Ata Terzibaşı’yı Yazmak İsterken Anmak


 

 

 

Uzun zamandır Fikir Coğrafyası okurları ile Kerküklü bir araştırmacı olan Ata Terzibaşı’nı paylaşmak istediydim. Fakat üstadın aniden Hak’ka yürümesi, yazmayı anmaya çevirdi. Ata Terzibaşı Irak Türklerinin bilgesi ve bilginiydi. Bu iki meziyeti aynı anda tek adamda bulmak hem zor hem nâdirdir. Onu ukbaya uğurlamak sadece Irak Türkleri için değil, başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere, Türk dünyası için önemli bir kayıptır. Kaleme aldığı ilmî makale ve kitaplar her devirde ve mekanda geçerli ve kıymetlidir. 92 yıl hayat sürüp, dos-doğru yaşamak, herkesin gönlünü kazanabilmek ve kimsenin eleştirisine maruz kalmamak her babayiğidin, hele hele her Iraklı Türk’ün (asla) kârı değildir. Kısaca Terzibaşı Kerkük Türk kültürünün hemen hemen bütün alanlarında en az birer kitap yazarak, bu tarihî Türk kültürü kaynağını Türk dünyasına tanıtmıştır. Terzibaşı’nın çalışmalarında bir başka yazımızda bahsedeceğiz.

Irak’ta Saddam istibdadının zirveye çıktığı 1980-2003 yılları arasında bile yazarlığına ara vermeyen Terzibaşı, bilge kişiliği ile şer odaklardan kendini koruyabilmiştir. Bir grup Türkmen yazar (kerhen de olsa) Saddam yönetiminin yanında yer alarak yazarlıklarına devam ederken, üstad bundan şiddetle imtina etmiştir. Azerbaycanlı kıymetli yazar Gazanfer Paşayev bu konuda şu önemli tespitte bulunur: ¨Azerbaycan İlimler Akademisinin Başkan Yardımcısı Akademik Memmed Arif beni çağırıp dedi ki, Terzibaşı hakkında kitaplar yayımladın. Kendisine haber verin ki onu akademimize fahri üye seçmek niyetindeyiz... Lakin Ata Terzibaşı Irak’ta vaziyetin gayri sabitliğini, büyük tehlike ile yüzleşeceğini nazara alarak tekliften imtina etti. Belki de ihtiyatlı terpenmese (davranmasa) idi, Saddam Hüseyin onu da bir bahane ile mahvederdi.¨[1] O yıllarda Baas Partisi yanlısı dalkavuklar sırayla Azerbaycan ve Türkmenistan’a gitme imkânı bulmuşlardır. Üstad, bunların hiç birisine tevessül etmemiş ve omurgalı durmayı tercih etmiştir. Zaten bir bilgeden de ancak bu beklenirdi. 

2003 yılından sonra siyaset sahnesine çıkan hemen hemen bütün Türkmenler, onu ziyaret ederek icazet ve nasihat almak istemiştir. Büyük bir vakar ve edep içerisinde gereken nasihati onlara vermiş, birkaç kişiye randevu vermediğini de duymuştuk. Onun da elbet hikmetamiz bir sebebi vardır. Bu yönleriyle Üstad tam anlamıyla Irak Türklerinin aksakalı ve göçbaşı idi.

 

Bilginliği

 

Ata Terzibaşı’nın araştırmacılığı, yazarlığı ve eserleri hakkında (kitap dahil) çok şey yazıldı. Tam tamına 75 yıl bıkmadan usanmadan, yılmadan (en önemlisi) eğilip bükülmeden araştırmış ve yazmıştır. Yani, üç çeyrek asır kalemi elden bırakmamıştır. En önemlisi, yazdığından beş kuruş para kazanmamıştır... Bu ne yücelik, bu ne idealizm ve bu ne mükemmellik ! Yazarlığının iki üstün meziyetine burada temas etmek yeterlidir.

İlki üstadın, Türk aydınını Arap alemine tanıtma misyonunu kendisinde bulmasıdır. İlginçtir; Terzibaşı’nın bir yazısı 1950 yılında Kahire’nin tanınmış El-risale dergisinde çıkmış olup, konusu Ziya Gökalp’tir. Bu yazı Ziya Gökalp hakkında Arapça yazılmış ilk yazı olmakla beraber, belki de tektir. Makale, bir tanıtım makalesi olmaktan öteye gitmektedir. Derin bir tahlil, tutarlı yorumlar ve cesur tespitlerle dolu bir yazı. Bu fasılda üstat toplam on bir Türk büyüğünü çalışmalarına konu seçmiştir. Ahmet Ağaoğlu hakkında 1952 yılında kaleme aldığı makaleyi yine El-risale dergisinde yayımlamıştır. Din âlimi Ahmet Hamdi Akseki hakkındaki makalesi ise 1951 yılında Bağdat’ın El-sicil Gazetesinde yine Arapça neşrolmuştur. Yine 1951 yılında El-sicil Gazetesinde Halide Edip ve 1965 yılında da Halide Nusret hakkında birer makale yazmıştır. Ayrıca, farklı târihlerde Nâmık Kemâl hakkında bir ve Yahyâ Kemâl hakkında da iki makale kaleme almıştır. Bunların bir kısmı Arapça, bir kısmı Türkçedir. Bu konuda en ayrıntılı çalışması Abdulhak Hâmid hakkındaki çalışmasıdır.

Kerkük’te, Arapça ve Türkçe yayımlanan Beşir Gazetesinde 1958 yılında altı makale yayımlamış, şairin bütün hususiyetlerini ve şiirinin özelliklerini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Bu yönü ile Terzibaşı’nın, Türkiye’de yetişmiş, özellikle meşrutiyet sonrası, fikir adamı ve şâirlerimizi Arap dünyasına tanıtma misyonunu üstlendiğini söyleyebiliriz. Düşünün, bir Kerküklü, Türkiye’de yetişmiş fikir adamlarını Arap dünyasına tanıtıyor. Türkiyeli aydın bu misyonun önünde hürmetle eğilmelidir. Düşünün 1950’li yıllarda Türkiye’de kaç kişi Türk büyüklerini Arap alemine tanıtmak istemiştir veya kaç kişi Arapça yazı yazabilirdi? Ona boşuna ¨Tek Kişilik Bir Enstitü¨ demedik.

İkincisi ise, üstadın yer yer takma isimlerle de makaleler yazmasıdır. Bunu da ancak kendisinden öğrenebiliyoruz. Toplam on sekiz takma isimli makale kaleme alan yazarımız, beş ayrı takma isim tercih etmiştir. Sekiz makalesinde “Mecid Türkekul”, altısında “Ömerzade Allahverdi”, ikisinde “Muakkip” (takipçi anlamında), birinde “İbrahim Alaeddin”, birinde de “Adsız” müstear ismini tercih etmiştir. Yanlış anlaşılmasın, üstad (bugün bazılarının sosyal medyada yaptığı gibi) takma isimle birilerine küfretmek ya da iftira atmak için müstear isim kullanmamıştır. Hepsi seviyeli ve ilmî olmakla birlikte, ya birisinin yanlışını düzeltmek ya da birisine reddiye diye kaleme alınmıştır. Belli ki o kişinin gönlü kırılmasın ya da incinmesin diye bu yolu tercih etmiştir. Yoksa Üstattan kimsenin kırıldığı ya da incindiği görülmemiştir.

1940 yılından 2015 yılına kadar fasılasız belli bir amaç için dolu, ilmî ve yeni şeyler yazmak dile kolaydır. Vefatından bir sene önce ¨Kerkük Ağzı Türkmence Sözlük¨ isimli dizi kitabının üçüncü cildini yayımlamıştır. Ama ne var ki kitabın sonunda beklenmedik bir karar aldığı anlaşılıyor ve kitabın sonunda şunları yazıyor: ¨Bu kitabı ve bilhassa şu üçüncü cildi, sağlık durumumun kötüleşmesi sebebiyle ikmal edemediğim için üzgünüm. İlmin ne kadar geniş ve engin, ömrün de kısa ve insan gücünün yetersiz olduğunu bilmekle birlikte, aziz milletime küçük bir hizmette bulunmak amacıyla bu işe atılmıştım. Ama başaramadım. Dolayısıyla sayın okuyucularımdan özür diler, kusurumun affını isterim. Ne yapalım kader böyleymiş! Acı bir çaresizlik içerisinde şu eski ve asil hoyratı tekrarlayarak okurlarıma “Elvda” diyorum:¨

 

Dert aldı meni neynim (neyleyim)

Yatağa saldı neynim

Çok niyetler tutmuştum

Gönlümde kaldı neynim

 

Ve bu yazdığından bir sene sonra Hak’ka yürüyor. Bu denli erdemliği hangi yazar gösterebilmiş; hangi araştırmacı ¨bu benim son yazabildiğimdir¨ diyebilmiş, kaç kalem erbabı artık yazamayacağı için okuyucusundan özür dileyebilmiştir? Bence başkası için bu zor iken üstad için normaldir. Çünkü sırf ilmî çalışmalarına engel olabilir düşüncesiyle evlenmeyen bir bilgin, bilgeliği sayesinde ölümün yaklaştığını da hissedebilir. Üstad gerçekten nefsini ilimle terbiye edebilmiş, aklını da bilgi ile donatabilmiş bir ermiştir. Tam manasıyla Üstad, Irak Türklerinin bir Dede Korkut’u idi: sözü hikmet hayatı ibret...

 

Sona gelirken...

Ata Terzibaşı’nın ölümü dolayısıyla Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum ve Meclis Başkanı Selim El-Cuburi birer taziye mesajı yayımlamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcıları Tuğrul Türkeş ve Yalçın Akdoğan sosyal medya üzerinden üzüntülerini bildirmişlerdir. Irak’ta ve özellikle de Kerkük’te Kürt Valinin, Kürt Meclis Başkanının ya da Kürt Belediye Başkanının Ata Terzibaşı için bir heykel yaptırmasını ya da en azından bir caddeye adını vermesini beklemek saflık olur. Hiç olmazsa Türkiye’de bir yere büstü dikilmeli ve bir caddeye de adı verilmelidir.

 

Mekanın cennet olsun Türkmeneli’nin Korkut Atası…

 

 


[1] Qezenfer Paşayev, Eta Terzibaşının Folklorşünaslıq Fealiyyeti, Tehsil, Baku, 2016, s. 40