Trump’tan Biden’a ABD’nin Balkan Politikası

16 Temmuz 2021

 

Şef, bir sanatçı hassasiyetiyle kestiği geyik filetolarını tereyağında mantolarken, diğer tavada arpacık soğanı, sarımsak, kekik, defneyaprağı ve beyaz biberi ahududu sirkesi ve kırmızı şarapla soteliyordu. Kızarttığı orman meyvelerini kekik yağı, sarımsak ve karanfil ile karıştırarak filetolarla birlikte marinasyon için beklemeye aldı. Bu esnada partneri de çikolatalı ganaj yapımını neredeyse tamamlamak üzereydi. Marine edilmiş geyik eti fırında pişerken, diğer tarafta şalgam ve brüksel lahanasından ayrı ayrı yapılan garnitürler servis için masaya alınmıştı. Şef çikolatalı ganajın üstüne geyik etini özenle yerleştirdikten sonra hazırladığı garnitürlerle tabağına son şeklini verdi.

Şefler birbirinden farklı onlarca malzeme ve tadı aynı tabak içinde muhteşem bir lezzete dönüştürmeyi başarmışlardı. Orkestra şefini bile kıskandıracak bu ustalık onları aşçıdan ayıran temel özellikti sanırım.

Dış politika da çoğu zaman birbiriyle zıt söylem ve uygulamaları içeren bir süreci kapsar. Ustalık bu süreci hassasiyetle yönetip ana hedefe ulaşabilmektir. Bu çoğu zaman uzunca bir sürece yayıldığı için farklı liderlerin kendine has uygulamalarına şahit olmak mümkün olabilmektedir.

Birçok kişi Biden dönemi ile birlikte ABD politikasının radikal bir şekilde değiştiğinden bahisle, yeni dönemin parametrelerine ilişkin yorumlarda bulundular. ABD gibi bilhassa dış politikasında çok uzun vadeli stratejiler üreten veya ürettirilen ülkelerde liderlerin değişmesiyle birlikte politikalarda kökten bir değişimin olma ihtimali oldukça zayıftır. Liderler, şeflerin menülerini oluştururken kullandıkları zıtlıkları içeren politikalar üretirler.  Tabağı hazırlayan şefler asit ve baz dengesinden, sos ve ana yemek uyumuna kadar bütün unsurları nasıl dikkate alırsa, liderler de aynı şekilde birbirini bütünleyecek politikaları ana hedef doğrultusunda uygularlar.

Bu çerçevede ABD’nin Trump ve Biden dönemi Balkan politikalarına ana hatlarıyla değinmek istedik. Trump genel olarak, Rusya ve Çin’i Balkanlarda sınırlamak, hatta Doğu Avrupa’da yeni bir savunma hattı oluşturmak, Avrupa Birliğini mümkün olduğunca iyi polis kötü polis rolünde kullanmak ve gerektiğinde karşı karşıya gelmek, Sırp - Arnavut sorununda yıllardır devam eden önyargıları kırmak şeklinde özetlenebilecek bir politikalar zinciri oluşturdu.

Esasında her iki Başkan’ın Balkanlardaki temel politika farklılığı Sırbistan – Kosova uyuşmazlığının çözümünde ortaya çıkmaktadır.  ABD ve AB arasındaki anlaşmazlık da buraya dayanıyordu. Trump, Sırbistan - Kosova sorunun çözümünde toplulukları da içeren toprak takasına sıcak bakarken, AB buna kesinlikle karşıydı. Zira böylesi bir uygulama sadece Balkanlarda değil aynı zamanda bütün Avrupa topraklarında üstesinden gelinemeyecek sorunlar silsilesini ortaya çıkaracaktı. Kosova ise su ve enerji kaynaklarını kaybedeceği düşüncesiyle bu çözüme karşı çıktı.

Trump’ın Sırpları ön plana çıkartan politikaları ABD’nin Almanya Büyükelçisi Richard Grenell tarafından oldukça başarılı bir şekilde yürütüldü. ABD artık bölgesel politikalarında yıllardır ön planda tuttuğu Arnavutlara nispet Sırplara kıymet vermeye başlamıştı. Kendilerinin üvey evlat pozisyonuna konulmasından endişe duyan Kosova, ilişkileri düzeltmek adına Washington buluşmasının ardından Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı.  

Bu süreçte ABD her ne kadar AB ile uzlaşamasa da bölge ülkelerin AB yanlısı hükümetlerine karşı olumsuz bir politika izlemedi. Zira bu ülkelerin muhtemel bir AB adayı olması onları Rusya’dan uzak tutabilecek en önemli unsurdu. Her ne kadar Makedonya ve Karadağ NATO üyesi olarak kabul edilseler de günümüz şartlarında ekonomik kazanımlar güvenliğin üzerinde bir anlam ifade etmeye başlamıştı.

Biden dönemine geldiğimizde insanların aklındaki ilk algı, bozulan dengelerin yeniden yerine oturtulacağı şeklinde oldu. Ne de olsa Biden Balkanlardaki son çeyrek yüzyılda meydana gelen gelişmelerin tam da ortasında yer almış ve oyun kurucu olmuştu. Kendisinin bölgeye olan hâkimiyeti, liderlerle ve akil insanlarla olan birebir ilişkisi sözde Trump döneminde bozulan dengelerin yerine oturtulması açısından önemli bir kazanımdı. Arnavutlar başta olmak üzere Balkan Müslümanları kaybettikleri itibarlarını yeniden kazanacakları umuduyla daha mutluydular. Hâlbuki Arnavutların ABD dostluğundan asla vazgeçemeyeceğini bilen Trump bu dönemde pek de hesaba katılmayan Torbeş, Gora ve Pomak Müslüman Türkleriyle siyasi ilişkilere girdi. Romenler ise bölgenin asla vazgeçilmez unsurları olarak hep yakından takip edildi. Trump her ne kadar politik görünürlüğü yüksek Müslüman toplulukları biraz zorlasa da arka planda kalmış Müslüman topluluklara prim verip oyuna dahil etmeyi ihmal etmedi.

Biden’ın bölgeye yönelik ilk somut operasyonu “ Batı Balkanlarda İstikrarsızlaştırıcı Duruma Katkıda Bulunan Bazı Kişilerin Mülkiyetlerini Engelleyen Ve ABD’ye Girişini Durduran” 8 Haziran tarihli 14033 sayılı bir kararname oldu. Esasında bu 2001 yılında çıkarılan ve 2003 yılında revize edilen kararnamenin geliştirilmiş haliydi. Buna göre insan hakları, demokrasi, yolsuzlukla mücadele ve barışı koruma süreçlerinde ABD politikalarına karşı gelen kişilere yönelik olarak, ülkeye giriş izni verilmemesi, mallarına el konulması ve bir ABD vatandaşı ile ortak iş yapmasının engellenmesi gündeme gelmiş oldu. Kararname Balkanlarda istikrarı sağlamak amacıyla yapılmış olan Dayton, Ohri, Prespa gibi anlaşmalar başta olmak üzere Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların aldıkları kararların uygulanmasına engel olanları uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmaya varacak şekilde cezalandırmayı öngörüyordu. Trump döneminde Yunanistan ile Makedonya arasında imzalanan Prespa anlaşmasını da aynı koruyuculuk içine alınması dikkat çekicidir.

Böylelikle Biden son çeyrek yüzyıl içinde Balkanlarda yapılmış bütün uluslararası anlaşma ve kararları koruyuculuğu altına alarak, bölgede sağlanmış ve sağlanacak olan istikrar politikalarına dikkat çekmiş oluyordu. Bunu gerçekleştirirken de AB ile yakın ilişkilerde olmayı birincil önceliklerinden birisi yaptı. Ama ilginç olan şudur ki bu dönemde ve gelecekte meydana gelecek hükümet değişikliklerinde kendisine yakın parti ve liderleri de şimdiden koruma altına aldığını görüyoruz. Bir taraftan ABD - AB yakınlaşması devam ederken, diğer taraftan bölge ülkelerindeki hükümetlerin ABD’ye yakınlaşması yönünde politikalar icraata geçiriliyor. Trump ise bunun tam tersini yapmıştı, AB’ye mesafeli olmasına rağmen bölge ülkelerinin AB’ye yakın olmasına müsaade etmişti. Zira Prespa anlaşması için Yunanistan ve Makedonya’daki iktidar değişiklikleri AB desteği ile itinayla gerçekleştirilmişti.

Yunanistan ile arasındaki isim sorununun çözümüne muhalif politikaları nedeniyle iktidarını kaybeden VMRO muhtemelen Biden döneminde yapılacak ilk seçimlerde yeniden iktidara gelecektir. Kosova’da ise Biden’ın yolsuzlukla mücadele politikasıyla aynı söyleme sahip Albin Kurti çoktan iktidar koltuğuna oturdu bile. Bulgaristan’da ise iktidar değişikliğine ilişkin süreç istikrarlı bir şekilde devam ediyor. 11 Temmuz’da yapılan genel seçimler Boyko Borisov döneminin sonlandığını gösteriyor. Sırbistan’da ise Aleksandar Vuçic’i zor politik tercihlerin beklediğini söyleyebiliriz. Biden döneminde iktidarını kaybeden veya ilk seçimlerde kaybedeceğini bilen siyasi partilerin bölgede aktif olan alternatif ülkelere yöneldiklerini göreceğiz. ABD’nin oyun dışına çıkarmak istediği siyasi parti ve liderlerin Rusya ve Çin’e sıcak mesajlar vereceğini söylemek mümkündür.

Biden da temel politika olarak Rusya ve Çin’i Balkanlardan uzak tutmaya çalışıyor. Özellikle enerji kaynakları konusunda Rusya’ya yönelik önemli bir çekincesi var. Esasında bu durum Trump döneminden bu yana devam ediyor. Ancak Biden bu enerji kaynaklarına bağlı olan Balkan ve Avrupa ülkelerine karşı açıktan tepki gösterme taraftarı değil. Bölgenin enerji ihtiyacına bir çözüm bulamadığı sürece ülkeleri suçlamak ve cezalandırmanın mantıklı olmadığını düşünüyor. Bu nedenle doğal ve temiz enerji kaynakları konusunda yapılan çalışmalara destek olmak suretiyle Rusya’nın bölgedeki etkinliğine sınırlama getirebileceğini hesaplıyor. Bu yüzden iklim değişikliğine ilişkin politikalar önem kazanıyor. Lakin tam da bu aşamada Çin, temiz enerji kaynakları hususunda geliştirdiği teknolojiyi paylaşmak ve bunun için gerekli finansman kaynaklarını tahsis etme hususunda ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Rusya ile mücadele edilirken alana doğal olarak Çin’in yerleşmesine kapı açılmış oluyor.

Sonuç olarak baktığımızda her iki liderin de ana politikasının Rusya’yı ve Çin’i Doğu Avrupa ve Balkanlardan uzaklaştırmak ve Rusya’nın batı sınırında yeni bir güvenli alan oluşturmak olduğunu net olarak görmekteyiz. AB ve Balkanların Müslüman topluluklarıyla olan ilişkilerde ortaya çıkan görüş farklılıklarının ana politikanın sosu olduğunu unutmamak lazım. Biden’ın AB ile uyumlu politikaları sadece Müslüman toplulukları değil aynı zamanda iktidarları da ABD yanlısı bir söyleme yönlendirecektir. Batılılar vaktiyle Balkanları tanımlarken “karışık meyve salatası” tabirini kullanırlardı. Aslında bugün de değişen bir şey yok. Kim bu salatayı bir şef hassasiyetiyle hazırlar ve tabaklarsa o kazanır.

Bugün üzerinde konuşulması gereken şey Trump ve Biden’ın hazırladığı “çikolata yatağında şalgam ve bürüksel lahanalı geyik eti”nin lezzeti değil, akabinde sunulacak olan tatlının ne olabileceğini tahmin etmektir.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
3 + 0 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 139 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.