Almanya Türkiye İlişkileri


1.  Almanya Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilme nedeni nedir?

Almanya ile Türkiye arasındaki münasebetler esasen  uzun tarihlere dayanan ve güçlü köprüler üzerine kurulmuş münasebetlerdir. Populist yaklaşımlarla ve kısa dalgalı siyasi krizlerle bozulamayacak kadar  anlamlı dostluk münasebetlerimiz var. Almanya’ da yaşayan takriben üç milyonu aşan Türk nüfusu da bu dostluk köprülerinin çimentosunu oluşturmaktadır.

Peki, hal böyle iken ilişkilerin bozulma veya ciddi bir sarsıntı geçirmesinin ana sebepleri nelerdir? diye soracak olursak, özetle Alman siyasetinin marjinal siyasetçilerin ve aşırı popülist siyasetçilerin eksenine girmiş olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Uzun zamandır devam eden İslamofobia'ya ilave olarak Türk düşmanlığı da eklenerek iç sorunlardan dikkat dışarıya çekilmek isteniyor. Avrupa Birliğinin İngilterenin ayrılması ile ciddi bir kriz yaşadığı bir anda Türkiye aleyhtarlığının hortlatılması tesadüf değidir.

Suriye savaşının uzaması ve savaş mağduru insanların Avrupa kapılarını zorlaması da korku paranoyalarını teşvik eden siyasetçilerin popülist yaklaşımlarına güçlendirmiştir.

Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye tarafından etkisiz hale getirilmesi ve akabindeki tutuklamalar da Almanya’da ve Avrupada tamamen çarpıtılarak Türkiye aleyhtarlığı için kullanılmıştır.

Türkiye’deki referandum oylamsının da tam da bu esnada vuku bulması yine olumsuz değerlendirmelere ve aleyhte kampanyalara sahne olmuştur. Hayır kampanyaları her türlü desteklere sahne olurken "Evet" kampanyaları her türlü kısıtlama ve hakaretlere maruz kalmıştır.

Alman ve Avrupa medyası adeta "Hayır" kampanyasına dahil olmuşlardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında bu kadar Türkiye aleyhtarlığının yapılmasının en önemli sebeplerinden biri de şüphesiz iktisaden kalkınmış bir Türkiye’nin rakip olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Halbuki ekonomisi güçlü bir Türkiye Almanya ve Avrupanın aleyhine değil çok yararına olacaktır. Nitekim Türkiye’nin mültecilere ve diğer fakir ülkelere yaptığı katkılar herkesin malumudur.

Avrupa Birliğini bir Hıristiyan kulübü olarak gören özellikle sağ Partilerin Liderleri her fırsatı iyi değerlendirerek takriben 60 yıldır Türkiye’yi oyalamaları şimdi açıkca red safhasına gelmiştir.

Yoksa Mısır ortada iken Türkiye de alay edercesine Dikdatör arayışları ve imaları başka hiçbir argümanla izah edilemez.Darbe dönemlerinde dahi bu kadar Türkiye aleyhtarlığı Avrupada görülmemiştir.

2. Türk STK ları bu gergin dönemde ilişkilerin düzeltilmesine nasıl katkı yapabilirler?

Öncelikle Türkiyenin uluslararası dostluk ve barış için katkıları iyi anlatılabilmelidir.Türkiyenin NATO ve diğer uluslararası güvenlik teşkilatlarıyla olan stratejik işbirliği Avrupa kamuoyuna yeterince anlatılamamaktadır. Ayrıca 50 yılı aşan bir göç serüveninde Almanya ve Avrupadaki Türk nüfusu bu ülkelerin kalkınması için en büyük iş gücünü sağlamışlardır. Avrupadaki Türk nüfusu her zaman toplumsal barış ve huzurun çimentosu olmuşlardır. Solingen ve Mölln faciaları esnasında dahi sabır ve metanet göstererek Alman Devletine karşı hiçbir olumsuz tavırlarda bulunmamışlardır. Daima bulundukları ülkelerin anayasasına ve hukukuna sadık kalarak toplumsal hayatta yerlerini almışlardır.

Türk Toplumunun toplumsal barışın çimentolarından olmasında şüphesiz Türk STK’larımızın da önemli katkıları ve tesiri olmuştur. Fakat son dönemlerdeki Alman siyasilerin bu vasıfları adeta görmezden gelerek DİTİB ve benzer kuruluşlarımıza greken sahipliği göstermemesi hatta yıpratıcı akımları destekler tavırlar alması büyük talihsizliktir.

Bu hususların tüm STK’larımız tarafından altı çizilerek Alman kamuoyuna ve diğer ülkelere iyi anlatılması gerekmektedir. Bu konuda STK larımızın çatı kuruluşlarını malesef çok yetersiz ve hantal buluyorum. Sosyal Medya üzerinde birçok vatandaşlarımız çatı kuruluşlarımızdan daha iyi savunma yapıyorlar hatta sorunları daha güzel anlatabiliyorlar.

Zaten Türkiye aleyhtarlığının bu kadar zirve yapması Türk STK’larımızın pasifliğinden de kaynaklanmıştır. Şimdiye kadar Almanca bir gazete veya dergimizin olmaması da büyük eksiklik olmuştur. Kendimizi savunabilecek bir medyamızın olmaması da büyük talihsizliktir. Bu konuda da Almanyadaki STK’larımızın ve bu konuya sahip çıkmayan iş dünyamızın büyük ihmalleri sözkonusudur.

Bize artık reaksiyonist değil aksiyon ruhuna sahip yöneticiler gerekmektedir. Artık taban birçok hususta çatı kuruluşlardaki yöneticilerimizi aşmış durumdalar.

3.Türk ve Alman politikacılar bu dönemde ne yapmalılar ?

Bu dönemde her iki ülkenin politikacıları da popülist yaklaşımların önüne geçip reel politikayı takip etmeleri gerekiyor. Özellikle müttefik ve dost ülkelere suçu sabit hatta terörist olarak vasıflandırılan kişilere sahip çıkılması dostluğa büyük tahribatlar açıyor. Almanyanın darbeye katılan suç unsurlarına sahip çıkıp vatandaşlık vermesi en önemli sorun olarak önümüzdedir.

Alman siyasilerin Türkiyenin iç siyaseti Almanyaya taşınmamalıdır derken, Alman Devlet kanallarında Türkiyedeki seçimlere müdahil olması gibi tezatlara düşmemeleri gerekiyor.

Almanyadaki marjinal siyasilerden büyük partilerin uzak durup mesafe koymaları gerekiyor.

Türk siyasiler ise Alman STK’lara ve siyasilere Türkiyede yapılan reformları daha iyi anlatabilmeleri gerekiyor. Bağırıp çağırarak değil yoğun diplomasi ile sorunlar çözülmelidir.

Bu bağlamda Alman Dışişleri Bakanı Gabriel’ in sağduyulu yaklaşımlarını çok olumlu buluyorum.

Yukarda belirtilen konularda Almanyada yaşayan 3 milyonu aşkın insanımız çok olumsuz etkilenmektedirler. Hergün Alman televizyon ve gazetelerindeki Türklere hakaret ve istihza içeren programlar uzun vadede tamiri zor olan hasarlar bırakmaktadır. Böyle devam ederse Fransadaki banliyö olaylarının Almanyada da olmasını Türk STK’ları dahi engelleyemeyebilirler. Bu ise kimsenin arzu  etmediği bir husustur. Almanya’da gençlerimize fırsat eşitliği ve kariyer imkanları sunulmalıdır. Aksi halde buradaki yüksek tahsilli gençlerimiz Türkiye’yi tercih edip beyin göçüne engel olunamayacaktır.Halbuki burada akademisyenlerimize büyük ihtiyaç vardır.

Hülasa olarak Türk-Alman dostluğu ve buradaki vatandaşlarımızın siyasi ve sosyal tüm krizleri aşacak birikim ve tecrübeye sahiptir. Yeter ki bu konuda öncelik samimiyet ve insani değerler olsun.