Varlığın Aslı Fikir


Yayın hayatına başladığından beri takip edebildiğim kadarıyla Fikir Coğrafyası, şimdiden hem fikirlerin coğrafyası hem coğrafyaların fikri olmaya aday bir seyir takip etmektedir. Emek veren herkesi, bilhassa Adnan beyi, tebrik ediyorum. Ciddi ve seviyeli yayın faaliyetine her zaman ihtiyacımız var, umarım Fikir Coğrafyası bu ihtiyacı bir kıyısından karşılar.

Sayfanın isminde ‘fikir’ kelimesinin kullanılması beni ayrıca memnun etti. İlk olarak bu kavram bizim düşünce ve anlam dünyamızın vazgeçilmez kavramlarından birisidir. O, ‘düşünme, düşünce, akıl, akletme, derin ve yoğun düşünme faaliyeti’ gibi birçok anlamı içinde barındıran geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu kelimenin etrafında o kadar çok ifade kalıbımız var ki, saymakla bitmez.

İkincisi fikrin, hayatımızdaki ve dünyanın gidişatındaki yeridir. Şöyle izah edeyim: Ben, fikrin, insanın bireysel ve toplumsal hayatına, hatta dünyanın insan müdahalesine açık tarafının şekil ve şemailine yön veren en etkili faktör olduğuna inananlardanım. Elbette insan hayatını ve dünyanın gidişatını etkileyen başka faktörler de var. Örneğin kimi insanlar, en etkin faktör olarak maddi gücü kabul ederler; kimileri iktisadı; kimileri nüfusu... Fakat yüzyıllardır fikrin gücünün bu bağlamda kanıtlandığını biliyoruz. Savaştan önce masa vardı, savaştan sonra da; göçlerden önce fikir ve inanç vardı göçlerden sonra da; medeniyetler bir fikir üzerine inşa edildi bir fikirle de yıkıldı vs.

Başlangıca gidelim! Varlığın aslı bir ‘fikir’ üzerine kurulduysa, onun devamı da yine bir fikir ile sağlanmaktadır. Melek ile karşılaşmasında insan, akıl gücüyle o müstesna varlığa üstün gelmişti. Bu üstünlüğü tanımayan şeytan da bir fikir ile başka bir üstünlük iddiasında bulundu.

İnsan, kendine has olarak ürettiği ve kurduğu ne varsa önce aklıyla tasarladı, sonra onu fiziksel gücüyle ortaya koydu. Yüzyıllardır insanların ‘ölmeyen’ fikirlerine şahidiz, hala onlarla ‘dirilen’ insanları biliyoruz.

Mensup olduğumuz tarih, kültür, ilim, sanat, inancın ve onun doğurduğu fikrin omuzlarında yükseldi. Bu övünülecek bir şey. Fakat üzülecek bir tarafı da var. O da uzun zamandır, kendi kültür, ilim ve sanat dünyamızı oluşturmada eskisi kadar becerikli olmamamızdır. Sebebi belli, Müslümanlar uzun zamandır, fikir üretimini bir kenara bırakıp, ister içerden ister dışardan olsun, üretilmiş fikirlerle idare etmeyi sürdürmekte; daha da vahimi kendi havzamızda üretilen işe yarayacak kıvama sahip fikirleri de mahkum etme eğilimindeler. Halbuki fikre ve mütefekkire önem verilmeyen ya da onların dışlandığı yerde, fikirlerin özgürce söylenemediği, söylenenlere itibar edilmediği ortamlarda sağlıklı bir toplumsal düzenin ve dahi geleceğe yön verecek güçlü bir düzenin kurulmasını düşünemiyorum. Biliyoruz ki, şayet bir insan bir ideale, bir amaca, bir tasavvur ve tasarıma sahip ise fikrine sahip çıktığı ve fikrini çalıştırdığı için böyle bir konuma ulaşmıştır.

Şu halde insanın en kadim ve vazgeçilmez gücü olan fikre, düşünmeye, akla hem en üst seviyede sahip olmak hem onunla benliğimizi inşa etmek ve hem de dünyaya şekil vermek zorundayız! Kısaca fikirle var olmanın imkanını aramalıyız. Eğer bunları istiyorsak! Zaten bundan yoksun kaldığımız veya fikre kıymet vermediğimiz noktadan itibaren işlerin karışmaya başladığı cümle alemin malumu.

Fikirlerin değişiminden ve yenilenmesinden yanayım. Donukluk, tekrar ve taklit bizim işimiz değildir. Fikir-değişim söz konusu olduğunda daha çok güncele aklımız gidiyor. Bu bağlamda öncelikle şu hususu belirteyim: Günümüz İslam düşüncesi alanında yazanların bir kısmının fazlasıyla popülist takıldığını, güncel hadiselerin etkisinde fazla kaldığını düşünüyorum. Popüler olan çekicidir, fakat geçicidir de. Esasında bu sadece bizimle ilgili bir sorun değildir, çağdaş dünyanın en büyük zaaflarından birisi budur. Gerçi popüler ve popülist olmak, değişen ve değiştiren, hayata dinamizm kazandıran şey olarak iftiharla takdim ediliyor. Üstelik bu büyük bir kâr da getiriyor. Fakat kalıcı olan nedir? Örneğin çok iyi bir şarkı kaç gün ya da kaç ay dayanıyor? En iyi filim kaç yıl izleniyor? Daha dün giyilen elbiseler çoktan modadan kalkmadı mı? Geçen hafta tartışılan siyasi fikirlerin bu hafta değeri var mı? Geçen yıl İslam hakkındaki tartışmalardan ne haber?  Bu durum dünyamızın çok hızlı bir değişim içinde olduğunu gösteriyor ki böyledir de. Biz kalıcı olanın peşindeyiz. Kendimize has fikirlerle kurulan gerçekçi ve gerçekleri gören bir hayatın peşindeyiz. O zaman hızla değişen dünya hayatına teslim olmadan, kontrollü bir yaşamı sürdürebiliriz.

Hâsılı fikir; değişimin, gelişimin, yenilenmenin dinamiğidir. Fikretmeyi, fikirler serdetmeyi ve fikirleri tartışmayı sürdüreceğiz, sürdürmek zorundayız. Bunu yaparken fikirlerin dökülenlerini toplamak istemiyoruz, ekilenleri hasat etmek ve yeniden ekmek, kendi ektiklerimizle beslenmek istiyoruz.

Bu yazıyı soruyla bitirelim: Günümüz Müslümanlarının en büyük sorunu acaba nedir? Fikri bakımdan onlar hangi konumdadırlar ve yine onların hayatına en çok ne/neler yön vermektedir?