunmuştur.

İki Asır Evvel, İki Asır Sonra - 1

02 Nisan 2017

Yaklaşık iki asır evvel, III. Selim devrinde kurulan Kara harp okulu (Mühendishane-i Berri-i Humayun) Avusturya örneğine göre düzenlenmişti. Bu okullarda eğitim için Almanca, Fransızca gibi dillerin öğrenilmesi ve Avrupalı öğretmenlerin getirilmesi zorunluluğu doğmuştu. Yabancı öğretmen getirme konusunda isteksiz ve tedirgin olan İkinci Mahmud, Müslüman öğretmen getirtmek için Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'ya başvurmuştu. İkinci Mahmud’a aldığı cevapta şöyle deniliyordu: “Müslümanların arasında henüz modern askerlik ve fenden anlayan bulunmamaktadır.”

Parlamentarizm, Demokrasi ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” Üzerine “Devletlû Olmayan” On Soru

11 Şubat 2017

Bu yazıyı bir “sorular yazısı” olarak kaleme almayı uygun gördüm ve sözü daha fazla uzatmadan sorularımı sıralamak istiyorum. Ancak şu kadarını belirtmeme izin verin: Soruları sükunetle ya da “akademik bir renksizlik” kıvamında sorduğumu iddia edemem. Yönlendirici bir dil kullanmakla itham edeceklere de peşinen söyleyeyim: Bunlar doktora yeterlilik sınavında jüri önünde ter döken bir adaya sorulan akademik sorular değil. Sosyologlar, akademik camianın dışında, kamu meselelerine ilişkin görüş açıklama sadedindeki faaliyetlerini “Kamusal Sosyoloji” başlığı altında sürdürürler. Kamusal Sosyoloji, sosyoloğun kendi tercihleri temelinde yürüttüğü “angaje” bir faaliyettir ve bütün siyasî, sosyal, yaşam biçimsel tercihler meşrudur. Yine de, kendi tercihlerimi dile getirmekten ziyade, “üzerinde düşünmek zorunda olduğumuz” kanaatinde olduğum sorular sormaya çalıştım.

Türkiye'nin Sosyolojisi, Ak Parti ve Geleceği

24 Mayıs 2016

Başkanlık sistemi talepleriyle ilgili bir başka tesbit de, parti liderlerinin  Cumhurbaşkanlığına çıktıktan sonra sistemle ilgili vurgularının çoğalması ve partinin geleceğinin şekillenmesinde bu rahatsızlıklarının etkin olmasıdır. Bu da kamuoyunda sistemin kişisel taleplerle gündeme getirildiği algısını güçlendirmektedir.Siyasi hayatta, toplumsal uzlaşı olmadan elde edilen kazanımların geçici olabileceğine dair pek çok örnek zikredilebilir. Ahmet Davutoğlu’nun 20 aylık bir genel başkanlıktan sıradışı bir şekilde gönderilmesi, bu çerçeveden bakıldığında bir yere oturmaktadır. Yoksa  son noktada isimler önemli değildir. Ayrıca, belirli bir inanç ve ilke geleneğinden gelen bir partinin, meşruiyeti sadece başarı kriteriyle sağlamaya çalışması da tartışılması gereken bir konudur. Ak Parti’nin başarısızlığı sadece bir partinin başarısızlığı olmayacak, bir kesimin Türkiye’deki uzun vadede siyasi hayatına ilişkin bir kanaat da oluşturacaktır.

23 Yıl Sonra Turgut Özal

17 Nisan 2016

Özal ilginç ama samimi kişiliğiyle Türkiye'ye bir darbe sonrası nefes aldırmaya çalışan adamdı. Türkiye'de merkezin dışladığı ve periferiye sıkıştırdığı dindar kesimi yeniden merkeze çekmeye çalıştı. Kısa süren MSP’li koalisyon yılları dışında ilk defa islami kesim devlet bürokrasisinde kendine yer buldu. Kimilerine göre Türkiye'yi gerçek kapitalizmle tanıştırdı. Devlet eliyle bir burjuvazinin oluşturulduğu bir geleneği dönüştürmeye niyetlendi. Türk insanına girişimcilik ruhunu kazandırmaya çalıştı. Özal, Anadolu’da bir sermaye ve üretim sınıfının oluşması için ciddi adımlar attı. Sonradan Anadolu Kaplanları olarak anılan şirketler varlığını ve cesametlerini büyük ölçüde Özallı yıllara borçludur.

Anayasayı Komisyona Havale Etmek

20 Ocak 2016
Şayet bu ülke 1960 darbesine direnebilmiş olsa, Menderes’i darbecilere yedirmemiş olsa, sonraki gelişmeler farklı olurdu. Darbecilerin akıbetinin mutlaka yargılanıp mahkûm edilmek olduğu daha evvel gösterilebilmiş olsa, 1980 darbesi olmazdı. 1970’lerde Yunanistan AB’ye gireceğinde Türkiye'ye AB tarafından yapılan davet kabul edilmiş olsa, büyük bir siyasi ferasetsizlik örneği göstererek “onlar ortak biz pazar, kalsın, girmeyelim” denmemiş olsa ve böylece Yunanistan’la birlikte AB üyesi olsak, her şey bugünkünden farklı olurdu.

Anayasa Başka Bir Bahara mı?

13 Ocak 2016

Cumhuriyet döneminde 4 anayasa yapmışız: 1921, 1924, 1961, 1982. İlginçtir, en demokratik, en çoğulcu olanı, Milli Mücadele devam ederken, savaş şartları altında, en olağanüstü dönemde yapılanı. Sonraki anayasaların hiçbiri 1921 anayasası ölçüsünde olamamış. 1924 anayasası Türkiye'de Tek Parti Rejimini kuran anayasa, Meclisten muhaliflerin ayıklandığı, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının bir kısmının, esas itibariyle siyasi muhalif oldukları için, İstiklal Mahkemelerinde yargılandıkları, çoğulculuktan hiç hazzetmeyen bir anayasa.