Seçmenlerin Seçimi


Son aylarda, sürekli seçim konuştuk. İstanbul Büyükşehir Belediyle Başkanlığı seçimleri en fazla tartışılan gündem maddesiydi. Televizyon kanallarında her gün saatlerce bu konu konuşuldu. Bilhassa Yüksek Seçim Kurulu’nun iptal kararından sonra. Bazılarını izledim, yararlı birkaç kelime yakalarım umuduyla. Duyamadım. Bu kadar aşırı enformasyon sağanağı altında işe yarar birkaç damla laf sarf edilmiş olsa bile, orada buhar olup uçmuştur.

Televizyon konuşmaları ile seçmen tercihleri arasında oldukça narin bir ilinti var: Bu ilintinin adı mantıksal tutarsızlık. Şunu demek istiyoruz: Televizyon programlarında analitik ve mantıksal olarak tutarlı bir fikri bütünlük dile getirmek mümkün değildir. Dolayısıyla fikir özgürlüğü kapsamına girmesi mümkün enformasyon yayınlayan bir aygıt değildir televizyon. İzahı çok basit: Diyelim ki, kendi içinde mantıksal tutarlılığı ve bütünlüğü olan bir fikir dile getiriyorsunuz. Bir öncülümüz var, “insanlar ölür”. Bu öncülden çıkarımda bulunarak, “Sokrat insandır” kanıtını ileri sürüyorsunuz. Artık bu öncül ile kanıtı ileri sürüldükten sonra, her kim olursa olsun ve her nerede olunursa olunsun sonuç asla değişmeyecektir: “Sokrat da ölür”.

Mantıksal tutarlılığın ve bütünlüğün objektivitesi tam olarak bu ilkeden kaynaklanır. Yani ortaya çıkan sonucun şu kişiye, o kuruma, bu cemiyete, buradaki ideolojiye, şuradaki siyasal düşünceye v.b. göre değişmesi mümkün değildir. Öncül ve kanıta itiraz edilemiyorsa, sonuca da itiraz edilemez. Biz buna analitik fikir diyoruz. Elbette tersine sentetik de olabilir ama illaki ortaya atılan fikirde bir insicam ve silsile olmak zorundadır.

Bu tür analitik ve sentetik, yani hepimizin ve her türden tarafgirin uzlaşabileceği sonuçlara ulaşılan fikirlerin dile getirilmesine televizyon programları neden müsait değildir?

Şundan: Siz öncüllerden söz ederken televizyon izleyicisi başka bir kanala geçmiş olabilir. Siz tam iddialarınız ile ilgili kanıtları sıralarken, sizin programınızı izlemeye başlayan izleyici, iddiaların neler olduğunu bilmediği için, kanıtları saçma bulacaktır. Ne anlattığınızı asla kavrayamayacak ve dolayısıyla konuşmanıza ilgi göstermeyecektir. Hatta herkesin uzlaşabileceği sonuçları siz dile getirirken, izleyici aksine kafa karışıklığına sürüklenecektir. Programı o anda izlemeye başlayan izleyici, öncül ile öncülden zorunlu olarak çıkartılan kanıtları duymadığı, bilmediği anlamadığı için; “Sokrat, ölüm ne alaka? Niye ölmüş? Neden cinayet konuşuyorlar?” gibi, sınırsız vesveseye kendisini kaptıracaktır. Dahası, programınızın fanatik izleyicileri açısından bile böyledir. Konuşmacı konuşmasının anahtar sözcüğünü açıklarken, izleyicinin o an telefonu çalmış olabilir, belki çayını doldurmaya kalkmış ya da kapıcıya sipariş vermeye çıkmış olabilir. Kısacası, televizyon programlarında, belirli bir mantıksal tutarlılığa ve insicama göre konuşan konuşmacının konuşması hiçbir şekilde cazip değildir. Hiçbir programcı, izleyiciyi izlediğine pişman eden bir konuşmacı ile program yapmak istemez.

Raiting için elzem olan şudur: İnsanlar mutlaka, taraftarlar halinde kategorize edilmeli. Her kategori karşıt kategoriye vaziyet almalı. Taraf    lar gergin yay gibi gerilmeli. İnsanların hırs ve hınçları tahrik edilmeli. Ortadan konuşan konuşmacılar, tıpkı maç yöneten hakemlerin holigan küfürlerine maruz kalması gibi aşağılanmalıdır. Programı izleyen izleyici, hem maç izler gibi tartışmaları izleyip tepkiler vererek deşarj ve tatmin olmalı hem de kendi fanatizmine destek ve takviye görüp,  kanaat, tutum ve inancı meşrulaştırmalıdır. Bu yüzden televizyon programlarına çıkan her konuşmacı ne denli parlak sloganlar atabiliyorsa, ne kadar tarafları tarafgir yapabiliyorsa ve izleyicinin deşarj ve tatmin eğilimlerini ne denli dolayımlayabiliyorsa, o kadar makbul ve muteber konuşmacı sayılmaktadır. Zinhar analitik veya sentetik bir konuşma yapılmaması icap etmektedir. Aksi takdirde programın raitingi yerlerde sürünür.

Biraz karmaşık olmakla birlikte seçmenin seçimleri yani siyasal tercihleri ve oy verme davranışı da aynen böyledir.

Seçmenin seçimlerinde tahkikata, muhakemeye ve muhasebeye dair bir emare aranmaz. Dolayısıyla siyasal oylamaları, genellikle, reşit ve mümeyyiz bir bireyin rasyonel tercihi olarak tanımlamak mümkün değildir.

Bu biraz karmaşık bir süreç. Ama mutlaka anlamamız gerekir. Özellikle siyasal partilerin uzman kadroları, bilhassa da onlara yağlı bütçelerle iş yapan ticaret erbabı bu süreci anlamayı çok isteyecektir. Aynı zamanda da konu, siyasal katılımla ilgilenen akademisyenlerin de ziyadesiyle ilgi alanına girmektedir.

Bize göre bu süreç, birkaç etap halinde anlaşılabilir. Yani müteakip birkaç yazı ile konuyu analiz edeceğimiz sözü üzerinde akitleşebiliriz. Bununla birlikte bu etapları aştıktan sonra elde edeceğimiz sonuçları şimdiden sunabiliriz:

Seçimler söz konusu olduğunda, bugünün pek çok seçmeni ve bilhassa 18-35 yaş arası seçmen kitlesi nezdinde:

  • boş zamanlarını geçirmek için devasa AVM’lerde gezinmekten,
  • “ayna benlik” umuduyla dijital medya mecralarında ‘fink’ atmaktan,
  • sanal alemlerin ışıltısı gözlerini kamaştırsın diye internette sörf yapmaktan,

seçimlerde oy kullanmanın ve siyasal tercihte bulunmanın hiçbir farkı yoktur.

Heves aynı hevestir ve pek çok seçmen kitlesi sandık başına tam da böyle bir hevesle gitmektedir. Bu yüzdendir ki, seçim kampanyaları panayır, karnaval havasında organize edilir. Dolayısıyla sözü edilen alanlar (domain) ya da platformlardaki tüketim ve kullanım tercihlerinde, insanlar,  ne denli mantıksal tutarlılıkla davranış ortaya koyuyorsa, muhakeme ve muhasebe yetilerini bu tür alanlarda ne kadar kullanıyorlarsa, seçimlerde oy veren seçmenlerin de pek çoğu, siyasal tercihlerinde o kadar rasyonel davranmaktadır.

Dile getirdiğimiz sloganvari bu tespitlerimizi elbette analiz edeceğiz. Ama okurlar sakın, “göbeğini kaşıyan adam” tasavvuru dile getireceğimizi zannetmesin. Tam tersine, göbeğini kaşıyan adamın aslında, son derece isabetli siyasal tercihler ortaya koyduğu iddiası dile getirilmek istenmektedir. Bir zamanların göbeğini kaşıyan köylüsü, siyasal tercihleri sayesinde pozisyon ve statülerini değiştirebildiklerini deneyimledikleri için, bugün, daha bilinçli ve ihtimamlı siyasal tercihler ortaya koymaktadır. Bilinç ve ihtimam yoksunu siyasal tercih, tam da, bu tür deneyimlerden yoksun kitlelerin siyasal davranışlarında gözlemlenmektedir.

Bunun nasıl olduğunu önümüzdeki günlerde tetkik etmeye çalışalım.