Dicle Kalkanı


Türkiye, Fırat Kalkanı harekatı ile 21. Asır’da kendisine biçilen dar siyasi alanı fark ederek, çemberi kırmıştır. Eminiz ki Silahlı Kuvvetlerimiz bu operasyonu başarıyla tamamlayacaktır. Fırat Kalkanı bu rüyanın bir hülya olduğunu gösterecektir. Siyasi ve askeri boyutu ile çok akıllı bir düzenleme yapılmıştır. Harekattan önce, Cumhurbaşkanımız Rusya’yı ziyaret etti ve bozulan ilişkileri normalleştirme sürecine soktu, Barzani çağırıldı durum ona anlatıldı. Biden’ın Türkiye’ye geldiği gün de harekat başlatıldı. İran bile kınamadı ve sadece ¨Şam yönetimi ile koordineli olsaydı daha iyi olurdu¨ dedi. Bu diplomatik adımlar, Fırat Kalkanı operasyonunu büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Operasyon güvenliğimizi ve Suriye Türkmenlerinin güvenliğini sağlayana kadar Suriye’nin derinliklerine inebilmelidir.

2012 yılından beri yazılarımızda, konuşmalarımızda  ve konferanslarımızda işaret etmekte olduğumuz tehlike bugün bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Kuzey Irak’ta resmileşen Kürt bölgesi, bizi Irak Türkmenlerinden ve Sünni Arap bölgesinden koparmıştır. Bunun müsebbibi 1 Mart 2003 Tezkeresidir. Aynı plan Suriye’de de oynanmak istendi. Kobani (Aynul Arab) yaygarası ile Haseke Kürt bölgesi Aynul Arab’a bağlandı. İkinci adım ise bu bölgeyi de Fırat nehrini aşarak Afrin’e bağlamaktı. Böylece 1200 (330 KM Irak’ta ve 870 KM Suriye’de) Kilometrelik bir tecrit koridoru oluşturulacaktı; bu koridor, Suriye ve Irak Türkmen ve Sünni Arapları ile ilişkimizi kesecekti. Bu sinsi operasyonla aynı zamanda Irak, Şam ve Körfez ülkeleri ile karasal bağlantımızın artık (sözde) suni Kürt devlet(ler)i üzerinden kurulması sağlanacaktı. Fırat Kalkanı operasyonu ile en azından bu komplonun Suriye ayağını hiçe çıkarmıştır.

 

Dicle’nin Batısını Unutmayalım

 

Dicle Türkiye, Suriye ve Irak sınırlarının birleştiği noktadan Irak’a girmektedir. Bu nehir Musul şehrinin ortasından geçmektedir. Dicle nehrinin doğusu fiilen Kürt bölgesidir. Batısı ise Arap, Türkmen ve az sayıda Kürtlerle meskûndur. Ama Irak Kürt Yönetimi resmen bu bölgeyi ilhak etmek istemektedir. Nitekim Barzani’nin açıklamalarına göre ¨IŞİD’tan kurtarılan her toprak Kürdistan’ın (!) parçası olacaktır¨.

 

 

Dicle’nin batısında PKK cirit atarken, PYD de bu bölgeye rahatça girip çıkmaktadır. Mesela Telafer’den Suriye sınırı arasında yer alan Sincar şehri büyük ölçüde bu iki terör örgütünün denetimindedir. Dicle’nin doğusu ise fiilen ve resmen Kürt bölgesi olup Kandil dağını içermektedir. Yani PKK Güney Doğu Anadolu’ya buradan sızmakta ve saldırmaktadır. Komuta merkezi de Kandil dağındadır.

Şu anda Musul’u IŞİD’tan kurtarma operasyonu fiilen başlamakla beraber dar çapta devam etmektedir. Musul’un ve dolayısıyla Dicle’nin doğusunda yer alan köyleri bir ölçüde IŞİD’den temizlenmiştir. En son Kayara ilçesi kurtarılmıştır. Operasyonlarda Perşmergeler, Irak ordusu ve ABD’li uzmanlar yer almaktadır. Ama esas şehir merkezine saldırı başlatıldığında büyük bir kaos olacağı muhakkaktır. Musul iki milyonluk bir şehirdir. Operasyon sırasında göç olursa, ırak Kürt Yönetimi bu göçün kendi toprakları üzerinden olmasını istemeyecektir. Dolayısıyla muhtemelen Suriye üzerinde Türkiye’ye yönelmeleri söz konusu olacaktır. Yani Dicle’nin batısına geçeceklerdir.

 

Ha Telafer Ha Carablus

 

Carablus Türkiye için ne kadar önemli ve stratejik ise Telafer de o kadar hayatidir. 350 bin nüfuslu bu hâlis Türkmen şehri IŞİD’den temizlenirken mutlaka Türkiye devrede olmalıdır. Çünkü şu anda şehirde sadece 30 bin civarında Türkmen kalmıştır. Geri kalan Türkmenlerin çoğu Necef, Kerbela, Kerkük gibi Irak içine ya da Türkiye’nin bazı illerine dağılmışlardır. Şehrin kurtarışından sonra bu kütle Telafer’e dönmezse yerlerine büyük bir ihtimalle PKK ve PYD güçleri yerleşmeye çalışacak ve Suriye’de başlatılan tecrit koridoru düşüncesi Irak’a da uzanacaktır.

O halde Dicle’nin Irak sınırlarına girdiği noktadan itibaren Telafer’e kadar uzanan 60 km.lik bölge Türkiye’nin gündeminde tutulmalı ve bölge Suriye sınırına kadar düşünülmelidir. Çünkü Türkiye’nin güvenliği, Türkmen ve Arap bölgesiyle bağlantısının kurulması ile yakından ilgilidir. Telafer ve civarında yaşayan Türkmen ve Araplarla karasal bağlantı kurmak, ayrıca Körfez ülkelerine uzanabilmek Türkiye için hayati ehemmiyete haizdir.

Böyle bir düşünce Kuzey Irak Kürt Yönetimini reddetme anlamına gelmez. Türkiye Irak anayasasını kabul etmekle, Kürt bölgesini de kabul etmiş sayılır. Ama, Suriye’de yapılmak istendiği gibi Irak’ta da, IŞİD’den boşalan her şehir Peşmergelerin eline geçecek demek olursa, bu kabul edilemez bir emr-i vaki sayılır.

21. Asırda Ortadoğu’da baş döndürücü gelişme ve değişmeler olurken, Türkiye güvenliğini, Türkmenler ve Araplarla olan fiziki bağlantılarını düşünmek zorundadır. Bunun da adı Dicle Kalkanı olacaktır...