Türkiye-AB Zirvesinin Almanya’ya Yansımaları


 

 

Avrupa Birliği kuruluşundan günümüze kadarki  süreçte  Bosna Hersek’ ten sonra insanlık tarihine geçecek ikinci sınavını vermenin eşiğinde. Bosna Hersek’ te insanlık adına iyi bir sınav veremeyen Avrupa aylardır ana gündemi oluşturan mülteci sorunu karşısında da trajik görüntülere engel olamamaktadır.Akdeniz’ de boğulan yüzlerce insan görüntüleri,tel  örgülerle kapatılan sınırlarda mahsur kalan insanlar ve son olarak Yunanistan’ın İdomeni sınırında çamurlar içersinde çaresizce bekleyen binlerce mültecinin dramatik durumları şüphesiz Avrupa tarihinde unutulmayacak anlar olarak kalacaktır.

Şansölye Merkel’ in Türkiye’nin yardımıyla çözmek istediği mülteci sorunu Alman medyasında hararetli tartşmalara sahne olurken, Alman siyasetini de domine etmiştir.

Nitekim Türkiye-AB zirvesi öncesi Almanya’nın 3 eyaletinde yapılan parlamento seçimlerinde mülteci sorunları ana temayı oluşturmuş ve beklenildiği gibi aşırı sağ partiler kategorisinde değerlendirilen AFD Partisi her üç parlamentoya da girmeyi başarmıştır.

Baden-Württemberg’te 23, Rheinland-Pfalz’da 14  ve Sachsen-Anhalt eyaletinde 24 milletvekili çıkaran AFD, mülteciler üzerinden seçmenleri etkileyip meclise girmeyi başarmıştır.

Önemli isimleri aşırı sağ oluşum Pegida menşeli olan AFD’ nin mazisi henüz 3 yıla dayanmasına rağmen, ilk seçimlerinde baraj sorunu yaşamadan meclise kolayca girebilmesinde, Müslüman mülteciler üzerinden islamofobi ve korku siyaseti yürütmeleri ana rolü oynamıştır.

Ayrıca Türkiye’ nin AB ile müzakerelerini  tekrar başlatması hususu da Alman siyasetini büyük ölçüde etkilemiştir. ARD ve ZDF gibi devlet kanallarındaki en önemli siyaset tartışma proğramlarındaki moderatörlerin  (Frank Plasberg,Maybrit İllner ve Anne Will) Türkiye’ nin mülteci sorununa katkılarını, Merkel’ i destekler mahiyette olmasa dahi tarafsızca sundukları söylenemez.

Moderatörlük deneyimi olan biri olarak, yukarda belirtilen proğramlarda Türkiye’nin önemini ve mülteciler sorunundaki katkılarını dile getirmek isteyen konuklara ustaca engel olunduğuna da süreç boyunca tanıklık ettik.

Alman medyasının kahir ekseriyetinde her ne kadar Türkiye realitesinden uzak ve istihzalı yaklaşımlar sergilense de,vicdanlı ve realist siyasetçi ve uzmanların Türkiye gerçeklerini vurgulamalarına engel de olamamışlardır.Almanya medyası başlı başına geniş bir yorum gerektiren ayrı bir konu oluşturmaktadır.Başka bir makalemizde bu konuyu okurlarımızla paylaşmak isterim.

Bu makalemi ele aldığımda AB-Türkiye zirvesi ile Almanya’daki eyalet seçimlerini değerlendirmek istemiştim.Yazımı tamamlamadan kahpe terörün İstanbul ve fazla zaman geçmeden Brüksel saldırılarıyla tüm Avrupa ve Dünya gündemi  sarsılmış oldu.Dolayısıyla her iki terör saldırılarının Almanya ve Avrupa toplumuna yansımalarını da değerli okuyucularımızla paylaşmak gerekliliği ve AB-Türkiye zirvesinin mahiyetini bu perspektifden  de değerlendirme zarureti doğmuş oldu.

Brüksel saldırıları akabinde, Almanya’ da olduğu gibi, tüm Avrupa’ da en önemli konu terörle ilgili bilgilerin Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) içersinde gerektiği şekilde paylaşılmadığı yönünde olmuştur.

Yani AB ülkelerinin ellerindeki  terörle ilgili istihbarat bilgilerini “Europol” havuzuna aktarıp tüm üye ülkelerin faydalanmasına ve gerekli  tedbirlerin alınmasının sağlanmadığı yönündedir.Beş ülkenin dışında üye ülkelerinin bilgileri kendilerinde mahfuz tuttuğu ifade edilmektedir.Alman medyasında bu konuda Almanya’ ya da yoğun tenkitler yapılmaktadır.Zira Almanya  da Europol’ a gerekli bilgi akışını sağlamayan ülkeler arasında yer almaktadır.

Nitekim 1980 yılından itibaren kesintisiz Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yapan ve Dış İlişkiler Komisyon Başkanı  da olan CDU (Hıristiyan Birlik Partisi) Milletvekili Elmar Brok da Alman TV kanalında bu doğrultudaki şikayetlerini ve tenkitlerini dile getirmiştir. Sunucunun  “Sorumlu bir Milletvekili olarak bu eleştirilerin direk adresi kimdir ve gerekli adımlar ne zaman atılacaktır?”  sualine net bir cevap vermeyip, “ben de medya aracılığıyla bu konudaki muzdaripliği dile getirip, muhatapların harekete geçmeleri için gerekli baskının oluşmasını umuyorum”  diyerek siyasi  bir cevap vermekle yetinebilmiştir.

Avrupa Birliği ancak Türkiye’nin yardımıyla çözebildiği mülteci sorununda olduğu gibi,terör konusunu da yine Türkiye ile sıkı bir işbirliğine girerse çözebilir.Türkiye’ nin terörle ilgili tecrübe ve birikimleri başta Almanya olmak üzere, tüm Avrupa Birliği tarafından ciddiye alınırsa bu her kesim için olumlu neticeler verecektir.Nitekim Brüksel ‘ de meydana gelen facialar, Türkiye’ nin uyarıları dikkate alınmış olsaydı belki de engellenebilirdi gibi tartışmalar Brüksel gündemini de domine etmiştir.

Merkel öncülüğündeki Avrupa Birliği Türkiye ile olan işbirliğini samimi olarak genişletmeli ve gerek Türkiye’nin güvenliği,gerekse Avrupa Birliği’ nin güvenliğini teminat altına almalıdır. Zira güvende bir Avrupa ancak güvende olan bir Türkiye ile mümkün kılınabileceği realitesi artık kendini  göstermektedir. Adeta terörün üretim merkezini oluşturan Ortadoğu ve Suriye sorunu Türkiye’ nin haklı talepleri dikkate alınarak çözülmelidir.

Merkel  yukarda saydığımız gerçekleri  görerek Türkiye ile daha sıkı bir işbirliği için gerekli adımları atma temayülünde olabilir. Ancak Merkeli engellemek isteyenlerin AFD partisini nasıl büyüttükleri de gözlerden kaçmamaktadır.Eyalet seçimleri  ve mülteci sorunlarının tartışıldığı bir süreçte CSU Genel Başkanı ve Bavyera Eyalet Başbakanı Horst Seehofer mütemadiyen Şansölye Merkeli eleştirmiştir. Hatta bu konuda uzun yıllar CDU Genel Sekreterliği yapmış olan eski kurt politikacı Heiner Geissler Merkel ve CDU’ya en çok muhalefet yapan Horst Seehofer olmuştur ve artık susmalıdır ifadelerini kullanmıştır.

Bu konuda dikkat çeken ayrıntılardan biri de AFD seçmenlerinin yüzde 63 gibi bir çoğunluğunun sadece Bavyera Eyaletinde var olan CSU’ nun tüm Almanya sathında olması halinde oylarını bu partiye de verebileceklerini ifade etmeleridir.

Geçmişte olduğu gibi ırkçı ve aşırı milliyeçi partilerin Almanya’ da saman alevi gibi yanıp söndüğünü gören güçler CDU ve CSU  (Hıristiyan Birlik Partileri) birbirinden koparmak isteyebilirler mi ? gibi suallerle ileriki tarihlerde sıkça karşılaşabiliriz.

Neden mi? Avrupa artık Türkiye’ nin de içinde olduğu bir küresel güç olma kavşağına gelmiştir. Ya Türkiye ile beraber daha büyük ideallerle yoluna devam edecek veyahut olduğu yerde patinaj yaparak enerjisini beyhude yere harcayacaktır.

Balkanlardaki küçük ülkeler Macaristan,Slovakya ve benzer ülkelerle Merkel’ in Türkiye politikasını engelleyemeyenler, AFD ve CSU stratejileriyle ne kadar başarılı olabilirler bunu zaman gösterecek.

Türkiye’ de halk ekonomi,altyapı,üstyapı  ve demokratik kazanımlardan dolayı Erdoğan ve ekibini desteklemiştir.Almanya’ da ise Türkiye ile işbirliğinin vizyon ve uzun vadeli kazanımlarını artık üst perdeden anlatmanın vakti gelmiş gibi görünüyor.Vize kalktıktan sonra Avrupa’nın Türk istilasına uğramadığını görenler zaten önyargılardan ve bu konudaki tezviratlardan daha çabuk kurtulacaklardır.Bu neticeler ise Merkel’ in daha cesaretli davranmasına ve Türkiye realitesini seçmenlerine daha samimi şekilde savunmasına katkıda bulunacaktır.

Önümüzdeki yıllar Türkiye-Almanya ve Türkiye-AB  Zirvelerinin daha sıkça yapılacağı dönemlere gebe  görünmektedir.