Federalizm Başkanlık Sisteminin Olmazsa Olmazı mı?


 

 

Bugünlerde ülkemizde en çok konuşulan konulardan biri, kuşkusuz başkanlık sistemi. Adeta ülke başkanlık sistemi taraftarları ve karşıtları şeklinde ikiye bölünmüş durumda. Ama henüz ortaya konmuş, üzerinde tartışılacak hiçbir metin yok. Metin yok ama herkes konuşabiliyor. Bazıları başkanlık sistemini olmazsa olmaz olarak kabul ediyor. Başkanlık sistemi gelecek ve bütün sıkıntılar bitecek diye bakıyor. Bazıları da başkanlık sistemi gelince eyalet sisteminin geleceğini sanıyor. Amerika’da olduğu gibi eyaletlere mi ayrılacağız, her eyaletin ayrı parlamentosu, ayrı kanunları mı olacak, şeklinde ortalıkta sorular uçuşuyor. Başkanlık sisteminin totaliter sisteme kayabileceği söyleniyor; hatta zaten başkanlık sisteminin bunun için amaçlandığı iddia ediliyor.

Tartışmalar farklı mecralara çekilse de, aslında üzerinde tartışılan konu devlet denilen aygıtın nasıl örgütleneceği. Konu bu olunca, yazıya önce devletin ne olduğu ile başlamak gerekiyor. Tarih boyunca birçok devlet tanımı yapılmıştır. Devletin ortaya çıkışı, işlevi ve geleceği hakkında sayısız felsefi çözümlemeler yapılmıştır. Bizim geleneğimizde devlet, her şeyin üstündedir. Bizim için asıl olan devlettir. Biz, devlet ebet müddet geleneğinden geliyoruz. Ama enteresandır, tam tersi, insanı önceleyen bir inanç sistemine sahibiz. Batıda ise devlet konusunda hayli mesafeli yaklaşımlar söz konusu: Örneğin Thomas Hobbes, devleti canavara benzetmiştir. Max Weber, devletin meşru şiddet kullanma aracı olduğunu söyler.[1] Tom Paine, devlet, gerekli bir şeytandır diyor.[2]

Bu uç değerlendirmelerden öte bir tanım yapacak olursak; devlet, ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı içinde oluşturdukları tüzel kişiliktir. Bu tanıma göre, insan (halk veya millet), egemenlik ve ülke, devletin unsurlarını oluşturmaktadır. Tüzel kişiliğin organları ise, yasama, yürütme ve yargı erkleridir.

 

1. Üniter Devlet – Federal Devlet Ayrımı

Devlet sistemlerinin ve bunların işleyişlerinin kuşkusuz ülkelerin sosyal sistemi ve yapısıyla çok yakından ilişkisi vardır. Bu bakımdan tamı tamına birbirine benzeyen iki devlet örneği bulmak imkânsız gibidir. Ancak yine de, üniter devlet - federal devlet ayrımı, en çok başvurulan sınıflandırma yöntemlerinden biridir.

Üniter devlet, devletin, ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösterdiği devlet şeklidir.[3] O halde, üniter devleti, devletin unsurlarında ve organlarında teklik özelliğiyle tanımlayabiliriz. Dünya devletlerinin büyük çoğunluğu üniter devlettir. Örnek olarak Azerbaycan, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore, Fransa, Finlandiya, Portekiz, Polonya, Romanya, Tunus, Türkiye ve Yunanistan’ı sayabiliriz.

Birleşik devlet, iki veya daha çok devletin sıkı veya gevşek bağlarla birleşmelerinden meydana gelmiştir. Bu tür devletlerde, yasama, yürütme ve yargı organlarına sahip ayrı devletler vardır. Bileşik devletlerde yürürlükte birden fazla anayasa, birden fazla hukuk düzeni bulunur. Birleşik devlet çeşidinin en yaygın olanı federal devlettir. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Kanada, Avusturya, İsviçre, Avustralya en bilinen federal devletlerdir. Rusya Federasyonu’nu da bu grup içinde gösterebiliriz.

Üniter devlet ile federal devlet arasındaki farkları ana başlıklar itibariyle şu şekilde özetlemek mümkün:[4]

 

ÜNİTER DEVLET

 

FEDERAL DEVLET

Tek devlet var.

Devlet Sayısı

Bir federal devlet ve birden çok federe devlet var.

Tek bir hukuk sistemi var.

Hukuk Düzeni

Bir federal hukuk sistemi ve birden çok federe hukuk düzeni var.

Tek yasama, tek yürütme ve tek yargı organı var.

Devlet Organları

Federal yasama, yürütme ve yargı organları ile ayrı ayrı federe yasama, yürütme ve yargı organları var.

Merkezî idare ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı kanunla yapılır.

Yetki Paylaşımı

Federal devlet ile federe devletler arasındaki yetki paylaşımı anayasayla yapılır.

 

Federal devletler, ya birleşme yoluyla, ya da ayrılma yoluyla oluşur. Birleşme yoluyla federalizmde; birbirlerinden bağımsız olan üniter devletler, bir araya gelerek federal devlet oluştururlar. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri ve İsviçre Federal Devleti, birleşme yoluyla kurulmuş federal devletlerdir. Ayrılma yoluyla federalizm ise; üniter nitelikte olan bir devletin bölge veya il gibi birimlerinin ayrılmak isteyerek, bağımsız devletler kurmak yerine, federe devlet haline gelmeyi tercih etmeleridir. Örneğin, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun 1918 tarihinde dağılmasından sonra Avusturya, federal devlet haline gelmiştir.[5]

Buraya kadar yapılan değerlendirmeler açıkça göstermektedir ki, bir devletin üniter yahut federal oluşu, o devleti oluşturan unsurlarla ilgili bir durumdur. Üniter ya da federal yapılanmanın, devletin demokratikliği ile doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır.

 

2. Başkanlık Sistemi

Demokratik olma durumu, daha çok vatandaşların, devlet organizasyonu veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olup olmadığıyla ve devlet organlarının (yasama, yürütme ve yargı) yetki kullanımlarıyla ilgilidir. Demokratik devlet sistemlerini, anayasalarda ve uygulamalarda birtakım farklılıklar göstermekle birlikte, üç ana başlıkta toplamak mümkündür; meclis hükümeti sistemi, parlamenter sistem ve başkanlık sistemi.

Bu üç demokratik devlet sistemi içinde daha da demokratik olan hangisidir diye bir soru sorulduğu takdirde, bu sorunun cevabının, devleti oluşturan organların güç dağılımlarına göre verilmesi daha doğru olacaktır. Meclis hükümeti sisteminde demokratik kuvvetlerin karışımı, parlamenter sistemde yumuşak (esnek) kuvvetler ayrılığı ve başkanlık sisteminde ise sert ya da katı kuvvetler ayrılığı söz konusudur. Dolayısıyla diyebiliriz ki bu üç demokratik sistemde de kuvvetler ayrılığı söz konusu olmakla beraber, meclis hükümeti sisteminde yasama erki, parlamenter sistemde yürütme erki daha belirleyicidir. Başkanlık sisteminde ise güçlerin dengeli dağılımı söz konusu olup, biri diğerine göre daha belirleyici değildir.

18. Yüzyıl’a gelinceye kadar, kuvvetler ayrılığı teorisi değişik düşünürlerce işlenmiştir. Fakat bugün, kuvvetler ayrılığı dendiğinde akla ilk gelen düşünür Montesquieu'dür. Montesquieu, önünde engel olmazsa her yöneticinin yetkilerini aştığının, özgürlükleri çiğnediğinin ve sınır tanımadığının yığınla örnekte görüldüğünü belirtir. Montesquieu’ye göre, anayasada öyle bir mekanizma yaratılmalı ki, her güce karşı bir güç olsun. Güç gücü durdursun. Güç, gücü durdurmazsa, yetkiler kötüye kullanılır.[6] Montesquieu görüşlerini, İngiliz sistemini inceleyerek oluşturmuş olsa da, Amerikan başkanlık sistemi, onun ileri sürdüğü sisteme daha uygun düşmektedir. Dolayısıyla Amerikan örneği başkanlık sisteminin, bünyesinde barındırdığı katı kuvvetler ayrılığı nedeniyle, diğer sistemlere göre daha üstün ve daha demokratik olduğunu söyleyebiliriz.

Parlamenter sistemle başkanlık sistemini kuvvetler ayrılığı açısından karşılaştıracak olursak:

a) Parlamenter sistemde devlet başkanı ve başbakan ayrı kişilerdir. Başkanlık sisteminde ise devlet başkanlığı ve başbakanlık tek kişinin uhdesinde birleşmiştir.[7]

b) Parlamenter sistemde kabine parlamento içinden oluşturulur, parlamento güç odağıdır. Başkanlık sisteminde ise yasama organı üyeleri, yürütme organı içinde görev yapamaz. Yasama, yürütme ve yargı biri diğerinden daha güçlü değildir. Güçler organik olarak ve dengeli bir biçimde birbirinden ayrıştırılmıştır.[8]

c) Parlamenter sistemde hükümet, parlamento çoğunluğuna dayanmak zorundadır. Başkanlık sisteminde ise başkanın partisi, mecliste çoğunluğa sahip parti olmayabilir.

d) Parlamenter sistemde siyasi sorumluluk söz konusudur. Bakanlar attıkları imzalardan sorumludur. Başkanlık sisteminde ise başkan, bakanların eylemlerinden de suçlandırılıp cezalandırılabilir.[9]

e) Parlamenter sistemde cumhurbaşkanı yasaları bir daha görüşülmek üzere parlamentoya gönderebilmektedir. Parlamentoya geri gönderilen yasanın, aynı şekilde tekrar kabul edilmesi, o yasanın yürürlüğe girmesi için yeterlidir. Başkanlık sisteminde ise başkan, yasaları veto edebilmektedir. Veto edilen yasanın yürürlüğe girebilmesi için bu defa 2/3 çoğunlukla kabul edilmesi gerekir.[10]

f) Parlamenter sistemde parlamento hükümeti düşürebilir. Başkanlık sisteminde ise meclis, başkanı düşüremeyeceği gibi, başkan da meclisi feshedemez.[11]

Burada ayrıca, kuvvetler ayrılığının yanı sıra, Amerikan siyasi partiler sisteminin de başkalık sisteminin başarısında önemli bir payı olduğunu belirtmek gerekir. Amerika'da başkanlık sistemi, uzlaşma kültürü üzerine kurulmuştur. Bu uzlaşmacı yapı, siyasi partilerin oluşumunda da belirleyici olmuş ve sonuçta ortaya gevşek disipline sahip iki siyasi parti çıkmıştır. Ancak bu parti sistemi, İngiltere'deki çift parti sisteminden farklıdır. Bir kere Birleşik Devletler’de faaliyette bulunan Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Parti’nin programları birbirinden çok farklı değildir. Bu nedenle bazı düşünürler Amerikan parti sistemini, tek parti sistemi olarak ifade etmişlerdir. İkinci olarak, iki partinin de parti disiplini çok zayıftır. Bu nedenle Birleşik Devletler'de disiplinsiz partilerden söz edilir. Birbirleriyle bağlantılı olan bu iki özellik, başkanlık sisteminin işleyişini kolaylaştıran ve parlamenter sisteme dönüşü engelleyen çok önemli iki özelliktir.

Dikkat edilirse bu özellikler, devletin unsurlarına ilişkin ve federalizme mahsus özellikler değil, devletin organlarına ait özelliklerdir. Dolayısıyla şunu açıkça söyleyebiliriz ki, bu özelliklere sahip federal bir devlet olabileceği gibi, pekâlâ üniter bir devlet de olabilir. Bu durum ülkeyi, totaliter bir ülke yapmaz, aksine daha demokratik bir ülke haline getirir.

Konunun uzmanları sanki söz birliği etmişçesine, Amerikan başkanlık sisteminin başarısını, sistemin özünde mevcut olan “fren ve denge” mekanizmalarıyla ve Amerikan toplumunun sahip olduğu uzlaşmacı kültürle ilişkilendirmektedir. Bu bakımdan, toplumumuza egemen olan çatışmacı kültürün, ülkemizde başkanlık sistemi uygulamasında önemli bir handikap oluşturacağı söylenebilir. Ülkemizde başkanlık sistemine getirilen eleştirilerin en dikkate değer olanları; sistemin totalitarizme dönüşme ihtimali ile uzlaşma gerektiren anlarda sistemin kilitlenerek kriz üretme riskidir. Kanaatime göre sistemin totalitarizme dönüşmesini engellemenin yolu, kuvvetler ayrılığının iyi kurgulanmasında yatmaktadır. Yasama, yürütme ve yargının birbirlerini kontrol etmeleri ve birinin yetki aşımında diğer ikisinin fren görevi yapabilmesi gerekir. Ülke olarak hayırcılar ve evetciler şeklinde ayrışmaktan öte, sistemin nasıl kurgulanacağı konusunu tartışmamız gerekmektedir. Sistem nasıl kurgulanırsa, Güney Amerika ülkelerindeki başkancı sistemlere dönüşmez? Sistemin kilitlenmesi, hangi “fren ve denge” mekanizmalarıyla önlenebilir? Mevcut katı parti disiplinleri nasıl daha yumuşak, daha demokratik bir hale getirilebilir? Bu ve benzeri sorulara cevap aramamız gerekmektedir. Bunun için de öncelikle üzerinde tartışılacak bir metin olması, metinin de gerçekten konunun uzmanları tarafından tartışılması gerekir.

 

Kaynakça:

Bakırcı, F. (1994). Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, Meclis Hükümeti Sisteminin Karşılaştırması ve Türkiye Örneği. Ankara: TBMM Yasama Uzmanlığı Tezi.

Gözler, K. (2004, Mayıs 15). TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ [www.anayasa.gen.tr]. http://www.anayasa.gen.tr: http://www.anayasa.gen.tr/uniter-bilesik.htm adresinden alındı

Schroeder, R. C. (tarih yok). An Outline Of American Government. United States Information Agency.

Tokmakoğlu, G. (2013, Kasım 30). Tarihin Muhasebesini Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği. https://muttakilik.com/: ttps://muttakilik.com/tarihin-muhasebesini-yapmanin-dayanilmaz-hafifligi/ adresinden alındı

Vikipedi. (2016 , Mart 29 ). Federasyon. Vikipedi, özgür ansiklopedi: ttps://tr.wikipedia.org/wiki/Federasyon adresinden alındı

Vikipedi. (2016, Mayıs 21). Devlet. Vikipedi, özgür ansiklopedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Devlet adresinden alındı

 


[1] (Vikipedi, Devlet, 2016)

[2] (Tokmakoğlu, 2013)

[3] (Gözler, 2004)

[4] (Gözler, 2004)

[5] (Vikipedi, Federasyon, 2016 )

[6] (Bakırcı, 1994, s. 13)

[7] (Bakırcı, 1994, s. 60)

[8] (Schroeder, s. 34)

[9] (Schroeder, s. 25)

[10] (Bakırcı, 1994, s. 64)

[11] (Bakırcı, 1994, s. 66)