Almanya’daki 2017 Meclis Seçimleri Ve Türk Toplumuna Yansımaları


Şansölye Merkel’in merakla beklenen adaylığını açıklaması  partisi CDU (Hrıstiyan Demokratlar Birliği) tarafından da onaylanmıştır.Merkel’in adaylığı akabinde CDU’nun araştırma şirketlerinin verilerine göre açık ara önde görünmesi SPD’yi (Sosyal Demokrat Parti) telaşlandırmıştır.

Merkel’in beklenmedik destek görmesi SPD’yi de yeni bir Genel Başkan ve Şansölye adayı arayışına sevk etmiştir. Gabriel’in beklenen heyecan ve rüzgarı sağlayamadığını gören Sosyal Demokratlar AB-Parlamentosu eski Başkanı Schulz ismi üzerinde ittifak etmişlerdir.

Gabriel’in  özverili davranışı ile Genel Başkanlık koltuğuna Schulz oturdu ve SPD’nin Şansölye adayı oldu. Ancak Schulz’un adaylığı Sosyal Demokratlara beklenen rüzgarı getiremedi ve hala yüzde 25 oranında seyretmekte. Buna mukabil Merkel yüzde 40 oranındaki oy potansiyelini muhafaza etmekte. Üçüncülük için yarışanlar yüzde 8 ile 10 arasında değişen oranlarda Liberal Parti (FDP) Sol Parti (Die Linke) ve AFD (aşırı sağ). Cem Özdemir’in EŞ Genel Başkanlığını yaptığı Yeşiller Partisi ise yüzde 6-7 oranlarında değişen oranlarda görünmekte.

Oy kaygısına düşen partilerin Erdoğan ve Türkiye üzerinden prim yapma çabaları ise seçimlerdeki en önemli konu haline gelmiştir.

Erdoğan ve Türkiye karşıtı söylemler adeta diğer Almanya’nın iç konularını gölgede bırakmıştır.

Buna son olarak herkesin merakla beklediği seçim düellosu adıyla yapılan tv proğramında tüm seçmenler  şahid oldular.

Almanya’da şimdiye kadar Türk seçmenlerin yüzde 60 kadar desteğini alan SPD Genel Başkanı Schulz Erdoğan ve Türkiye aleyhtarlığı ile Türk seçmenleri hayal kırıklığına uğratmış ve şaşırtmıştır.

Partinin seçim programında hiç yer almamasına rağmen Türkiye ile müzakerelerin dondurulması ve Avrupa kapılarının  Türkiye’ye kapatılması yönündeki adımları Şansölye olması durumunda harekete geçireceğini ifade etmiştir.

Böylece küçük partilerin popülist Türkiye aleyhtarlığı propagandalarına SPD de dahil olmuştur ve Türk seçmenleri ne kadar önemsediğni de göstermiştir.

Fetö darbe teşebbüsünden sonraki süreçte devam eden tutuklamaları bahane ederek ,seçimde mal bulmuş mağribiler gibi hareket eden Alman siyasilerin büyük çoğunluğu Türkiye karşıtlığı siyasetleriyle esasen aşırı sağ parti AFD’ye yardım etmektedirler. Zira araştırma şirketleri AFD oylarının hızla üçüncü parti olma konusunda ilerlediğini ifade etmektedirler.

Özellikle CDU ve SPD siyasetteki acziyetten doğan popülist politikadan vazgeçip reel politikaya dönerek Almanya’nın asıl sorunları ile uğraşmalıdırlar:

Göçmenler üzerinden yapılan propagandalar uzun vadede Almanya’ya zarar verecek yanlış politikalardır.

Nitekim Alman İstatistik kurumuna göre Almanya’nın her yıl ilave olarak takriben 500 bin kalifiye göçmen işçiye ihtiyacı vardır.Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde 2030 yılına kadar bu açığın 3,5 milyonu geçebileceği söyleniyor.

Göçmen işçilere bu kadar netlikte ihtiyacı olan bir  ülkenin siyasetçilerinin göçmen karşıtı söylemlede bulunmaları ancak akıl tutulması ile ifade edilebilir.

Almanya’da yine resmi makamların açıklamalarına göre sadece 2016 yılında mülteci kamplarına ve göçmenlere yönelik 1500 ün üzerinde saldırılar olmuştur.

Hal böyle iken "toplumsal barışın sinir uçlarını ve fay hatlarını tahrip edecek yabancı düşmanlığını körükleyen söylemler kimlere hizmet edecektir?" sualini liderler kendilerine sormalıdırlar ve vakit geçirmeden sorumlulukları gereği hareket etmelidirler.

İhracat Ülkesi olan Almanya’nın dış itibarı zaten sözkonusu göçmenlere yönelik saldırılarla yeterince irtifa kaybetmiştir.

Son olarak Türkiye’nin Almanya için yapmış olduğu seyahat uyarısı da mevcut gidişatın yanlışlığını teyit etmektedir.

Özellikle zengin müslüman turistlerin Almanya’daki İslam karşıtlığı ve Camilere ve mülteci kamplarına yapılan saldırılardan ürkmeleri söz konusu olacaktır.

Uzun vadede mevcut durum zengin İslam Ülkelerinin Almanya’ya direk yatırımlarını da olumsuz etkileyebilir.

Almanya’daki Türk STK’larımızın ortak basın açıklaması yaparak ve değişik panellerle mevcut gerginlikten olan rahatsızlıklarını ve tavsiyelerini kamuoyu ile paylaşmaları gerekmektedir.

Şüphesiz STK’larımızın da iki ülke arasındaki köprüler olarak gerginliğin giderilmesi ie ilgili katkıları büyük önem arz etmektedir.

Nitekim internet fenomeni olarak tanınan (blogcu) Tuğrul Selmanoğlu’nun Alman Devlet Kanalında yukarda belirtilen sorunları çekinmeden samimi şekilde ifade etmesi gerek Alman medyasında gerekse Türk medyasında geniş yankı bulmuştur.

Selmanoğlu’nun samimi ifadeleri adeta dilsiz ve sağır bir görüntü veren STK’larımızın oluşturduğu boşluğu bir nebzecik olsun doldurmuş ve vatandaşlarımızın yüreğine su serpmiştir.

Sosyal Medya üzerinden adeta savunan adam rollerini üstlenen gençlerimiz desteklenmelidirler ve hantal bir görüntü veren STK’larımızda etkin görevlere getirilmelidirler.

Türk-Alman dostluğunun zarar görmemesi ve Almanya’da yaşayan Türklerin huzuru ve toplumsal katkıları için herkes sorumlu hareket etmelidir.

Özellikle dost ülke ilkeleri ve müttefikliğin gereği yapıldığı takdirde mevcut gerginlik daha çabuk giderilecektir.

Savaş sonrası Almanya’nın yeniden onarılması ve kalkınmasında en fazla alın teri olan Türk toplumuna Almanya çok şey borçludur.

Erdoğan üzerinden Türkiye karşıtlığı yapmak Almanya’ya hiç yakışmıyor.

Marjinal ne idüğü belirsiz bir avuç terör uzantılarının keyfi için uzun yıllara dayanan Türk-Alman dostluğu yıpratılmamalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türk Milletinin  demokrasi kuralları içersinde yüzde 50 oy oranı ile seçtiğ resmi Cumhurbaşkanıdır ve buna herkes saygı duymalıdır.

Türkiye’nin iktisaden güçlenmesi ve teröre karşı başarıları huzurlu bir Almanya ve Avrupa için de büyük önem arz etmektedir.

Önümüzdeki yıllarda bu daha da belirginleşecektir.

Önemli olan dost ve müttefiklik terazisine sadık kalmaktır.

Bu konuda Avrupada yaşayan Türklerin sesine kulak vermekte fayda var.

Büyük bir süpriz olmazsa Almanya meclis seçimlerinde yine CDU-SPD koalisyonu olacak gibi görünüyor. Ancak böyle bir sonuç birdahaki seçimlerde aşırı sağ parti AFD nin beklenmedik bir çıkış yapmasına sebep olabilir.

Almanya’daki Türk seçmenlerin çoğunluğu ise kendilerinin ve gönül bağları çok güçlü olan ülkelerinin seçim malzemesi yapılmasından oldukça rahatsızlar.

Bu sebepten dolayı sözkonusu yerleşik partiler yerine kendi içlerinden filizlenen AD Demokraten (Demokratlar Birliği) ve bağımsız adaylara daha fazla yönelecekler gibi görünüyor.

Seçimlere boykot ile tepki gösterenler de var ancak katılımcı ruh ve siyasi mücadelenin sandıktan geçtiğini de hatırlatmakta fayda var.

Bu seferki Almanya seçimleri burada yaşayan Türkler için başka bir önem arz ediyor.