Merkel’in yeni koalisyonu umut veriyor mu?


24 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşen Federal Parlamento seçimleri şimdiye kadarki koalisyon ortakları olan Hıristiyan Birlik Partileri (CDU +CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD)nin beklenmeyen bir güç kaybı ile sonuçlanmıştır.

Sosyal Demokratların büyük ümitlerle Parti Başkanlığına getirip Başbakan adayı yaptıkları Martin Schulz seçimlerde tarihi bir hezimete uğrayarak Sosyal Demokratları hayal kırıklığına uğratmıştır.

Seçimlerden sonra Schulz’un yapmış olduğu duygusal konuşma ise kendisi için sonun başlangıcı partisi için ise büyük bir siyasi kaosun ana sebebini oluşturmuştur.

Schulz seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen akabinde aceleci davranmış, seçmenlerin kendilerine ana muhalefet görevi verdiğini ifade ederek, şimdiye kadar olduğu gibi büyük koalisyonda yer almayacaklarını ve Merkel hükümetinde kabine üyesi olmayacaklarını kesin bir dille vurgulamıştır.

Bu ifadeler üzerine koalisyon maratonuna Yeşiller ve Liberal Parti ile başlayan Merkel’in, haftalarca geç saatlere kadar süren görüşmelerden bir sonuç çımamaış, Liberal Partinin son anda ayrılması ile konsensüs sağlayamamıştır.

Liberal Parti Genel Başkanı Lindner böyle bir koalisyonda yer almaktansa muhalefette kalmayı tercih ederim diyerek, sözkonusu bir hükümette partisinin beklentilerini ve seçmenlere vad ettiklerini hayata geçiremeyeceklerini süpriz olarak ifade etmiştir.

Bu ifadelerden sonra erken seçim bekleyen Alman kamuoyu, Cumhurbaşkanı Steinmeier’ in koalisyon görüşmelerinin devamı yönündeki talebi ile hükümet kurma çalışmaları tekrar başlatılmış olmuştur.

Cumhurbaşkanı Steinmeier’in ısrarla parti genel başkanları ile görüşerek koalisyon kurulması yönündeki talebi, muhtemel bir erken seçimin Almanya’yı daha büyük bir siyasi kaosa sürükleyebileceğini haber veren anketlerin ışığında gerçekleşmiştir.

Nitekim sözkonusu anket sonuçlarından SPD’nin yüzde 20’nin altına düşeceği gibi diğer yerleşik partilerin de kan kaybedecekleri buna mukabil aşırı sağ olarak nitelendirilen AFD’nin oylarını daha da artıracağı anlaşılmıştır.

Peki Schulz kesinlikle bir koalisyonda yer almayacaklarını ifade etmişken ve Yeşiller ve Liberal Parti ile yapılan görüşmeler de olumsuz netice verince koalisyon nasıl oluşabilir?

İşte tam bu noktada ilerleyen zaman faktörü ve sorumluluk almaktan kaçarak Almanya’yı hükümetsiz bırakma suçlaması Schulz ve SPD üzerinde beklenmedik bir baskı oluşturmuştur.

Böylece Schulz ve Partisi SPD, önce parti kongresinden koalisyon onayı alarak daha sonra da parti üyelerinin oylamasına sunarak koalisyon görüşmelerine tekrar başlamıştır.

Buna rağmen Schulz ve Partisi kamuoyu ve kendi üyeleri tarafından güven krizi tartışmalarının odağında kalmaktan kurtulamamıştır.

Hatta bu güven krizi parti yöneticilerinin birbirilerini basın açıklamaları ile suçlamalarına kadar gitmiştir.

Gabriel’in Schulz tarafından kendisine verilen, Dışişleri Bakanı yapılma sözünün tutulmadığını açıklaması ise bardağı taşıran son damlalardan birini oluşturmuştur.

Bu tartışmaları takip eden SPD üyelerinin olası bir koalisyon hükümetine onay verip vermeyecekleri hala bir muamma oluşturmaktadır.

Üzerinde oluşan yoğun baskıya dayanamayan Schulz, mevcut güven krizini ve Bakanlık kavgası görüntüsünü de gidermek için SPD Genel Başkanlığından istifa ettiğini ve Dışişleri Bakanı olmayacağını açıklamıştır.

Adeta bir kriminal filmi aratmayan SPD içindeki bu gelişmeler olası bir koalisyon hükümetini nasıl etkileyecektir?

Merkel ve Hırıstiyan Birlik Partileri de SPD’ye benzer kamuoyu baskısı altındadırlar.

Almış oldukları oy potansiyeli ile SPD’ye haddinden fazla taviz verildiği, önemli bakanlıklar SPD’ye verilerek CDU/CSU’nun adeta içinin boşaltıldığı yönündeki tartışmalar artmaya başlamıştır.

Özetle Almanya’nın en büyük partileri CDU/CSU ve SPD sonu nereye varacağı belli olmayan siyasi tartışmalar ve istikrarsızlık ortamı içinde bir koalisyon kurmaya çalışacaklar.

Merkel, Başbakanlık koltuğunu koruyabilmek için SPD’ye hertürlü tavizi verdiği eleştirilerinden kendini koruyamamaktadır.

Daha önceki güçlerinin esamesi dahi kalmayan Merkel ve ortağı SPD mevcut görüntü ile Avrupa Birliği ve Dünya Politikası içersinde nasıl bir rol üstlenebilecektir ?

Kendi partileri içersindeki eleştirilere göğüs geremeyen liderler, mevcut Avrupa Birliği ve Dünya konjonktüründeki sorunlara nasıl göğüs gerip çareler üretebileceklerdir?

Özellikle Dış Politika ve Türkiye ile münasebetler konusu koalisyon hükümetinin yumuşak karnını oluşturacaktır.

Seçim süreci boyunca Türkiye politikası konusunda marjinal partilerin yörüngesine giren Merkel ve koalisyon ortağı yine aynı hataları yapma eğilimi göstermektedirler.

Hatta o kadar ki Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmaması hususu koalisyon protokolüne alınarak tribünlere mesaj verilmektedir.

Almanya’nın büyük düşünebilen ve küresel gelişmelerde etkin rol üstlenerek dünya barışına katkıda bulunabilecek liderlere ihtiyacı vardır.

Ekonomik gücünü siyasi güce dönüştüremeyen Almanya bu hali ile Avrupa Birliği içersindeki etkisini de hızla Fransa’ya devretmekten kurtulamayacaktır.

Ortadoğu politikasında NATO partneri Türkiye’ye terörle mücadelesinde destek sağlayan bir Almanya beklenen siyasi ağırlığını tekrar elde edebilir.

Yeni kurulacak olan koalisyon hükümeti şimdiye kadarki hataları devam ettirerek değil yeni çözümler üreterek başarılı olabilir.

SPD’nin yeni genel başkanı olacak olan Andrea Nahles bu konuda ne kadar etkili olabilecek? bunu bekleyip göreceğiz.

Almanya tarihinde ilk sefer iki kadın lider koalisyon kurarak hükümet oluşturacaklar.

Beklentiler koalisyon hükümetinin mevcut koşullar içerisinde uzun süremeyeceği istikametinde ancak Merkel ve Nahles bu beklentileri haklı çıkarmamak için zor bir sınav verecekler.

Almanya’da yaşayan Türkler ve diğer göçmenlerin beklentileri ise göçmenlere yapılan saldırıların durdurulması ve iş sahasında fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır.

Özellikle göçmen gençler arasındaki yüksek işsizlik oranı bu beklentileri arttırmaktadır.

Son olarak “SPD üyeleri kurulacak olan koalisyon hükümetine onay vermezlerse ne olabilir” sualini “sonucu daha karmaşık bir erken seçim” olarak cevaplayabiliriz.

Almanya siyasetinin mevcut siyasi kaostan bir an önce çıkarak, beklenen sorunlara çare üretmesini hala umud etmekteyiz.