Postmodern Oryantalizmin Bir Yansıması Olarak İslamofobi


 

İslamofobi sözcüğünün ilk olarak 1991’de kullanılmaya başlandığı sıralarda kimse işin bugünkü boyutlara varacağını tahmin edemezdi. 11 Eylül saldırılarından sonra hem bu sözcüğün kullanımının yaygınlaştığı, hem de konuyla alakalı akademik çalışmaların artmasıyla birlikte yeni bir kavram haline geldiği görülmektedir. Basit anlamıyla İslam’dan ve Müslümanlardan sebepsiz yere korkmak olarak tercüme edilebilecek bu terim, 1990’lı yıllardan itibaren ‘Batılı’ların Müslümanlardan korkularının nedenlerini ve bu korkuyu haklı çıkaran İslami temelleri araştırmak üzere akademik çalışmalara konu edildiği görülmektedir. Bunun en somut örneğini İngiltere Müslümanları ve İslamofobi Komisyonu tarafından hazırlanarak Runnymede Trust tarafından 1997 yılında yayımlanan ve bu alanda ilk olma özelliği taşıyan raporda[1] görmekteyiz.

Bu konuda Batı’da çok sayıda çalışma yapıldığı, İslamofobik davranışları temellendirirken bu davranışları sergileyenlerin aslında haklı olduğu, sorunun Müslümanlardan ve hatta doğrudan İslam dininden kaynaklandığını iddia edenlerin bulunduğunu biliyoruz. Bernard Lewis, Samuel Huntington ve Francis Fukuyama gibi akademisyenlerle Geert Wilders, Pamela Geller ve Robert Spencer gibi siyasetçiler ve aktivistler, yazılarında ve konferanslarında açıkça bu yöndeki iddialarını dile getirmektedirler.

Bunun yanında konuyu tarafsız olarak yorumladığı düşünülen, hatta Müslümanların bu hususta mağdur olduklarını dile getirerek İslam hakkında olumlu düşündüğü algısı veren akademisyenler de bulunmaktadır. Bunların objektif değerlendirmeler yaptığı düşünülerek ve Batı kamuoyunda daha fazla etki edeceği mülahazasıyla çoğunlukla Müslümanlar tarafından da önemsenmekte olduğunu görüyoruz.

Bahsedilen ikinci grubun önde gelen temsilcilerinden olan John L. Esposito’nun bir röportajında geçen şu sözlerine bakalım: “Eğer bir kişi bir aileyi katlediyorsa, bir binayı havaya uçuruyorsa, insanlar bu olayları merak ederler. Fakat eğer farklı ülkelerde birçok bina havaya uçuruluyorsa, insanlar, 'Niçin bu olaylar bazı Batı ülkelerinde ve birçok Müslüman ülkede gerçekleşiyor?' diye sorar ve ardından, 'Müslümanların diniyle ilgili bir şey olmalı' yorumunu yaparlar. İran'a ve Irak'a baktıklarında Sünni ve Şii çatışmasını görürler. Aynı zamanda, niçin ABD'ye ve Avrupa'ya karşı bu denli çok saldırı gerçekleşmekte olduğu üzerinde dururlar. Üstelik pek çok saldırı teşebbüsü de olmaktadır. Bu yüzden Batı insanı korku içinde yaşamaktadır.”[2]

Görüldüğü üzere Prof. Esposito, İslam konusunda Batı kamuoyunun düşüncelerine tercüman olmaktadır. Ayrıca da Sünni-Şii çatışmasını dile getirerek Batı’nın yüzlerce yıldan beri düşünce kodlarında barındırdığı ve İslam dünyasında da görmeyi arzu ettiği mezhep temelindeki kırılma noktasına ustalıkla işaret etmektedir. Bununla birlikte Esposito’nun, yukarıda birinci grupta sayılan akademisyenlerden çok da farklı düşünmediğini şu ifadelerinden anlıyoruz: “Açık konuşmak gerekirse, sorun aşırı unsurlar. Fakat aşırı olmayan Müslümanlar ve İslâm'ı temsil eden ve yorumlayan dinî liderler de sorunda pay sahibi olabilmekte. Meselâ, dinî liderler aşırılık aleyhine yeterince tavır almıyorlar.”[3]

Bununla da yetinmeyen Prof. Esposito, Müslümanların ne yapması gerektiği hususunda ders vermeyi de ihmal etmiyor: “Müslümanlar, sorunları üzerine daha eleştirel ve açık olmalı. Ortada pek çok sorun var. Meselâ geçmiş yıllardan, birçok yetenekli kadın ve erkeğin çalıştığı çok iyi bir STK hatırlıyorum. Bu STK'nın mensupları, Müslüman toplumundaki kadına yönelik şiddeti içeren videolar hazırlamaya karar verdiğinde kendi toplumlarıyla sorun yaşadılar. Herkes bu şiddetin varlığından haberdar, fakat o toplumun bazı üyeleri bunu inkâr ederek 'kirli çamaşırları'nı sergilememe duygusu içinde oldu.”[4]

İslamofobi’nin tarihi temellerine de işaret eden Esposito, konunun aslında postmodern zamanlarda yeni bir “öteki” üretme projesinin bir ürünü olduğunun da farkındadır:

“Bu, Müslümanlar ve Hristiyanlar, Avrupa ve İslâm dünyası arasında tarihten bu yana var olagelmiştir. Fakat İslamofobi'nin asıl ortaya çıkışı, İran devriminden, Lübnan ve Pakistan'daki terörist saldırılardan, El Kaide ve Bin Ladin'den sonradır. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Batılılar yeni bir küresel tehdit arayışında oldular. Bu insanlar için İslâm, İran devriminden ve terör saldırılarından sonra yeni küresel tehdit hâlini aldı. Reagan bu dönemde, Sovyetler'den sonra 2. büyük tehditten söz etmeye başlamıştı. Bahsedilen tehdit İslâm'dı.”[5]

11 Eylül saldırılarının bu süreçte bir kilometre taşı olduğu hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu saldırılar sonrasında meydana gelen dört gelişme dikkat çekmektedir:

  1. Yeni ‘öteki’nin adı kesin olarak konulmuştur; İslam ve Müslümanlar.
  2. Yeni ‘öteki’ni İslam diye telaffuz etmek her bakımdan riskli olacağından, örtülü ve daha tedirgin edici bir tabir kullanılmaya başlanmıştır; terör ya da İslami terör. Bu olaydan hemen sonra Samuel Huntington’un söylediği “bütün Müslümanlar terörist diyemeyiz ama bütün teröristler Müslüman” sözü giderek bütün Batı’da kabul görür hale gelmiştir. Yine olayın hemen akabinde ABD Başkanı George W. Bush’un, yeni düşmanın terörizm olduğunu ve teröristlere karşı ‘haçlı seferi’ başlatılacağını ilan etmiş olması bunu açıkça göstermektedir. Daha sonra ‘haçlı seferi’ ifadesini dil sürçmesi olarak belirtmesi bile bilinçaltında yukarıda izah edilen resmin bulunduğunu yansıtması bakımından önemlidir.
  3. 11 Eylül saldırılarından sonra Irak ve Afganistan’ın işgaliyle Ortadoğu’da topyekûn bir istikrarsızlık ve çatışma dönemi yaşanmış, hemen hemen bütün ülkeler güvenlik tedbirlerini birinci öncelikli stratejik program olarak görmeye başlamışlar ve nihayet milyonlarca insanın hayatına mal olsa da konvansiyonel silah satışlarında aşırı bir artış sağlanmıştır.
  4. Bu olaylardan ve akabindeki gelişmelerden sonra Batı’da Müslümanlar daha tedirgin hale gelmişlerdir. Kendilerinin “Batı”ya zararsız olduğunu kanıtlamaya çalıştıkları görülmektedir. Bazı Avrupalı yazarların ‘Batı’yı eleştiren kitap ve makalelerinin de hem konuyu gündemde tutmak, hem de yukarıda işaret edildiği üzere, ‘anlayışsız’ Müslümanlara yol gösterme amacına yönelik olduğu düşünülebilir. Bu akımın öncülerinden John L. Esposito’nun, makalenin başlangıcında alıntıladığım masum itirafları her bakımdan ufuk açıcıdır.

Bütün bu gelişmelerin ışığında İslamofobi konusunu Batı’nın düşünce kodlarından, tarihi geleneğinden, Müslüman coğrafyasının yeraltı kaynaklarından, Avrupa’ya göç hadisesinden, dünyadaki güç dengelerinin çıkar mücadelesinden bağımsız düşünmek ve analiz etmeye çalışmak mümkün değildir. Bu süreçte Müslümanların iki büyük günahı olduğu anlaşılıyor; birincisi üzerinde yaşadıkları toprakların altındaki büyük enerji kaynakları ve ikincisi Avrupa’ya işçi sınıfında göç etmek zorunda kalmalarıdır.

Her iki durumu da fiziki ve tarihi olarak ortadan kaldırma imkânı bulunmadığına göre Müslümanlar, bu iki temel parametre üzerine üretilen her projenin ister istemez parçası haline geleceklerdir. Bunların üzerine bir de siyasi ve ideolojik hesaplar eklenince iş iyiden iyiye içinden çıkılmaz hale gelmektedir.

Müslümanlar açısından bir ikilem haline gelen bu durumda kendilerini uzak tutmaya çalışanlar bile bir şekilde olayın tarafı haline gelebilmektedirler. Bu ortamda çözüm üretmeye kalkışmak da yazılan senaryonun figüranı durumuna gelme riskini taşımaktadır.

Kısaca çok iyi tasarlanmış olan İslamofobi projesi, Batı’da imal edilen, hedefleri ve alınacak sonuçları kontrol edilebilen Post-modern Oryantalizmin bir yansıması olarak dünya gündemini meşgul etmekte, mağdurları ise daima Müslümanlar olmaktadır.

 


[1] Islamophobia: A Challenge for Us All, Comission on British Muslims and Islamophobia, The Runnymede Trust, 1997. (http://www.runnymedetrust.org/companies/17/74/Islamophobia-A-Challenge-for-Us-All.html internet adresinden ücretsiz indirilebilir. 24.03.2016)

[2] John L. Esposito, Özel Röportaj (Nil Gülsüm), Yeni Şafak Gazetesi, 27.9.2013, http://www.yenisafak.com.tr/roportaj/obama-da-islamofobiyi-guclendirdi-568827 (04.05.2015).

[3] John L. Esposito, a. y.

[4] John L. Esposito, a. y.

[5] John L. Esposito, a. y.