Üsküplü Bir Hocaefendi: Hasan Efendi Bekir ( 1914- 1965 )


 

 

Üsküb şehri, alimleriyle, şairleriyle, edibleriyle, üstadlarıyla, medrese ve mektepleriyle meşhur olan bir Osmanlı şehri. Üsküp, Veysi Efendi'nin, Şair Aşık Çelebi'nin, İshak Çelebi'nin, Valihilnin, Atâullah Efendi'nin, Yahya Kemal'in, Fettâh Efendi'nin, Hasan Efendi'nin doğup büyüdükleri şehridir. Üsküb, İshakiye, Meddâh, İsa Bey, Mustafa Paşa, Yahya Paşa, Mehmed Paşa gibi ilim kaynağı olan medrese ve mekteplerin diyarıdır aynı zamanda. 20. asrın ikinci çeyreğinde Üsküb'ün en meşhur medresesi olan Meddah Medresesi, mezun ettiği öğrenciler, uzun yıllar Üsküb ve civarında, hatta eski Yugoslavya topraklarının bir çok bölgesinde dini alanda iz bırakan alimlerin yetiştiği bir medresedir.  Üç nesil öğrenci mezun eden bu medresenin oluşturduğu İslami atmosferin hala bugün bile bu topraklarda hissedilir olduğuna yerlisi, yabancısı herkes buna şahittir.

 

Ailesi ve Doğumu

Hasan Efendi'nin babası Haci Bekir Efendi, Üsküb Türk Çarşısı'nın tüfekçi esnafındandır. Hacı Bekir Efendi, Üsküp Çarşısı'nın sevilen esnaflarından biriydi. Annesi ise Haci Rukiyye hanımdır. Annesi Hacı Rukiyye Hanım (Üsküb halkı arasında tatlı sertliği ve misafirperverliği ile tanınan bu Osmanlı hanımefendisi kadın Hacı Ruko namıyla da meşhurdur) Üsküp'ün önemli ailelerinden birinin kızıdır. Hacı Bekir ile evlenen Hacı Rukiyye Hanım, evinin maddi ihtiyaçlarına destek olmak amacıyla evinde dokumacılıkla uğraşarak ailesine katkıda bulunmaktadır. Hasan Efendi, 8 Şubat 1914 senesinde Üsküb'ün en eski Osmanlı mahallelerinden biri olan Hacı Balaban Mahallesi'nde Üsküplü varlıklı bir ailede dünyaya geldi. Ailesi, Üsküb'ün zengin ve eşraftan olan ailelerinden biri sayılıyordu. Hasan Efendi'nin dünyaya geldiği aile, beş kardeşten oluşmaktadır. Dördü erkek (Yusuf, Hüseyin, Ömer, Hasan) biri kız (Dürriyye) olan kardeşlerden Hasan Efendi ailenin en küçük ferdiydi. 

 

 

Tahsili

Hasan Efendi, ilkokulunu Üsküb'te Sırp Krallığı döneminde tamamlamıştır. İlkokula devam ederken aynı zamanda babasının Üsküb Türk Çarşısı'ndaki dükkanına uğrar, boş zamanlarında ticarette de kendini geliştirmeye çalışmıştır. Hasan Efendi'nin babası Hacı Bekir Efendi, küçük oğlu Hasan Efendi'nin ilme olan merakını hissetmişti. Daha küçük yaşta ilme alaka gösteren oğlunu ilimden, irfandan mahrum bırakamazdı. Bundan hareketle Hasan Efendi, ilkokulunu bitirdikten sonra Meddah Medresesi'ne muhalif olarak Sırp Krallığı hükümetinin kontrolünde ve güdümünde olan Kral Aleksandar Velika Medresa (Büyük Medrese)ya 1926'da kaydını yapmış ve ilk dini eğitim tahsilini bu medresede almaya başlamıştır. İki yıl bu medresede eğitim gören Hasan Efendi, bu medresenin niyetinin  belli olmasından sonra. dayısı Hafız Abdül Efendi tarafından Sırplahn 1922'de kurdurduğu Kral Aleksandar Velika  Medresesi'nden çıkartılır, kaydı Ata Efendi'nin başmüderris olduğu Meddah Medresesi'ne yaptınlır. Meddah Medresesi'nin , son nesil talebelerinden olan ve hala bu gün hayatta olan terlikçi esnafından Üsküplü Salâhuddin Efendi'nin oğlu İbrahim Efendi'yle yaptığım mülakatta verdiği bilgilere göre, Hasan Efendi'nin dayısı Abdül Efendi, Meddah Medresesi'nde Atâullah Hoca'nın emriyle  fahrî müfettişlik yapan, medrese talebelerini gece-gündüz kontrol eden, başlarına gelecek sıkıntıları bertaraf etmeğe çalışanlardan biridir. Abdül Efendi, hem medrese hocaları hem de talebeler tarafından sevilen biridir. Mesela, Meddah Medresesi'nden mezun olan ilk nesil talebeler için Sultan Murad Camii'ndeki icazet töreninde (1 5 Nisan 1934) medresenin başmüderrisi Ataullah Efendi, elini öpmeye gelen talebelerine ve talebe yakınlarına "bu gün asıl eli öpülmesi gerekenlerden biri de Abdül Efendi'dir" diye cevap verir. Hasan Fendi'nin Meddah Medresesi'ne ders görmeye başlamasıyla ilgili şöyle bir olay nakledilir: Medresenin başmüderrisi Atâullah Efendi, merhumun annesi Haci Rukiyye Hanım'a hanımlar aracılığıyla oğlunun medreseye gönderilmesi için selam yollar, Haci Rukiyye Hanım ise bu teklife pek sıcak bakmaz ve oğlunun çarşıdaki dükkanlarında ticaretle uğraşacağını ifade eder ve Atâ Efendi'ye bu şekilde selam gönderilmesini rica eder. O gece Haci Rukiyye Hanım, rüyasında namaz kıldığını fakat kıble istikametine doğru değil de kıbleye ters istikamete namaz kıldığını görür. Uyanır uyanmaz hatasını anlar, oğlunu Atâulah Efendiye emanet ederek kaydını Meddah Medresesi'ne yaptırır. Kaydını yaptırmakta hata etmediğini hem kendisi, hem ailesi hem de Üsküb fark edecektir. Hasan Efendi, artık emin ellerdedir. 1928 senesinde Meddah Medresesi'nde ders görmeye başlar. Merhum Hasan Efendi, Meddah Medresesi'nin ikinci nesil öğrencilerinden biridir. Medresede başladığı 12 yıllık dini tedrisatı 1940 senesinde yüksek  başarıyla tamamlamıştır. İcazetnâmesini medresenin başmüderrisi olan Atâullah Efendi'den 7 Eylül 1940'ta (4 Şaban 1359) alır. İca7et dağıtım töreni hakkında elimizde mevcud olan bir davetnamede önemli bilgiler kayıtlıdır. Bu davetnâme, Hacı Balaban Cami imam-hatipi ve muallimi olan Üsküplü Hafız Tevfik Efendiye gönderilmiştir.

Bu davetnameye göre ikinci icâzet merâsimi 1940 Eylül'ünde gerçekleşmiştir. Hasan Efendi, ikinci nesil öğrencilerin tamamı gibi icazetlerini (diploma) başmüderris Ataullah Efendi'den almışlardır. Bu güzel günün ardından Cumartesi günü, yeni mezun olmuş olan Hasan Efendi'nin ailesinin evinde imkanların daha elverişli olması nedeniyle bir yemek verilmektedir. Ayrıca bu davette Hasan Efendi'den artık "müderris" (profesör) olarak bahsedilmektedir. Hatırlanacağı üzere Meddah Medresesi'nin ilk talebeleri icazetnâmelerini (diploma) 15 Nisan I934'te Sultan Murad Camii'nde dönemin Yugoslavya Krallığı'nın üst düzey yetkililerinin de katılımıyla düzenlenen merasimle başmüderris Atâullah Hocaefendi'den almış, ikinci nesil ise I 940'da icazetnâmelerini almışlardır. Hasan Efendi, başta Atâullah Hocaefendi (1872-1946) olmak üzere Meddah Medresesi'nin ikinci baş müderrisi olan Fettah Efendi'nin yanısıra Hafız Şaban Efendi, Hafız Sadullah Efendi, Mehmed Efendi, Selim Efendi, Hafız Necâti Efendi gibi değerli hocalardan ders almıştır. Bilindiği üzere Atâullah (Ata) Hocaefendi, 1924 senesinde Istanbul'daki Fatih Medresesindeki müderrislik görevinden ayrılıp aynı tarihte anayurdu olan Üsküb'e dönmüş ve Meddah Medresesi'nin başına Üsküp İslam Vakıflar Dâiresi tarafından 1925'te getirilmiştir.

Ata Efendi, Meddah Medresesi'nde iki nesil mezun ettikten sonra yerine Üsküp İslami Vakıflar Dairesi'nde Ulema Meclisi azalığına tayin edilir. I 938'de medresenin başına, medreseden mezun olan ilk nesil talebelerinden, en çalışkanlarından ve Balkanlar'ın Mehmed Akifi diye tavsif edilen ünlü alim ve şairi Fettah Efendi getirilir. Hasan Efendi'nin Meddah Medresesin'de birlikte okudukları ve mezun olduğu hocaları ve arkadaşları arasında şunları zikredebiliriz: Fettâh Efendi, Hafız Şaban Efendi, Hafız Necati Efendi, Mehmed Efendi, Selim Efendi, Hafız Sadullah Efendi, Hafız Mustafa Efendi gibi hocafendiler merhumun hem hocaları hem de medrese arkadaşlarıdır. Birlikte mezun olduğu ikinci nesil talebe arkadaşlarından bazıları ise şunlardır: Hafız Abdürrahim Efendi, Hafız Hasan Efendi, Hafız Mustafa Efendi, Ferhat Efendi, Hakki Efendi. Üçüncü nesil arkadaşlarından ise Kemal Efendi, Hafız Bekir Efendi, Cemal Efendi, Ramadan Efendi, Salih Efendi vs. Hasan Efendi, Ata Efendi'nin diğer talebelerinin yerine dini alanda alanda (camilerde) hizmet etmekten ictinab etmiş, imamlık vazifesinin mukaddes bir o kadar da zor olduğunu düşündüğünden bu vazifeden çekinmiştir. Fakat evini adeta küçük bir medrese haline getirmiş, hocalarının tasivesi ve desteğiyle medresede okuyan genç arkadaşlarına ve talebelere başta Arapça olmak üzere İslam Hukuku (özellikle Miras Hukuku-Ferâiz) gibi uzman olduğu dfıger İslami ilimlerde ders vermiş, talebelerle meşgul olmuştur. En yakın arkadaşları arasında Selim Efendi, Mehmed Efendi, Hafız Mustafa Efendi ve Kemal Efendi'yi belirtebiliriz. Hasan Efendi, medresedeki dini tahsilinin yanısıra Üsküp'teki ticaret lisesinden de mezun olur. Bu liseyi tamamlaması, ileride hayatını kazanacak bir meslek haline gelen muhasebecilikte uzmanlaşmasına neden olmuştur.

Görev Yaptığı Kurumlar

Merhum Hasan Efendi, Üsküp'ün zengin ve varlıklı sayılan bir aileden gelmektedir. Bu yüzden küçük yaştan itibaren çarşıda esnaflıkla da uğraşmıştır. Babası tüfekçi esnafından olmasına rağmen kendisi farklı mesleklerde (çarıkçılık­ayakkabıcılık) esnaflık da yapmıştır.

Çarşıdaki esnaflığı, insan haklarının çiğnendiğinin en bariz örneği olan 1945'te kurulan komünist rejimin Müslüman zenginlerin malvarlıklarını haksızca ve insafsızca gasp ettiği bu dönemde Hasan Efendi ve ailesinin de malları devlet tarafından ellerinden alınmasıyla sona erer. Işsiz kalan Hasan Efendi, Üsküp'teki muhtelif devlet şirketlerinde muhasebecilik görevinde çalışmıştır. Ticaretteki kıvrak zekaslyla şirketlerde ve devlet dairelerinde sevilen ve sayılan biri haline gelmiştir. Meddah Medresesi talebelerine Yugoslav Komünist rejiminin takip ettiği baskıcı tavır, her ne kadar dini kurumlarda hizmet vermemesine rağmen Hasan Efendi'nin de yakasına yapışmış ve mallarına el konulmuştur, yani çalışma ve hizmet alanı elinden alınmıştır.

Baskıcı rejim onu pasif hale getirmek amaca devlet mennurluğuyla meşgul etmiştir. Önce "Üsküp Çarşı Esnaf  (Kolektif)  Odasında muhasebecilik memuriyet görevine tayin edilir.

Daha sonra devlet şirketlerinden "Bakar" Şirketi'nde muhasebeciliğe tayin edilir. Akabinde devlete bağlı bir ayakkabı şirketi olan "Bratsvo (Kardeşlik)" şirketinde muhasebecilik görevine getirilir. Bu şirkette baş usta Salahuddin Efendi ile birlikte Ataullah Efendi'nin biricik oğlu Nimetullah Efendi de memur olarak görev yapmışlardır. Bu da, dönemin rejiminin Üsküplü din alimi ve aydın esnafına bakışını açıkça göstermektedir. Merhum daha sonra vefat edene kadar görev yapacağı "Naşe Dete" Şirketinde de muhasebecilik görevinde de bulunmuştur.  Hasan Efendi, muhasebecilik konusunda Makedonya'da yetişmiş önemli muhasebeci uzmanlarından biriydi. Uzun yıllar Makedonya'da düzenlenen muhasebecilik seminerlerine bizzat katılmış ve tecrübelerini diğer muhasebecilerle paylaşmıştır. İflasın eşiğine gelmiş olan herhangi bir devlet şirketleri varsa başına hemen Hasan Efendi getirilmiştir. Mesela, Bratsvo Şirketi kar yapamaz ve işçileri maaş alamaz durumda iken muhâsebeciliğin başına Hasan Efendi getirilmiş ve şirket üç ay zarfında düzelir hale gelmiştir. Şirketlerin yıllık bilânçolarını bankaya ve maliyeye götürdüğünde sıraya girmeden içeri alınır ve hemen işlemleri tamamlanır, zira hesap ve kayıtlarında eksik ve yanlış yoktur.  Merhum bu yönüyle de meşhur olmuş bir hocadır.

 

İlmi ve Ahlaki Kişiliği

Merhum, derslerinde çok başarılı ve zekavetiyle bilinen bir talebe olarak bilinmektedir. Medreseden mezun olduktan sonra da bu ilmi alandaki gücünü genç talebelerden esirgememiştir. Özellikle Arapça ve İslam Fıkhı derslerinde arkadaşları arasında saygın bir kişiliğe sahipti. Fıkh? (İslam Hukûku) konularda kendisinin fikirlerine sürekli başvurulmuş ve kendisinden görüş alınmıştır. Çok çalışkan ve kıvrak bir zekaya sahip olan Hasan Efendi, arkadaşları arasında zekasıyla ve hesap konularında sivrilmiştir. Medresede okuyan genç öğrencilere özel dersler vermiş, talebelerinin derslerini daha iyi kavramaları için evini adeta küçük bir medreseye çevirmişti. Özellikle talebelere güzel yazı (hüsn-ü hat) konusunda dersler vermiştir Evine sık sık hocaları Ataullah Efendi, Fettah Efendi, Hafız Şaban Efendi ve diğer arkadaşları gelir, sabahlara kadar ilmi konularda mütâlaalarda bulunulur, Müslüman halkın sorunlarıyla hemdem olurlardı. Hasan Efendi, değer verdiği konularda ödün vermez, kararlılığını ortay koyardı. Özellikle dini ve manevi konularda asla taviz vermeyen kişiliğiyle tanınmaktadır. Bunu bir misalle anlatmakta fayda var: Üsküp Bulgar işgali altında iken bir gün karakoldan evine bir yazı gelir ve karakola sabah uğraması söylenir. Merhum, dinî kisvesi olan sarık ve cübbesiyle karakola gittiğinde karakol amiri Bulgar polisi hocaefendiyi karakola davet etmelerinin sebebini açıklar. Polis memuru, merhumun artık sarıkla dolaşmasından rahatsız olunduğundan sarıkla dolaşmamasını emreder. Merhum bu beklenmedik tavır karşısında vakar ve ciddiyetiyle şu tarihi cevabı verir: "Başımdaki sarığı çıkarmam, gerekirse başımı kesin ama ben asla bu sarığı çıkarmayacağım" der ve karakolu terk eder. Merhum çalıştığı tüm devlet kurumlarında bile sarığını hiç çıkarmamış ve ölene kadar sarık ve cübbesiyle gezmiştir.

İlmi kişiliğininyanısıra ahlaklı, utangaç ve mütevâzi şahsyetyle de Üsküp'te temâyüz etmiş olan Hasan Efendi, pek az konuşur ama yerinde konuşurdu. Şaka yapmayı sevmekle birlikte boş ve faydasız konuşmalardan ve sohbetlerden çok rahatsız olurdu. Bu tür bir kişiliğe sahip olmasından dolayı bazen bu tür toplantılara katılmaktan sakınırdı. Bunun asıl sebebi de gıybetten nefret etmesidir. Gıybetin olduğu yerden hemen kaçar ve orayı terk ederdi.

Arkadaşlarıyla iyi geçinen, büyüklerine hürmet, küçüklere de merhamet etmeği kendine şiar edinen merhum Hasan Efendi, diğer hocaefendiler gibi yeri geldiğinde küçük bir çocuğa bile selam vermekten çekinmez, onların hal ve hatırını sorardı.

Çocuklarına düşkünlüğü ile bilinen merhum, aile içinde İslam ahlaki ve terbiyesi ile yetiştirdiği çocuklarına İslami terbiyeyi vermekte hassas davranmıştır.

Merhumun bir diğer özelliği üstüne başına, giyim ve kuşamına çok dikkat etmesiydi. Çok titiz ve nâzik bir Üsküp beyefendisiydi. Temiz ve düzgün giyinmeyi seven merhum Hasan Efendi, arkadaşı olan merhum Mehmed Efendi ile birlikte Üsküp hocaları arasında titizlik ve nezaket konusunda farklı bir kişiliğe sahiptir. Onun düzgün giyinmesi, halk arasında sempati kazanmasına da vesile olmuştur.

 

Vefatı

Merhum Hasan Efendi, her fâni gibi genç sayılabilecek bir yaşta, 51 yaşında belli olmayan bir hastalık sebebiyle soğuk bir kışı gününde 5 Aralık 1965'te Hacı Balaban Mahallesi'ndeki evinde vefat etmiştir. Merhumun cenazesi Sultan Murad Camii'nde çok kalabalık bir cemaât tarafından kılınmıştır. Merhumun veratı hem Üsküb halkınca hem de arkadaşları ve talebeleri arasında büyük bir teessür meydana getirmiştir. Meddah Medresesi'nin iki önemli şahsiyeti olan Ataullah Efendi (ö.1946) ve Fettah Efendi (1963)'nin ölümlerinden sonra Hasan Efendi'nin de ölümü büyük bir eksiklik olarak addedilmiştir. Merhumun naaşı Üsküb Butel kabristanlığında defnedilmiştir.

Merhuma Allah'tan rahmet diler, mekanının Cennet olmasını dilerim.