Ney, İnsân-ı Kâmil’i sembolize eder


 

Tâhiru'l-Mevlevî, kendi Mesnevî şerhinde üstadı Mehmed Es'ad Dede Efendi'nin tamamlamaya muvaffak olamadığı Mesnevî şerhinde, Mesnevî'nin ilk beyitlerindeki Ney ile ilgili olarak şunları söylediğini yazar: “Neyden murad; enâniyeti, yani benliği fânî ve mertebe-i bekâ billâhda bâkî olan veliyy-i kâmil ve mürşid-i ağahdildir. Yahud, bildiğimiz Ney'dir, te'vile hâcet yoktur.”

“Hoca merhumun şu ifadesi bir şerh-i câmî'dir” diyor Tâhiru'l-Mevlevî ve “Zaten Ney ile insân-ı kâmil, yekdiğerinin misâli ve mümessilidir. Çünkü Ney, yetiştiği kamışlıktan kesilip ayrılmış, göğsüne ateşle delikler açılmış; başına, hatta boğumları arasına madenî halkalar ve teller takılmış, koparıldığı yerdeki rutubetten mahrum kalmış, bundan dolayı kupkuru ve sapsarı kesilmiştir. İçerisi tamamiyle boştur. Ancak, Neyzen'in nefesiyle dolar. Kendi başına kalırsa ne sesi çıkar, ne sadâsı. Vazifesi, Neyzen'in dudaklarıyla parmaklarına âlet, onun istediği nağmelerin zuhûruna vasıta olmaktır.” “İnsân-ı kâmil de böyledir. Neyistân-ı ezelden, yani (A'yân-ı sâbite) âleminden, daha açığı âlem-i ilâhideki mevkiinden kader sevkiyle şu dünyaya getirilmiş, beşeriyyet kaydına ve anâsır-ı tabiat bendine vurulmuş, ayrılık ateşile bağrı şerha şerha olmuş, makâm-ı kâdîmindeki feyizden mahrum kalmış; kalbini nefsin heveslerinden, zihnini (Hesti-i mevhum) yani şu vehimden ibaret varlıktan tahliye etmiş, kendisini Allah'ın kudret ve düzenine terketmiş, müessir-i hakîkînin iradesine vasıta olmaktan başka bir vazifesi kalmamış, nefha-i ilâhiyye hangi perdeden zuhûr eylerse o nağmeyi icrâ ediyor.”

Çağdaş bir İranlı Mesnevî şârihi olan Kerim Zemânî de “Şerh-i Câmî-i Mesnevî-i Mânevî” adlı şerhinde ilk beyti şöyle yorumlamaktadır:

“Şu Ney'in inlemelerini dinle ki ayrılıkları, firak günleri ve hicran eyyâmını hikâye ediyor; yani insanın ayrılık ve firaklarının öyküsünü hazin ve hüzünlü bir ahenkle anlatıyor. (“Ney” ve Mevlânâ'nın Ney'den maksadı hakkında, “Ney’in insân-ı kâmil ve veliyy-i vâsılın ruhunu temsil ettiği söylenmelidir. “Ney insan varlığının rumuzu olarak telâkkî edildiği için Mevlânâ'dan önce de sûfîler tarafından kullanılıyordu. Bu cümleden olmak üzere Şeyh Ahmed Gazalî, risâlesinde “Ney’e işaret etmekte ve onu insanın zâtının remzi saymaktadır. Özetle Ney, kendi aslından ayrı düşmüş insanın hakikatine dâir büyük ve açık bir nişânedir. “Ney” adeta ademoğlunun ruhunu tam anlamıyla yansıtan bir ayna gibidir.” Ney'in ârif insanı ve insân-ı kâmili temsil ettiğinde, hemen hemen bütün Mesnevî şarihleri müttefiktirler. Abidin Paşa da, Mesnevî şerhinde benzer yorumlarda bulunmaktadır:

“Ney'den maksad, ârif, âkîl (ve kâmil) insandır ki, ağzından âşıkâne mânâlı ve güzel sözler çıkar. Beyt-i şerifin ikinci mısraında ayrılıklardan şikâyet eder buyurulması, insanların ve âriflerin ruh ve melekût âleminden ayrılıp dünyaya gelmelerinden şikâyet etmesi demektir. Mesnevî'nin ilk beyti olan bu iki mısrada, Hazreti Celâleddîn-i Rûmî'nin kitabında başka ibarelerle değil de “Dinle-İşit” ile başlamaları, Ney'in sesinin dinlenmeye muhtaç ve (dinlemek) hassasının da diğer uzuvlardan daha faziletli olduğundandır. Kulaktan sonra başka âzânın en muteberi olan göz, yalnız mahdut bazı maddî olan şeyleri görebilir. Kulak ise varlığı hissedilmeyenleri, maneviyatı, makûlatı, nihayetsiz hikmetleri dinlemeye isti’datlıdır.”

Abidin Paşa, ârifin Ney'e benzetilmesindeki münasebetleri de şöyle izah etmektedir şerhinde: “Ney kesilmeden evvel, kamışlıkta iken daima büyür, taze hayat bulurdu. Ârifin ruhu da ruhlar âleminde iken nihayetsiz manevî lezzetlerden istifade ediyordu. Gaddar ve kuru dünyaya gelince âb-ı zülâl ve hayat kaynağı olan ruhlar âleminden mahrum olduğu için susuz kalmış kamış gibi kurumuştur. Ney'den âşıkâne sadâlar çıkar, kâmil olan insandan da âşıkâne ve ârifâne sözler çıkar. Ney'in sesi, dinleyenlerin aşklarını artırır, ârif olan kişi de hikmet dolu sözleriyle isti’datlı kimselerin aşklarını çoğaltır. Ney'in güzel âvâzından ekseriya bir hikâye, bir aşk macerası hissolunduğu gibi, ârifin sözlerinden de çok kere hakiki âşıkların halleri, lâhût âleminin sırları işitilir ve hissolunur.”

Neyin boyu ile ârifin hâli arasında da ilişki kurar AbidiNeyin boyu ile ârifin hâli arasında da ilişki kurar Abidin Paşa. “Ney'in boyu doğru olduğu gibi, ârifin dahi hâli doğrudur. Kamışlıktan kesilen Ney, gariptir. Ruhlar âleminden ayrılan ârif de dünyada gariptir. Ney'in içi her şeyden boştur, yalnız aşk üfürüğü ile doludur. Ârif de her çeşit dedikodudan uzak, kalbi yalnız Allah'ın muhabbeti ve aşkı ile doludur. Ney, kendiliğinden âşıkâne ses çıkarmaz, üstad bir üfleyenin nefesine muhtaçtır. Ârif de zincirleme bir halde vâris olageldiği çok feyiz verici bir üfürükle yaşar.”n Paşa.