Sağduyumuzu Yitirdik Hükümsüzdür

27 Temmuz 2020

Sağduyuyu mezatta satılığa çıkardık. Beş para veren yok. Elimizde kaldı. Biz de onu bodruma eski eşyaların arasına tıkıştırdık.

Bıçakları bileylemek yetmiyor. Hırsımızı alamıyoruz. Tırnaklarımızı/pençelerimizi gösteriyoruz durmadan birbirimize.

Birbirimizi anlamak bizim için lüks. Niyet okumak, ihanetle suçlamak artık klişeleşti. Hainlerle kahramanların ne zaman değişeceği belli olmayan algı oyunlarının efsunlanmış seyircileriyiz.

Hep günah keçileri üretiyoruz. Günah keçileri ve hainler, beceriksizliğimizi, sorumsuzluğumuzu, yolsuzluğumuzu, istismarcılığımızı perdeleyen, kamuoyunu eğlendirdiğimiz dev ekranlarımızın figüranları. Onları da duruma göre kullanıp atıyoruz. Bitmeyen bir hain portföyümüz var. Zaten öfkeli kalabalıklara hain üretmenin maliyeti de ucuz.

Sosyal medya, bilgi sahibi olmadan fikir ve kanaat sahibi olmamızı canla başla destekliyor.

Ağzımızı açtık mı köpükler saçılıyor her yana.

İktidar da sertleşiyor ve öteki üreten makinayı yatak sarıncaya kadar zorluyoruz durmadan.

Muhalefette sıkı bir eleştirmeniz.

Nerde olursak olalım her fırsatı karşımızdakini yıpratacak malzeme üretme konusunda tepe tepe kullanıyoruz.

Radikal üslup, ve hangi cephede olursa olsun bu öfke dili , kolaycı zihin yapısının konformist dilidir. Konformisttir, çünkü başka düşüncelerle karşılaşmaktan korktuğu için çözümü radikalleşerek mahallesinde racon kesmenin hazzını tatmakta bulmuştur. Kendi tribünlerinin alkışları esritir onu.

Tarihe sarılanlarla redd-i miras yapanlar tencere kapak. Bileşik kaplar gibiyiz toplumca. Her şeyde uçlardayız. İfratla tefritte. Her bilgi potansiyel bir kurşun gibi nakşediliyor zihin dünyamıza. Zihnimiz anlamaya, anlatmaya, diyalog kurmaya değil, rakibimizi en kısa yoldan alt etmek için işlemeye kurgulanmış.

İşimize gelmeyince siyaseti suçluyoruz. İyi de siyasetin bir türev bir sonuç olduğunu ne çabuk unutuyoruz. Siyasetçiler de sonuçta aramızdan çıkanlar.

Doğru olan bir şey var. Siyaset de işine geldiğinde  bu öfke dilini beslemekte bir beis görmüyor. Beis görmek ne, ondan beslenmekten adeta haz duyuyor.

Hayallerimizi öfkeyle yoğurarak oluşturduğumuz ütopyalar sürekli prangalarımızı pekiştiriyor.

Algı oyunlarının sanal dünyasında gündemimiz oradan oraya savruluyor sürekli.

Gündemimiz mi? Gelgeç gündemler var. Popüler kültür, her şeyi olduğu gibi zihin dünyamızı da kullan at malzemelerle oyalıyor. Çok çabuk tüketiyoruz her şeyi. Dostluklarımızı, düşüncemizi, kendimizi ve tabi birbirimizi.

Durup nefes almayan/aldırmayan bir süreç bu. Bizi bir topaç olduğumuza inandırdılar çünkü. Sürekli dönmelisiniz, yavaşlarsanız düşersiniz dediler. Çünkü durduğumuz/durulduğumuz anda düşünmeye başlayacağız. Oysa durunca düşmeyeceğimizi onlar da biliyor. Durunca özeleştiri/empati, sanal dünyamızın yalan balonlarını patlatacak bir bir. Bu da bu hızlı süreçten beslenenleri elbette memnun etmeyecek.

Siyaset, ekonomi, kültür, sanat, medya hepsi bu durmadan hırsla dönme üzerine kurulu düzenin gönüllü aktörleri.

Doğrular ve yanlışlar kendi başına birer değer olmaktan çıktı. Kullananlara göre değer kazanır oldu. Öyle ya, romancının dediği gibi önemin değerin önüne geçtiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada önemin de, tüketim değerin ve tüketildiğin süren kadardır. Son kullanım tarihin gündemin gelgeç ayran gönüllüğüyle belirlenir.

Bilginin her amaca uygun kılıflarla satıldığı bir çağın şaşkın müşterileri olduk. Çünkü bilgi de bir meta.. Bilgi üretiliyor. Doğru. Ama bilgiyi üretenler, bilgiyi kullanım değerine göre üretiyor. Bilgiyi üretenlerle tüketenlerin arasına simsarlar girmesi bilginin bir düşünce malzemesi değil, bir algı malzemesi haline gelmesinin sonucu. Buna bağlı olarak  aydın da yorumcu duruşunu, simsarların pazarladığı bilgilerle kullanım alanını dikkate alarak ayakta duracağını bilerek ayarlıyor.

Kısacası bilginiz ve fikriniz, cari piyasada hemen bir değere tahvil edilebiliyorsa ‘varoluyorsunuz’. Bu ontolojik bir ‘varolma’ kaygısı değil. Piyasa kaygısı. Gerçek anlamda kendini ve ürettiklerini bir mal/meta olmaktan çıkararak varolanların hayat hakkını zor buldukları bir ortamdayız.

Evet sağduyuyu yitirdik. Sağduyu itidalin yoluydu. İtidali yitirince her şeyimizi yitirdik. Kendimizi de toplumu da, dünyayı da inşa yeteneğimizi yitirdik.

 

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
6 + 1 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.