DÜŞÜNCE

İki Asır Evvel, İki Asır Sonra - 2

08 Nisan 2017

Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlediğinden zaman adeta hızlanmış gibi. Çok değil bir asır önce, on senelik bir müddet, bir reformun başarıya ulaşması için kısa bir süre sayılırken 21. Asrın başından itibaren neredeyse aylar bile uzun süreler olarak algılanmaya başladı. Siyasilerin ve bürokratlar hızla giriştikleri reformasyon çabalarını ne yazık ki aynı hızla sürdüremediler.

Sunzi Usta

08 Nisan 2017

ABD Başkanı Trump'un danışmanlarının elinden Sunzi'nin «Bing Fa» sının düşmediğini gazetelerde okuyunca; aklıma ister istemez öğrencilik yıllarım ve Çinli arkadaşlarım geldi. Ne yazık ki, 1989 Tian'anmen Olayı'nın ardından hepsi de Almanya'dan ayrılmak zorunda kaldılar. Onlardan öğrendiğim ilk şey Çinli ile İnsan olmanın aynı kökten geliyor olmasıdır! Bir bakıma bu durum Çin milliyetçiliğinin şedit, Çin'in kapalı toplum olmasının da kaynağıdır.

Mekân Hikâyeleri

06 Nisan 2017

Hayat akıp gidiyor, ömürler tükeniyor. Her şey bizimle mezara gidecek; bedenimiz, beynimiz, en önemlisi bir ömür çabayla edindiğimiz belleğimiz(deki birikim). Yokolmasını önlemek, bu birikimi yeni nesillere, gençlere, öğrencilere aktarmakla mümkün. Hele bir de yolunuzu, çizginizi sürdürecek tilmizler yetiştirmişseniz. Tilmiz: öğrenci, çırak demek sözlükte; ancak asıl anlamı düşünce ve sanatınızı geleceğe taşıyanlar, mektebe dönüştürenler, çizginizden bir ekol çıkaranlar, sizi ömrünüzden uzun yaşatanlar demek.

Kürt Sorununda Düğümün Çözülmesi Ve Ontolojik Realitenin Keşfi

Ali K. Metin
05 Nisan 2017

 Ayrıştırıcı unsurlarla birleştirici unsurlar arasındaki denge, en azından gelinen nokta itibariyle bakıldığında adeta bıçak sırtı bir hal almış gözüküyor. Sorunu ne ertelemek ne de ciddiye almamak gibi bir lükse sahibiz. Her halükarda sorunla yüzleşme çabalarımızı devam ettirmek mecburiyetindeyiz. Tarihi süreç hiç şüphesiz sosyolojiyi değiştirdiği gibi sorunun muhtevasını da değiştirmektedir. Ancak tarihi köklere ve arka plana bakmadan sorunu doğru, gerçekçi bir şekilde anlama imkanımız olamaz. Bilhassa düşünce adamları, siyasetçiler ve kanaat önderlerinin hamasete prim vermeyecek bir tutum, bir bakış açısı ortaya koymaları önemli. İşimiz popülizm değil tarih yapmak olmalı. 

İki Asır Evvel, İki Asır Sonra - 1

02 Nisan 2017

Yaklaşık iki asır evvel, III. Selim devrinde kurulan Kara harp okulu (Mühendishane-i Berri-i Humayun) Avusturya örneğine göre düzenlenmişti. Bu okullarda eğitim için Almanca, Fransızca gibi dillerin öğrenilmesi ve Avrupalı öğretmenlerin getirilmesi zorunluluğu doğmuştu. Yabancı öğretmen getirme konusunda isteksiz ve tedirgin olan İkinci Mahmud, Müslüman öğretmen getirtmek için Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'ya başvurmuştu. İkinci Mahmud’a aldığı cevapta şöyle deniliyordu: “Müslümanların arasında henüz modern askerlik ve fenden anlayan bulunmamaktadır.”

Öyleyse Ne Yapmamalı?

29 Mart 2017

19. yüzyıl Batı düşüncesini kuşatan 'Ne Yapmalı?' sorusu durur. ''Ne Yapmalı?'' aynı zamanda Rus yazar Nikolay Çernişevski'nin yazdığı bir romanın ismidir. Hatırlayalım. Fransız yazar Maistre ''Petersburg Akşamları'' romanında Fransız Devrimi'nin gerekçelerini sorguluyordu. Çernişevski ise; devrim ruhunun Rusya'yı ya da öteki ulusları sarması için acaba ne yapmalıyız, sorusuna kesin yanıt arıyordu. Edebiyat ona göre; yalnızca sanata hizmet etmekle kalmayıp halkın hissiyatına da tercüman olmalı ve ruhlarında isyan ateşi yakmalıydı.

Faizin Anlamı II

25 Mart 2017

Kapitalizm, sermayenin belli ellerde toplanıp profesyonel bir şekilde yönetilmesi ve meydana gelecek sinerji etkisi ile üretim artışı ve refah oluşacağı düşüncesine dayanır. Öncelikle buradaki refahın yalnızca üretim artışını ifade ettiğini vurgulamalıyız. Oysa refah doğası gereği soyut bir kavramdır. En azından kapitalizmde bu yön ihmal edilmektedir. Buna rağmen kapitalizmin öngörülen sonucu verdiği söylenebilir.

Felsefe Ve Entelektüel Kakofoni

Ali K. Metin
10 Mart 2017

Felsefe yapmak, çorba yapmaya benzemez, belli bir disiplin içinde muhakeme yürütmeyi gerektirir. Felsefe yapayım derken sanatın dilini, sanat yapayım derken bilimin dilini kullanmak lezzetli bir çorba tadı verebilir ama yapılanın felsefi açıdan sahih olduğunu göstermez. Bu tarz işlerin “deneme” olarak tavsif edilmesi belki daha doğru olabilir.  Ama bilhassa akademi alanında böylesi denemelere cevaz verilmesi hatta ciddi şekilde itibar edilmeye başlanması üzerinde durulması gereken bir tür başıbozukluk hükmündedir. “Bilginin İslamileştirilmesi” tezlerinde olduğu gibi dili, yani epistemik yapıyı/temelleri bozarak, çarpıtarak, yerinden ederek  kendi ontolojik düzlemimize taşımakla bir düşünce sistematiği geliştirilemez. Evrensel bir dilin inşasından da söz edemeyiz.

Türkiye'de 'Gelenekliler' Kimlerdir ve Nasıl Tanımlanabilirler?

10 Mart 2017

Eğer Türkiye'deki olayı tam olarak anlayamıyorsak, belki bu çerçevede eksiklerimiz bulunmaktadır. Siyasal ve toplumsal değişim çok boyutlu ve çok yönlü incelenmedi. Özellikle ekonomik veçhesi ihmal edildi. Çünkü ''Great Transformation'(Polanyi) ile ulus devlet ve piyasa ekonomisi birbirine paralel gelişmiş ve 'Piyasa Toplumu' ortaya çıkmıştı. Politikacılar  yaptıkları konuşmalarla mümkün olduğu kadar çok oy «satın» almaya çalışan tüccar konumuna düşmüşlerdir. Yurtdaşların çoğunluğu ise onların konuşmaların etkisi altında kalarak ve yalnızca duygularına göre oy kullanan kimselerdir.