Latin Amerika’da Popülizm Krizi


Bugünlerde Latin Amerika kaynayan bir kazan. Bir “boom” olayı var ama bu edebi -1970’lerde olduğu gibi- değil politik. Kaynayan kazanı neresinden tutalım ki politik bir analiz girişimi için doğru bir ağırlık noktası olsun..? Doğrusu bu oldukça zordur, Latin Amerika araştırmalarının az ve sığ olduğu Türkiye’de ise zorun da zoru. Asgari bir bilgi setine ihtiyacımız var ama en tasarruflusu bile bizi bir kitap oylumuna götürür. Bastıran günceli de hesaba katarsak şimdi fenomenolojik yaklaşım bir çıkar yol gibi görünüyor.

 

Boliyva’da Olan Biten

Güncel, Bolivya’da yaşananlar. Burada son başkanlık seçimlerinin hemen ardından ordu bir bildiriyle seçimi kazandığını ilan eden Evo Morales’i istifaya davet etti. Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) Genel Sekreteri Luis Almagro da seçim sonuçlarının açıklanmasında şaibe olduğunu ileri sürerek bunu destekledi. Bu esnada Morales’in seçimlerdeki rakibi, Comunidad Ciudadana (Şehirliler Topluluğu) lideri Carlos Mesa ve ülkenin zenginler şehri Santa Cruz’da tam bir Evo muhalifi olan sağcı politik aktivist işadamı Luis Fernando Camacho’nun örgütlediği kitleler protesto eylemlerini gerçekleştirdiler. Sonucu biliyoruz: Evo Morales Meksika’ya iltica etti. Bunun hemen ertesinde muhalifler çantalarından geçici bir başkan çıkardılar: Senatör Jeanine Anez. Bayan Anez Bolivya parlamentosuna elinde koca bir İncil’le geldi. Elde bu İncil konuşması bir yana bunun sembolik anlamı üzerinde düşünmek gerekir. İlân edilmek istenen şuydu, tüm kıtada olduğu gibi Bolivya’da da 1980’lerde başlayan modern dönemlerin ikinci indigenismo (yerli hareketi) dalgasının sona erdiği. Luis Fernando Camacho’nun şu sözleri de ibretlikti: “Pachamama bir daha Bolivya Başkanlık Sarayı’na dönmeyecek”.

 

Biraz Antropoloji

Pacha Mama (ya da Mama Pacha), Peru, Bolivya ve Arjantin’in kuzeydoğusundaki yerlilerin -İnka kolları olan Quechua ve Aymaralar- inanç sistemlerinde önemli bir kavram. “Pacha”, Quechua dilinde evren, dünya, zaman, yer/yeryüzü/toprak anlamında, “mama” ise İspanyolca “madre” (ana) sözcüğünden geçmiş. Şu halde Pachamama’yı “Toprak Ana” diye anlayabiliriz. Nimetler ondandır ve her yıl Ağustos’un birinci günü bu halklar törenlerle ona şükranlarını sunarlar. Ayrıca “Tata İnti” (Güneş Ata/Baba) var, onun töreni de 21 Haziran’da yapılır. “Sumak Kawsay” ise Bolivya’da sözlü gelenekte bir öğretidir. (Birçok araştırmacıya göre Latin Amerika yerli halklarının çoğunda izleri görülmektedir.) Sumak Kawsay “İyi Yaşam” anlamındadır ve beş temel prensibe dayalıdır: Bilgi ya da bilgelik olmadan hayat olmaz (Tucu Yachay); hepimiz toprak anadan geliyoruz (Pacha Mama); hayat sağlıktır (Hambi Kawsay); hayat müşterektir (Sumak Kamanya); hepimizin bir ülküsü (bir mefküresi) ya da bir düşü vardır (Hatun Muskuy). Morales karşıtı beyaz aristokratik tabaka ve sömürgecilerin kıtada doğmuş çocuklarının silsilesi olan creoller (daha çok orta sınıfı oluştururlar) gösterilerinde bu geleneği aşağılayan söylemlerde bulunmuşlardır.

 

Evo Morales ve Öğreti

Kıtada 1980’lerin sonunda indigenismonun yadsıma, inkâr kültürü ve sosyal eşitsizlik karşısında yeniden kabarmasıyla bu kavramlar da siyasete girdi. Meclislere taşındı. Diktatörlük dönemi ve onun ardından gelen neoliberal hükümetlerde Latin Amerika katolisizminin söylemleri egemendi. Evo Morales 2006 seçimlerinde Bolivya Devlet Başkanı olarak seçildiği sıra bir Fransız gazeteciye verdiği röportajda seçim kampanyasını Kolomp öncesinin büyük İnka imparatoru Tawantinsuyu’nun öğretisiyle yürüttüğünü söylemiştir. Gazeteci onun bu başarısının altında marksizmi iyi bilmesinin yattığından dem vurarak sormuştur sorusunu. Ne denir, cevabını da almıştır. Tawantinsuyu (doğu, batı, kuzey, güney dört yöndeki İnka topraklarının hükümdarı anlamında) İnkaları birleştirerek adil ve eşitlikçi -bir anlamda da presosyalist- bir düzen kurmuştur.             

 

Evo’nun İlk Gelişi

Evo Morales, ülkede ekonomik, sosyal ve siyasal olarak çok çalkantılı bir dönemin sonunda iktidara gelmişti. 2000-2005 yıllarını kapsayan bir dönemdi bu.  Neler olduğunu hatırlayalım: İlkin 2000 Nisanına gidelim; o tarihti ülkenin önemli şehirlerinden Cochabamba’da çıkan “Aguas del Tunari” kaynak suyu Bechtel adlı uluslararası bir şirkete peşkeş çekilmek isteniyor. Buna karşı protestolar örgütleniyor ki ülkede neoliberal politikalara karşı ilk güçlü çıkış olarak tanımlanabilir. 2003 Şubatında ise -Başkan Sanchez de Lozada dönemidir- yükselen etnik tansiyon sonucu gösteriler alıp başını gidiyor. Dört yılı bulan ekonomik çöküş özellikle yerlileri canından bezdirmiştir. Çeşitli günlerdeki protestolarda 30 kişi yaşamını yitiriyor. Ekim ayında adeta iç savaş koşullarını andıran bir kargaşa ortamı vardır artık. Başkent La Paz’daki gösterilerde ölü sayısı 80 kişidir. İpler Başkan Yardımcısı Carlos Mesa’nın eline geçer. Mesa, Bolivya doğal gazının ihracını kendi kontrolüne almak için, bir özelleştirme referandumuna gider. Sonuçları hile ile lehine çevirir. Ardından kendini -seçim dışı yolla- başkan seçtirir; Kongre darbesi yapar. Doğal gaz yolsuzluğu alır yürür. 2005 Haziranında Bolivya Başkanlık Sarayı’nın karşısında Bolivya gaz endüstrisinin ulusallaştırılmasını isteyen 80 bin kişilik gösterici topluluğu vardır. Mesa, Murillo Meydanı’ndaki başka bir saraya kaçar. Protestocular La Paz’ın sokaklarına hâkim olur. Parlamento ve Senato’nun olduğu binaya girilir ve Eduardo Rodriguez Başkanlığa getirilir. (1967 doğumlu Bolivyalı yazar Edmundo Paz Soldan, Palacio Quemado (Yanık Saray) adlı romanında bu olayları anlatır.) Rodriguez iç savaşı önler ve Aralık ayında seçimlerin yapılacağını ilân eder.

 

Bolivya’da Ekonomi ve Kaynaklar

Bolivya’daki ekonomik çöküntü dönemi aslında 8 yılı kapsamaktadır; 1997-2005 arası. Bu dönemde 3.9 büyüme görülse de bu, Mesa’nın doğal gaz ihracından gelir daha çok. Bu büyümeye rağmen ülkede kişi başına düşen gelir, 2004 rakamıyla 2.600 USD’dir. İspanya’nın El Pais gazetesinin seçimlerden bir gün sonraki değerlendirmelerinde ilân ettiği bu rakam ‘iyimser’di. Dünya Bankası’na göre ise yerlilerin %74’üyle, beyaz ve yerlilerin %53’ü için bu rakam 740 Euro idi.

Kıtanın ikinci doğal gaz rezervinin Bolivya’da olduğunu da belirtelim. Bolivya’da Repsol (İspanya-Arjantin), Total (Fransa), Petrobras (Brezilya), British Potroleum (İngiltere), Exxon Mobil (ABD), Pluspetrol (Arjantin) adlı petrol şirketleri faaliyet göstermekte. Bunlardan Repsol Bolivya’nın doğal gaz ihracında en büyük paya sahiptir. Şirketin başkanı Antoni Brufau’nun Evo Morales’i o zaman gecikmeden kutlaması dikkate değer.

Boliya’da bir de coca meselesi vardır. ABD öteden beri orada, uyuşturucuyla mücadeleyi bahane ederek,  binlerce hektarlık coca tarımını engellemeye çalışmaktadır. O zaman da derdi gücü bu coca bitkilerinin sökülmesidir. Morales kampanyasında “sökmeden uyuşturucuya karşı mücadele” sloganıyla hareket etti ve -legal olsun illegal olsun- coca ekicilerinin desteğini kazandı.

 

Ah Şu Çürüme!

Şimdi bunlar kulağa hoş geliyor, lakin Evo Morales Bolivya’ya vadettiği iyi yaşamı getiremedi. O, indigenismo, sol Bolivarcılık, yerlisi yabancısıyla (yerli Jose Carlos Mariategui, yabancı Gramschi) sosyalist düşünceler ve Meksika’da yaşayan (doğ. 1943 Rotenburg) Alman sosyolog ve politik analizci Heinz Dieterich Steffan’ın ortaya attığı ve özellikle Venezüela’da uygulamaya çalıştığı “XXI. Yüzyıl sosyalizmi”nin karışımıyla politikalar geliştirmeye çalıştı. 13 yıllık iktidarının sonu, maalesef, popülizm krizine gelip dayandı. Bolivya’da sonu kötü biten bir devlet ve popülist parti çekişmesi hikâyesi yazıldı. Ekvator’da Correa, Şili’de Michelle Bachelet, Brezilya’da Lula ve Dilma Rousseff, Arjantin’de Cristina Kirchner, Peru’da Alan Garcia vb. deneyimlerde olduğu gibi. Bu ülkelerde sol tandanslı doktrinler -sosyolojileri, gelişmişlik düzeyleri hesaba katılarak- farklı olsa da varılan nokta aynı oldu. Önce iyileştirmeler, ardından sosyal, ekonomik ve politik dönüşümün konsolide edilemediği istismar, yolsuzluk, yani çürüme süreci. Çürümenin temel ittifaklardaki kırılmayla ortak gitmesi yüzünden kitle desteği yitirildi ve bunun sonucunda da rövanşlar geldi.

 

Kıtada Popülizm; Yöntem ve Karakteristiği

Latin Amerika’da popülizm krizi olan biten her şeyi açıklamasa da büyük bir geçmişten gelen çelişkileri çözüme kavuşturacak politikaların geliştirilmesinde, ortaya konanların da sürdürülememesinde önemli bir engeldir.

Kıtada popülizm bugüne ait bir mesele değildir. Soğuk savaş döneminde başlamıştır. Bunun iki tipi vardır: A) Egemen sınıfların kitlelere hegemonyasını kabul ettirmek yolunda yapılan. B) Egemen sınıfların demokrasiyi ve sosyalizmi gerek şart olarak kabul etmeleri için işçi ve köylü hegemonyasını dayatma yolunda yapılan. Bunlardan birinin sağ, öbürünün sol olduğu anlaşılmaktadır.

Sağ popülizm, muhafazakâr modernleşme, ekonomik dünyevileşme ve Katolik geleneklerin bireşimiyle, ulusal-halkçı uyum da gerçekleştirmeye çalışarak bir tarzı siyaset ortaya koyar. Burada da, sol tarafta olduğu gibi karizmatik liderler söz konusudur.

Sol popülizmin karakteristiğindeki öğelere bakalım:

. Geleneksel seçkin kesimden gelmeyen ve gücünü temerküz ettirmiş bir lider.

. İcraatı olmayan ulu orta bir söylem.

. Sistem ve önceki anti-oligarşik elitle kopukluk.

. Toplumsal kutuplaşma ve keskin dost-düşman tanımlamaları.

. Başkan ile halk arasında, ortamına aldırmadan doğrudan diyalog.

. Seçimlere ve danışıma boş verecek şekilde halk yardımları.

.Yoksul ve marjinal kesimlerden halk hareketini öne çıkarma.

. Demokratik kurumların zayıflatılması.

. Kendine ait politik sembol ve işaretlerin icat edilmesi.

 

Latin Amerika’da Sol ve Devrimci Mücadele

Hattızatında Latin Amerika solu ideolojik olmaktan çok bir temalar karışımıdır. Neler yoktur ki; sömürgeci dönemde yerli kahramanlar ve onların destanları, bağımsızlık hareketleri döneminde creol önderler (en başta Simon Bolivar), anayasal düzen kurmak isteyen papazların mücadelesi, Nuestra Amerika (Bizim Amerikamız) şiarıyla Jose Marti’nin mücadelesi, toprak ve yaşam mücadelesinde köylü kalkışmaları (Pancho Villa ve Zapata), Amerikan emperyalizmine karşı Cesar Sandino hareketi, maden işçileriyle Joaquin Murieta isyanı, El Salvador aşkınlığı (Frabundo Marti Cephesi), Meksika ve Peru’da APRA (Alianza Popular Revolucionora Americana-Amerikan Devrimci Halk Birliği) partisi, Kolombiya’da papaz Comilo Torres’in başlattığı fokoculuk, Honduras köylü hareketi, peronizmin sol yorumu, Che Guevara mitosu, “yoksul İsa” şiarıyla özgürlük teolojisi, Paulo Freire’nin özgürleşme ve insanileşme pedogojisi vb.

Kıtada marksizmin etkisini es geçemeyiz; 1920’li yıllarda bir dalga var, 1959 Küba Devrimi’nden sonra bir dalga daha. Ama ne kadar marksist yorum yapılırsa yapılsın devrimci ütopya hep aslına rücu etmiştir: İnançtan başkaldırıya-sonra tekrar inanca. Yani Latin Amerika devrimci geleneği, mitoslarıyla, temalar karışımıyla, anlatılarıyla, tinselliğiyle, -kimi de dinle: dinsel ve politik logos içiçeliği- ve dahi sol popülizmiyle -ne de olsa dayandığı praksis vardır-  sömürüyü toplumun maddeci analizinde temellendiren marksizmi aşmıştır.

   

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA