DÜŞÜNCE

Türkiye İle İran Arasinda Kalan Türkmenler - 1

08 Mart 2017

Konar-göçer olan Türkler, İslamiyet’i kabul ederek yerleşik düzene geçmeye başlar ve o tarihlerde zaten Müslüman olan Farslarla Semerkant, Buhara ve Hive vs. gibi şehirlerde kaynaşırlar. İslam’ın ibadete dair terminolojisini de Farslardan öğrenirler. Nitekim, namaz, abdest, oruç vs. gibi ibadete dair kelimelerin hepsinin Farsça olmasının sebebi de buradan gelmektedir.  11. ve 14. yüzyıllar arasında Orta Asya'nın bir bölümünü ve Orta Doğu'yu yine Müslüman bir Türk devleti olan ve Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçuklular yönetir. 1055 yılında Bağdat’a giren Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Şehri Şii Büveyhoğullarından kurtarır ve Abbasi Halifesi Kaim’in yanında yer alır. Irak’a daha önce yerleşmeye başlayan Türkler bu tarihten sonra daha yoğun bir şekilde Irak coğrafyasına akın etmeye başlarlar. Takriben 300 yıl hüküm süren Selçuklularda ordu dili Türkçe iken son dönemlerinde saray dili Farsça olmuştur.

Baharı Beklerken!

04 Mart 2017

Orman öğretisi insanlık tarihi kadar eski, hatta daha eski. Şifrelerini yeni çözmeye başladığımız tarihi belgelerde yer alıyor. Masalların, efsanelerin, kutsal ve gizemli metinlerin ana konusunu oluşturuyor. Eğer masalı Taş, efsaneyi Bronz ve tarihi Demir Devri'ne bağlarsak, gözümüzü açtığımız her yerde bu öğretiyi görürüz. [….] Her zaman ve her yerde; değişen manzaralarda kuvvet odağının gizlendiği ve anlık görünüm altında kozmik gücün kaynağının orası olduğu bilgisi var elimizde. O bilgi yalnızca dinin sembolik-kutsal temelini oluşturmuyor, gizli öğretilerde ve mezheplerde sürmüyor, aksine kavram dünyası her ne kadar değişik olsada felsefenin de özünü sağlıyor. Fikir olsun, şey denilsin, günümüzde varlık sayılsın; hayata gözlerini açmış herkese açık bu sır aslında. Bir kere varlığa dokunan, kelimelerin, kavramların, inançların önemli olduğu o eteği aşar. Onu canlandıran bir şeyi onurlandırmayı öğrenir.

Descartes'ı Nasıl Anlamamalıyız?

27 Şubat 2017

Salih Cenap Baydar'ın '13.Kat' yazısı üzerine bir derkenar

Zihni kölelikten kurtulmak için bir çıkış yolu aramıştı. Nasıl aramasın ki? Yargıç babası masum kadınların ruhlarına şeytan girmiş diyerek yakılmalarına hükmediyordu. Paris mahkemelerinde insana zarar veren hayvanat ve haşarat hakkında soruşturmalar açılıyor, savcılar sahibini ısıran köpek ya da çifte atan at için idam cezası talep ediyorlardı. Şenliklerde çuvallara doldurulmuş canlı kediler sarayın kulelerinden aşağı atılarak öldürülüyorlardı. O ise Cizvit tarikatı elinde yetişmiş bir mümin hıristiyan olarak gidişat karşısında sesini çıkartamaz durumdaydı. İsyan da edemiyordu. Ne zaman ağzına açmak istese, gözünün önüne Bruno'nun yakılan cesedi ya da Galile'nin susturulan sesi geliyordu. Çünkü 17. yüzyıl Avrupa'nın korku çağıydı.

13. Kat

26 Şubat 2017

Kimisi çürük kimisi yenilebilir durumda bir milyon tane elmanın fotoğrafını bir bilgisayara yüklediğimizi ve hangilerinin çürük olduğunu da işaretlediğimizi düşünelim. Bilgisayara tamamen yeni bir elma fotoğrafı verdiğimizde bilgisayar bu fotoğrafı, daha önceki bir milyon fotoğrafla karşılaştırarak bir karara varabilir. Fotoğraftaki elmanın çürük olup olmadığına dair bir insanın sadece bakarak yapabileceği muhakeme ölçüsünde doğru bir muhakeme yapabilir.

Peki, bilgisayar düşünmekte midir?

 

Kültür Ve Zihniyet

23 Şubat 2017

80li yılların ortasında Venezuella’nın Orinoko bölgesinde, dış dünyadan tamamen soyutlanmış halde yaşayan ilkel bir kabile keşfedilmişti. Bazılarımız Amazon ormanlarında uçaklara ok fırlatan yerlileri televizyon haberlerinden hatırlar belki. Türünün son örneği olduğu için olay bilim dünyasında heyecan uyandırmıştı. Antropolog, sosyolog ve psikologlardan oluşan bir heyet onları araştırmaya gittiler. Hazırladıkları kısa metrajlı bir belgesel yerlileri, çağdaş uygarlık konusunda aydınlatacaktı. New York görüntüleri onlara izlettirildi: Otoyollar, gökdelenler, köprüler, havaalanı vs. Ardından filmi izleyen yerlilere ilk intibaları soruldu. Emin değildiler, aralarında fısıldaştılar, birbirlerine danıştılar ve aralarından bir sözcü çıkıp konuştu: ‘Tavukları gördük.’ Bilim adamları şaşkın bir vaziyette birbirlerine baktılar. Filmi bir kez daha izlettiler. Cevap değişmedi. Tekrar izlettiler. Sözcü ısrar etti: ‘Tavukları gördük.’

Parlamentarizm, Demokrasi ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” Üzerine “Devletlû Olmayan” On Soru

11 Şubat 2017

Bu yazıyı bir “sorular yazısı” olarak kaleme almayı uygun gördüm ve sözü daha fazla uzatmadan sorularımı sıralamak istiyorum. Ancak şu kadarını belirtmeme izin verin: Soruları sükunetle ya da “akademik bir renksizlik” kıvamında sorduğumu iddia edemem. Yönlendirici bir dil kullanmakla itham edeceklere de peşinen söyleyeyim: Bunlar doktora yeterlilik sınavında jüri önünde ter döken bir adaya sorulan akademik sorular değil. Sosyologlar, akademik camianın dışında, kamu meselelerine ilişkin görüş açıklama sadedindeki faaliyetlerini “Kamusal Sosyoloji” başlığı altında sürdürürler. Kamusal Sosyoloji, sosyoloğun kendi tercihleri temelinde yürüttüğü “angaje” bir faaliyettir ve bütün siyasî, sosyal, yaşam biçimsel tercihler meşrudur. Yine de, kendi tercihlerimi dile getirmekten ziyade, “üzerinde düşünmek zorunda olduğumuz” kanaatinde olduğum sorular sormaya çalıştım.

Kültürel İstikbalimiz Üzerine İlave Fragmanlar

Ali K. Metin
08 Şubat 2017

“Kültür her şeydir”, “her şey kültüreldir” tarzı şatafatlı ama son derece klişe, sloganik ifadelere güvenerekten bir fayda elde edemeyiz. Bunun belki de meseleyi  gizemleştirmek ve tanınmaz hale getirmekten başka bir anlamı yok. Kültürü her şey sayarken onu aslında bir hiç’e çevirdiğimizi gözden kaçırmazsak daha doğru bir bakış açısı edinebiliriz. Nitekim bize afili sloganlar değil, sahici duyarlıklar ve fikir derinliği lazım. 

Shayegan Eleştirisi - 2

06 Şubat 2017

Avrupa'da her ilerleme Kilise ile çatışarak gerçekleşmedi. Mesela; Kopernikus'a asıl karşı çıkan, hatta onunla alay eden Kilise değil, Kilise'ye başkaldıran Luther olmuştur. Luther, İncil'in lafzı yorumuna ters düştüğü gerekçesiyle Copernicus teorisine, yani dünyanın evrenin merkezi olmadığı ve güneşin çevresinde döndüğü görüşüne şiddetle muhalefet etmiştir. Tamam; çoğu kimse Galile örneğini veriyor, ama yargının ondan delil getirmesini istediğini unutuyor. Ki modern bilimle çatışan, selefi anlayışa temel oluşturan «sola scriptura» ilkesi, Kilise'nin kendi bünyesinde kurduğu yüksek okullarda yetişen alimler, yani tenkit müessesesi sayesinde aşılabilmiştir. Medrese müfredatından; - matematik ve astronomi alanında gösterilen üstün başarılara rağmen - fizikle ilgili konular çıkarılırken, Kilise okullarında 'Doğa Felsefesi'ne duyulan ilgi hızla artıyordu. O nedenledir ki Newton başyapıtının ismini ''Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri'' olarak bilinçli seçmiştir.

Beş Gözün Beş Gözlü Canavarı (*)

05 Şubat 2017

Dr. Michal Kosinski henüz 34 yaşında bir yardımcı doçent. Ancak gencecik yaşına rağmen başardıkları ile ismi, şimdiden Steve Jobs, Bill Gates, Mark Zuckerberg gibi isimlerle beraber anılmaya başladı. İleride bu isimler dijital faşizmin sinsi mimarları veya Orwell’in haber verdiği anti ütopyanın korkunç mühendisleri olarak anılırlar mı bilemeyiz ama bugün için tüm dünyanın rol modelleri haline gelmiş vaziyetteler. Bu yazıda Kosinski'den hareketle hızla içine çekildiğimiz anti-ütopyanın ürkütücü gerçekliğinden bahsedeceğim.

İlahiyat, Estetik ve Değer

01 Şubat 2017

Bizim estetiğimizin de değerimizin de temelinde tevhid vardır… Tevhid, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla idrak edip bir bilmektir. Bir varlık anlayışı… Mutlak var olan Allah’tır; kâinat, âlem o varlığı idrak edecek zenginliklerle doludur. Bunun için, bakmak, tefekkür etmek; varlığı temaşa ederek, onun üzerinde düşünmek ve bu düşünmeyle her şeyin sahibinin, her şeyin mâlikinin Hak olduğunu idrak etmek. İlahiyat eğitimi, bize bakmayı öğreten, düşünmeyi öğreten; kadim bilgelerin, âlimlerin de izini sürerek zamanın ruhuna uygun yeni sözleri söylemeyi sağlıyor. Şu halde şunu açıkça söyleyebiliriz: İlahiyat eğitimi bakış eğitimidir… Düşünce eğitimidir.