Üsküplü Hafız İbrahim Efendi ( 1890-1972 )


 

(Hafız İbrahim Efendi’nin bir torunu olarak onun hayatını yazman benim için bir şereftir. Bu vesileyle merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.)

 

Merhum Hafız İbrahim Efendi, 1890 yılında Üsküpte doğdu. Osmanlı Devleti’nin sonlarında Üsküp’ün Çayır semtinde bulunan Mehmet Paşa Camii’nin avlusundaki medresede (günümüzde mevcut değildir ) müderris olarak görev yapan İdris Salih Efendi’nin oğludur. Annesi Habibe hanımdır. İdris Efendi ve Habibe Hanımın Muhammed ve İbrahim adında 2  erkek ve bir de kız evladı olur.

Bir genç olarak Hafız İbrahim Efendi ilk evliliğini yapar ve ilk evliliğinden 1 kızı olur. İlk hanımının vefatından sonra 1924’te ikinci evliliğini Üsküplü Recep Aga’nın kızı Fikriye Hanım’la yapar. Fikriye hanımdan 5’i kız ( Mesüre, Meryem, Rukiye,Sıddıka ve Havva ). 3’ü de erkek (İdris, Adnan ve Adem) olmak üzere 8 evladı dünyaya gelir.

Kendisi hafız ve müderris olan merhum Hafız İbrahim, 8 çocuğundan 3 kızını Kur’an-ı Kerim hafızı olarak yetiştirmiştir. 2 oğlunu da hem hafız  hem de hoca olarak yetiştirmiştir. Büyük oğlu, Makedonya’nın belki de Balkanlar’ın en ünlü hocalarından Üsküp Alaca Camii eski vaiz ve imam-hatibi Müderris Hafız İdris Efendi : halen  Mustafa Paşa Camii imamı olan Hafız Adem de küçük oğludur.

Merhumun torunları arasında dedelerinin açtığı ilim ve irfan yolunda hizmet etmeğe devam eden beş hafız ve beş de ilahiyat fakültesi mezunu hoca-ilahiyatçı vardır.

Hafız İbrahim Efendi, dindar  ve kültürlü bir ailenin evladı olarak dünyaya gelir. Merhum, ilk dini terbiyeyi ailesinden alır. Babası müderris İdris Efendi, kültürlü ve bilgili biri olarak, ailesinde İslami ahlak ve terbiye yaşatmaya çalışmış, iki oğlu Muhammed ve Hafız İbrahim’i Üsküp’ün en büyük ve en eski medresesi olan İshakiye ( Alaca ) Medresesi’ne İslami ilimleri öğrenmek için yazdırmıştır. Muhammed, İshakiye Medresesi'nde öğrenci iken nişanlı bir genç olarak 26 yaşında vefat eder. Hafız İbrahim Efendi, İstanbul'da Kur'an-ı Kerim kıraati üzerine tahsil yapmış olan Kurra Hacı Hafız Yahya Efendi'nin huzurunda 21 ay zarfında Kur'an-ı Kerim'i hıfz etmiş ve kıraat usûlünü okumuştur.

1902 yılında babası müderris İdris Efendi'den Arapça dersleri görmeye başlamıştır. 1905 yılında babasının vefatından sonra derslere ara vermek zorunda kalmıştır. Daha sonra 1913 yılında Üsküp'teki İshakiye (Alaca) Medresesi'ne girmiş, başta müderris Abdül Efendi olmak üzere diğer ulemâ efendilerden tam 5 yıl ders görmüştür. 1918 yılında Üsküp'teki İsa Bey Medresesi'ne kaydını yaptırmış, burada da 5 yıl eğitim görerek I 923'de müderris Şerif Efendi'den icâzet (diploma) alma şerefine nâil olmuştur.

 

Hafız İbrahim Efendi, 1924 yılında Murad Paşa Camii'ne imam-hatip olarak tayin olunmuştur. Bu esnada Meddah Medresesi civarında bulunan bir zaviyede  hafız yetiştirmeye başlamıştır. Bu kutsal göreve 10 yıl devam etmiştir. Komünistler tarafından tüm ülkede dini mektepler ve medreseler kapatılınca, hafızların yetiştiği bu zaviye de aynı belâya uğramış ve kapatılmıştır.

1946 yılında bir rahatsızlık nedeniyle Murad Paşa Camii'ndeki imam-hatiplik görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Murad Paşa Camii'ndeki görevi tam 22 yıl sürmüştür. Murad Paşa'daki görevinden ayrıldıktan sonra 1947 yılında Meşihat-ı İslamiye (İslam Birliği) tarafından Üsküp'ün değişik camilerine kürsü vaizi olarak tayin olunmuştur. 1965 yılına kadar Üsküp'ün en önemli camilerinden olan Yoğurtçular Camii (şimdi mevcud değildir), Alaca Camii, Yahya Paşa Camii ve İsa Bey Camii'nde, Ramazan ve Bayram vaazlarına 18 yıl devam etmişse de, sağlığı elvermediğinden yorgun düşmüş ve kendi isteğiyle inzivaya çekilmiştir.

 

Kasım 1972 yılında Üsküp'te vefat etmiştir. Cenazesi Alaca Camii'nde kılınmıştır. Cenazesini, oğlu Hafız İdris kıldırmıştır. Vefatı  nedeniyle  komşusu, dava arkadaşı ve meslekdaşı olan merhum Mehmed Efendi şunları söylemiştir: "Asrımızın büyük bir yıldızı Üsküp semâsından kaydı". Kabri, Üsküp-Butel mezarlığındadır. Cenazesine kalabalık bir ulemâ, halk ve cemaat topluluğu katılmıştır. İslam Birliği temsilcileri de, başta Reis'u-I Ulemâ Hafız Bedri Hamid Efendi olmak üzere en üst düzeyde cenazeye katılmıştır.

Hafız İbrahim Efendi, kendisini ilmi ve dini sahada iyi bir şekilde yetiştirmiş, halk arasında muteber biri olarak tanınmıştır. Hem din alimleri hem de halk arasında sözü dinlenen, problemler karşısında devamlı görüşü alınan ve fikirlerine başvurulan biriydi. 1924’te başlayıp 1965 yılına kadar 41 yıl resmi olarak devam eden imam-hatiplik ve vaizlik vazifesi zarfında Üsküp'ün Müslüman halkını hakka, doğruya ve güzele çağırmış, onlara ve memleketine hizmet etmeyi bir görev bilmiştir. İtikadı sağlam ve imanı güçlüydü. Hocaefendi, Üsküp müslüman halkı arasında vaiz olarak bilinmektedir. Onun günde en az 3 cüz Kur'an-ı Kerim okuduğu bilinmektedir. Geceleri az uyur, gündüzleri kitap okurdu. Eline aldığı bir kitabı mutlaka baştan sona kadar okurdu. . Az fakat öz konuşmayı severdi. Kendisini, halkına hizmet etmeye adamıştı. O, ailesinin, sevenlerinin ve cemaatinin "hocababasıydı. Dönemin İslam Birliği ile münasebeti ihtiyatlıydı. Yeri geldiğinde eleştirir, yeri geldiğinde destek verirdi. Fakat, hiçbir zaman onların aleyhine konuşmadı ve tavır almadı.

Meşihat ile münasebeti dengeliydi. Üsküp'ün ünlü din alimleri ile de münasebetleri dostâneydi. Başta Fettah Efendi olmak üzere tüm hocaefendilerle görüşürdü ve onlarla yakın temastaydı. Cemaat ve cemiyet insanıydı. Bazen aldığı kararlar sonucunda eleştirilmesine rağmen, daha sonra haklı olduğu ortaya çıkınca kendisinden özür dileyenlerin sayısı hayli fazladır. Sevenleri çoktu. Küs, dargın olduğu kimse yoktu. Dikkat çektiği konularda, haklı olduğu günümüzde bile ortaya çıkmaktadır. Üsküp'teki sözüm ona dindâr (!) ve muhafazakar (!) bazı cahil aileler ve şahıslar, merhuma hakaret etmeyi ve saldırmayı kendilerine görev bilmişlerdir. O kadar ki merhumun evine kadar gelip hakaret etmelerdir. Merhum, bu tür terbiyesiz hareketlere rağmen onlara asla kötü davranmamış ve terslemenniş, doğru bildiği ve haklılığına inandığı konularda asla taviz vermemiştir. Daha sonra bu şahıslar kendisinden özür dilemek için kapısında sıra beklemek ve helallik aramak zorunda kalmışlardır. Bu cahil şahıslar, güya Üsküp uleması ve halkı arasında ihtilaf yaratarak kendi güçlerini göstermek istemişlerdir. Ama Hafız İbrahim Efendi, bu oyunlara asla gelmemiştir.Komünist sistemin hakim olduğu devirde 1950-1960 yıllarında dini müesseselerin kapatılmasıyla merhum, kendi evini mütevazi bir medrese haline getirmiş, hususiyle iki oğlu Hafız İdris ve Hafız Adem'e aldığı ilmi vermiştir. Arapça dersinin yanısıra dini ilimleri onlarada oğretmiştir.Arapça dilbilgisi konusunda ün yapmıştı. Önem verdiği İslami ilimlerden ikisi ise Fıkıh (İslam Hukuku) ve Kelam/Akaid (İslam İnançları) ilimleri. Yugoslavya Cumhuriyeti'nde  Müslüman halka ağır baskıların yapıldığı komünist rejimde en büyük sıkıntıyı alimler çekmiştir. Merhum, sakin haliyle meydanlara çıkmış olmasa da yine de dönemin İçişleri Bakanlığı mensupları tarafından evinden alınıp sorguya çekilerek psikolojik baskı yapılmıştır. Özellikle müslüman kadınlara farz olan örtünme emrinin Kur'ân'ın emri olmadığını müslüman halka söylemesi konusunda rejim tarafından zorlama yapılmış, yeri geldiğinde fiziki ve psikolojik baskılar da yapılmıştır. O, buna hep karşı gelmiş ve dinin emirlerini savunmuştur. Ferace/başörtüsü yasağının olduğu baskıcı sosyalist/komünist rejim döneminde diğer Üsküplü İslam alimleri ile birlikte bu yasağa karşı gelmiş, bunun sonucunda 20 yılı aşkın eşini ve kızlarını sokağa çıkartmamıştır. Bu yüzden de ölene kadar, devletin verdiği sosyal yardımları ve emekli maaşını kabul etmemiştir. Merhum, o karanlık ve meş'um devrin en ağır şartları altında bile dinini yaşamak ve yaşatmak uğrunda ciddi mânâda fedakarlık göstermiştir. İlk önce kendi aile ferdlerini, daha sonra memleketindeki Müslüman halkı İslam'ı yaşama noktasında irşad etmiştir. Dini vecibelerini yerine getirmekte son derece titiz ve dikkatli olmaya, hayatının her noktasında Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesini yerine getirmeye ve bidatlerin, hurafelerin her çeşidinden uzak kalmaya özen göstermiştir. İslam, onun hayatının şiarı olmuştur.Kendi evini küçük bir medrese ve hafız yetiştirme merkezi haline getiren merhum, yıllarca evinde hiçbir karşılık almadan talebe yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebeler arasında şunları zikretmek mümkündür: Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi hocalarından merhum Prof. Dr. Hafız Bekir Sadak (1920-1933), Debreli Hafız Şaban Şaban (ö.2000). Debreli Hafız Mustafa, Hafız Abdürrahman, Hafız Naim, Hafız Nazim, Hafız Bekir, Hafız Bayezid Süleyman (ö. 2004) vd.Üsküp şehrine ve halkına büyük hizmeti geçen merhuma Allah'tan rahmet, mekanının Cennet olmasını diliyorum.Sana layık olamadık belki ama, yıllar geçtikçe seni arar ve özler olduk muhterem hocadedem..

Ruhu şad olsun...