Faizin Anlamı (III)


İslam ekonomisinin kurumsal temeli bir kaç ana aşamadan geçerek günümüze gelmiştir. İlk çalışmalar 1940’lı yıllarda Pakistan’da başlamış, 1960’lı yıllarda Mısır’da somutlaşmış ve 1970’li yıllarda devletlerarası düzeye yükselmiştir. Uluslararası I. İslam Ekonomisi Konferansı (1976-Cidde) bu dönemde düzenlenmiştir. 1976’dan sonra ise kurumsallaşma başlamış, hızla yayılmaya başlamıştır. İslam ekonomisinin varlığı bu dönemde İslam merkezli olmayan kişi ve kurumların da dikkatini çekmeye başlamıştır. İslam ekonomisinin kabuğunu kırdığı dönem diyebiliriz bu döneme… Türkiye’de ise bu dönemden 10 yıl kadar sonra (1985) “faizsiz finans kurumları” kurulmuştur.

2000’li yıllardan itibaren ise, teorileşme aşamasının dikkat çektiği, daha genç ve sıkı ekonomi eğitimi almış akademisyenlerce temsil edilen dönemdir. Bu dönemde faizsiz bankacılık enstrümanları artmıştır. Akademisyenler daha fazla bilimsel düşünmektedir ve teoriden güncel konulara yoğunlaşmışlardır. İslam ekonomisi bu dönemde batılı bilim adamları nezdinde de merak uyandırmayı başarmıştır. Nobel ödüllü iktisatçı James Mirrlees'in bir konferansta "özellikle bu son kriz (2008 sonrası yaşanan kriz) gösterdi ki bizim İslami finanstan öğrenmemiz gereken çok şey var" sözü bu gerçeğe vurgu yapar. Gerçekten de 2007 sonunda başlayıp 2009-2010 yıllarında en ağır etkisini gösteren ve halen aşılamamış olan kriz reel sektör merkezli İslam ekonomisine ilgiyi artırmıştır. New York’ta krize nedeniyle yapılan gösterilerde İslam ekonomisine vurgu yapan pankart bile açılmıştır.

Ekonomi konusunda İslam’ın ne dediğinin tesbiti; itirazlara cevap verebilmenin de bir gerekliliğidir. İslam ekonomisi elbette mevcut ekonomik ilişkilerden tamamen bağımsız değildir. Ortak ve farklı noktaların tesbiti önemlidir. İslam ekonomisi, ekonomi bilimini İslami bir perspektiften çalışmayı gerektirir ve onun ayırıcı yönü aşındırılarak ya da yok edilerek “modernize” edilemez. Bu nedenle, İslam iktisadını diğer sistemlerden ayıran temel özellikler aynı zamanda İslam iktisadının özgün yönlerini teşkil etmektedir. Başka bir ifade ile İslam iktisadını özgün kılan, başka iktisadi sistemlerden ayrıştığı noktalardır. Mesela faizin olmadığı bir ekonomik sistem önermesi bu hususların başında gelir.

Kapitalist ekonomi insanı ‘rasyonel’ kabul eder. Bu düşüncenin odak noktası, hangi alternatifin kendisine daha fazla getiri sağlayacağı ile ilgilidir. Ancak İslam ekonomisi bakımından insanın bu düşüncesi sınırsız değildir. Allah neyin kendisi için daha faydalı olduğunun sınırlarını çizmiştir. Örneğin faiz almak rasyonel olarak doğru iken, İslam hukuku bunu yasaklamıştır. Ya da zekât-sadaka vermek ekonomik olarak rasyonel gözükmezken, emredilmiş ya da tavsiye edilmiştir. Hatta bunların malı artıracağı-bereketlendireceği yönünde rivayetler vardır. Salt akıldan hareket edilerek böyle bir sonuç elde edilemez.

İslam hukukunda esas olan akıl değil nakildir. Aklı önceliklediğinizde faizi alıp zekâtı da vermememiz gerekir. Oysa nakil bunları disipline ediyor. Tefekküre çok özel bir önem veren İslam, Kur’an’da pek çok yerde “akılı kullanmayı” tavsiye etmiştir ama, aklı kullanmayı tavsiye eden de yine “nakil”dir. Akıl nakile aykırı olamaz nâkilin yerine ikame edilemez. Var olan teorilerin doğruluğu bu kaynaklar esas alınarak test edilir. Bu çerçevede İslam ekonomisinin belirgin özelliklerinden birisi faiz yasağıdır.

Aslında faiz sadece İslam’da değil, Musevilik ve Hristiyanlıkta da yasaklanmıştır. Faizin 17. yüzyıla kadar, hemen hemen yeryüzünde bütün dinler ve bütün filozoflar tarafından yasak edildiği belirtilmektedir. Ünlü iktisatçı Sir Roy Harrod faiz için, “hayal ve gerçek dışı bir şey” nitelemesini yapmıştır. En ünlü iktisatlılardan birisi olan Keynes ise faize ciddi eleştiriler getirmiş, insanların teşebbüs yoluyla para kazanmalarını tavsiye etmektedir.

Ancak ne yazık ki; bugün faiz kapitalist ekonominin vazgeçilmez bir enstrümanıdır. 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle uygulaması kurumsal olarak sona erdiği kabul edilen sosyalist ekonomiler ise faiz uygulamasına ihtiyaç duyulmamıştır. Kapitalizmin ve sosyalizmin aşırılığını şöyle de açıklayabiliriz. Sosyalizm bireysel ticareti ve faizi yasaklayarak insan tabiatını göz ardı etmiş, kapitalizm ise ikisini de serbest bırakarak insan tabiatından kaynaklanan aşırılıklara sınır koymamıştır. İslam ekonomisi ise ticareti helal, faizi haram kılarak denge oluşturmuştur. Bu şekilde bir taraftan ticaret teşvik edilirken, diğer taraftan bir sömürü aracı olan faizin önü alınmaktadır.

Bu uygulama elbette kendi dinamikleri içerisinde anlamlıdır. Ancak faizin bir ekonomik enstrüman olarak son birkaç yüzyılda yaygınlaşmış olması, bir başka deyişle ekonominin bilim haline gelmiş olmasıyla da izah edilmesi gereken tarafları vardır. Bu dönem aynı zamanda sömürgeciliğin ve köleliğin kurumsallaştığı dönemdir. İslam ekonomisinde faizin yasaklanması hem bireysel hem de kurumsaldır. Devletin böyle bir politika aracının olmaması ve bireysel olarak da muteber karşılanmamış olması, nihai olarak insan modeli ile ilintilidir. Faiz bazen kapitalist ülkelerin bir kısmında tasarrufların ve yatırımların teşviki maksatlı olarak sıfıra hatta negatife dönüşebilmektedir. Elbette bu uygulama faizin olmadığını göstermez ama faizin sakıncalarına dair ipuçlarını da bünyesinde barındırır.

Kapitalist ekonomide insanlar gerçekte olmayan ihtiyaçlar listesine mahkûm edilmekte, bu ihtiyaçların karşılanması mümkün olmadığında kredi almaları yönünde toplumsal telkinlere maruz kalmakta, yüksek faizle karşılıksız borçlandığı için de ödeyemediği paranın ve para sahiplerinin kölesi-bağımlısı olmaktadır. Faiz verenler bakımından ise herhangi bir sorun bulunmamakta, çünkü genellikle bu kurumlar devlet desteğinde ve garantisi altında çalışmaktadırlar. İslam ekonomisin yasakladığı faiz ise kapitalist ekonominin bel kemiğini oluşturmaktadır. Sermayenin güçlü ellerde toplanması için ucuza toplanan fonlar sermayedarlara dağıtılmakta, bu uygulama zenginlerin zenginliklerine zenginlik katmaktadır. Bu aslında geniş toplum kesimlerinin özgürlüklerini zengin kesimlere devretmesinden, diğer bir deyişle kölelikten başka bir şey değildir.  (devam edecek)