Almanya‘ da Güvenlik ve Mülteciler Sorunu Nasıl Çözülecek ?


Ortadoğu‘ daki savaş ve beraberindeki insanlık trajedisi tüm Avrupayı olduğu gibi Almanya‘ yı da derinden sarsmaya devam ediyor. Savaştan kaçan insanların Avrupa kapısını zorlamasıyla beraber, en çok mültecilerin giriş yaptığı Almanya‘ da gündemin ana konusu güvenlik ve mülteciler sorunu olmuştur. Mülteci akımı devam ederken Paris, Ankara ve İstanbul‘ da meydana gelen terör saldırıları mülteci sorunuyla beraber güvenlik endişesini de gündeme taşımıştır.

Savaşın gayri insani ve çirkin boyutu, savaş mağdurlarının peşini mülteci konumunda dahi rahat bırakmıyor.Nitekim güvenlik sorununun ana temelinde  mülteciler arasına karışabilecek muhtemel ajanların veya teröristlerin olabileceği korku ve endişesi vardır.

Bu korku ve endişe ise mütemadiyen ırkçı çevrelerden olduğu gibi,değişik sivil toplum örgütleri ve siyasiler tarafından da her fırsatta gündemde tutuluyor.

Köln tren istasyonu çevresinde yapılan yılbaşı kutlamalarında mülteciler tarafından kadınlara yönelik taciz haberleri  Almanya gündemini adeta yine rehin almıştır.

Köln emniyet müdürünün görevden alınmasına vesile olan haber, aynı zamanda Kuzey Ren Westfalya eyalet İçişleri Bakanı ve Başbakan Hannelore Kraft‘ ı en çok zorlayan konu olmuştur.

Halbuki  haberin veriliş şekli ve doğruluğu birçok şüpheleri de içinde barındırıyor.Bir taraftan şüpheli ayrıntılar tartışılırken öbür taraftan taciz iddialarıyla tüm mülteciler potansiyel suçlu konumuna sokulmaya çalışılıyor. Bu çerçevede hararetli tartışmalar devam ederken Bornheim kentinde erkek mültecilere yüzme havuzuna girme yasağı getirilmesi bu konudaki şüphelerin ve kaygıların haklılığını ispatlar mahiyet taşımıştır. Nihayet gelen tepkiler üzerine yüzme yasağı tekrar kaldırılmıştır.

Bütün bunlar akla şu soruları getiriyor: Mülteci  sorunları bahane edilerek yabancılar yasası olumsuz yönde değiştirilmek mi isteniyor ? Göçmenlerin uzun yıllardır zor mücadelelerle elde ettikleri hakları tırpalanmak mı isteniyor?  Örneğin göçmenlerin daha kolay sınır dışı edilebilmelerinin yolu açılmak mı isteniyor ?

Yukarda bahsettiğimiz hususların bir başka boyutu da İslamofobi fırsatçılarının müslüman uyruklu mültecileri ön plana çıkararak saldırılarına devam etmeleridir.

Böylece sadece mülteciler değil,  Almanya‘ da yaşayan tüm müslümanlar potansiyel suçluymuş gibi bir algı operasyonu da paralel olarak sürdürülmektedir.

Yabancılar dostu olarak bilinen Sosyal Demokrat Parti SPD‘ nin Genel Başkanı Gabriel bile tüm bu tartışmalara, daha sıkı gümrük kontrollerinin yanı sıra mültecilere sınır ve kontenjan uygulaması talebiyle katılmakta.  Böylece Merkel‘ in koalisyon ortağı Gabriel de Merkel‘ i mülteciler konusunda zorlayanlar arasında yer almaktadır.

Tam bu tartışmaların ortasında vicdanları rahatlatıcı ve göçmenlerin adeta nefes almalarını sağlayıcı açıklama Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff‘ tan gelmiştir. Essen şehrinde Ruhr Siyaset Platformu‘ nun davetlisi olarak yapmış olduğu konuşmasında kamuoyuna şu çağrı ve uyarıda bulunmuştur:  “Almanya 1945 yılına benzer tehlikelerle karşı karşıyadır. Göçmenler,iç savaşlar ve artan ırkçılık. Barış, özgürlük ve demokrasi hakkında elli yıllık kazanımlarımızı tehlikeye atmamalıyız. Polonya ve Macaristan‘ ın sergiledikleri tavırlar sözkonusu tehlikeyi pekiştirici mahiyet taşıyor. Almanya kesinlikle bunlara uymamalıdır. Dar sınırlarla değil Avrupayı daha ileriye götürecek özgürlükcü  tedbirler alınmalıdır. İnsanları dini ve etnik yapılarına göre suçlamak hukuk ve güvenlik anlayışı ile bağdaşamaz“  .

Şüphesiz Wulff‘ un bu çağrısına katılmamak mümkün değil. Tam bu noktada Türkiye‘ nin milyonlarca savaş mağduru insana kucak açarak sahip çıkmasını hatırlamamak ta mümkün değil.

Zira Wulff‘ un Almanya ve Avrupa‘ ya yönelik yapmış olduğu bu samimi çağrısına en güzel şekilde uyan da yine Türkiye olmuştur. Almanya‘ nın da aralarında bulunduğu Dünya‘ nın en zengin ülkelerinin zorlandığı göçmenler ve güvenlik sorunu, Türkiye  örnek alınarak çözülebilecek bir sorundur.

Birinci öncelik savaşın durdurulması hususunda samimi adımların atılmasıdır. Önce insan mantığının işlediği yerde menfaatler şüphesiz arka planlarda kalır.

Türkiye‘ nin ötedenberi talep ettiği güvenlikli bölge ve koridorun oluşturulmamış olması, özellikle Suriye uyruklu göçmenlerin Almanya ve Avrupa‘ ya göç etmelerinde önemli  faktör olmuştur.

Başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa Birliği ülkeleri , Türkiye‘ nin Ortadoğu sorunuyla ilgili çözüm önerilerine destek vermelidirler.

Bu doğrultuda Almanya‘ dan olumlu sinyallerin gelmesi sevindiricidir. Ancak daha hızlı ve kararlı adımların atılmaması halinde güvenlik ve mülteciler sorunu arasında sıkışan Avrupa Birliği dağılma sürecini de hızlandırabilir.

Özet olarak sorunun çözümü tek cümle ile önce insan ve samimiyet ilkesinden geçiyor.