Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 3

21 Kasım 2017

Benim asıl derdim, darbe girişimlerinin sonunda niyetini gerçekleştirememiş olduğu sonucuna varan bu "niyete odaklanmış" bakış açısının, darbelerin her şeye rağmen ürettiği hasılayı görüş alanımızın dışında bıraktığını; bu suretle de, kavrayışımızı çarpıtarak marazî bir kör döğüşüne yol açtığını göstermek.

Darbecilerin niyet ya da maksadına odaklanan bir okuma, aslında tarihimizi kesintili bir biçimde, parçalı, ekten-bükten okumamıza yol açıyor: Darbeciler şunu amaçlıyordu; bu maksatla şunları yaptılar; ama olmadı; sonunda oyuna yeni bir jön girdi; malı, o götürdü; darbeciler avucunu yaladı; demokrasi daha da gelişti!

Durup durup sahneye çıkan darbeciler hep aynı şeyi yapmak istiyorlar. Onlar tam başarılı olacakken bir "deus ex machina" ortaya çıkıyor; halk onu destekliyor; demokrasimiz gelişiyor. Peki değişen sadece siyasal oyunun demokrasi standartları mı?

Darbeler, düşük standartlı bir sözde-demokrasiye rağmen iktidara gelerek icraat ve politikalarının vektörel ivmesi sonunda Cumhuriyet Statükosu ile çatışma içine düşen ve "devlet kudretine karşı popüler muhalefet"i temsil eden iktidar partilerini biçiyor. Bu partiler biçilince popüler muhalefete kanal oluşturacak, iktidara gelme potansiyeli yüksek politik hareketler, politik yeniden yapılanma sath-ı mâilinde, bir önceki partiden daha tâvizkar, Cumhuriyet Statükosu'na daha fazla uyum sağlamış yeni bir siyaset kulvarında oyuna sıfıdan başlayacak bir "yeni oluşum" doğuyor.

Demirel'in Adalet Partisi, Demokrat Parti'nin asla kabullenmeyeceği dar kalıplara eyvallah ederek oyuna girdi ve 12 Mart sonrasında bu dar kalıpların mahir oyuncusuna dönüştü.

Özal'ın ANAP'ı, 12 Eylül'ün dar kalıplarını bir başlangıç noktası olarak kabullenmeseydi, siyaset sahnesine çıkamazdı; ironik olarak, ANAP'ın kariyerinde, eski liderlerin siyasete dönüşüne hayır diyerek 12 Eylül yasaklarından medet uman bir noktayı da unutmamak gerekir.

Erbakan, iktidarda kalabilmek için 28 Şubat kararlarının altına imza atmakla kalmadı; kendisini en büyük anti-siyonist gibi pazarlayan politikasını yerle yeksan edecek şekilde, İsrail'le Güvenlik İş Birliği Protokolü'nü ve idare çarklarına keyfî bir biçimde asker vatmanların el koymasına kapı aralayan 9 Ocak Kriz Yönetimi Yönetmeliği'ni de imzaladı. Partileri kapatılan yenilikçiler, AK Parti'de yeniden organize olarak -iktidarını konsolide ettikten sonra Tayyip Erdoğan'ın bizzat ifade ettiği üzere- "Millî Görüş gömleğini çıkararak" siyasete devam edebildiler. İslâmî bir geçmişe dayanan bir parti, yabancı sermayeyi ve aslında sıcak para akışını “paranın dini-imanı olmadığını” deklare ederek selamladı.

Bütün bu süreç boyunca, "Cumhuriyet Statükosu'na muhalefetin partileri", iktidara gelirken hep daha dar siyasal çerçevelere mahkum edilerek, bu dar çerçeveleri oyunun kuralı olarak sahiplenmek mecburiyetini sineye çekerek siyasete atıldılar. Bu arada kendileri dönüştüler; durmadan daha yenilikçi ve daha daha yenilikçi kılıklara bürünmek zorunda kaldılar.

Bütün bunların memleketi felakete sürüklediği tarzındaki sözde "anti-emperyalist", ama aslında statükonun milis ruhundan beslenen bir yoruma götürülmesini onaylamıyorum. "Statüko'ya muhalefet çizgisi"nin ironik dönüşümüne bakın ki, hiç de Hilafetçi olmadığı halde "siz isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz" diyebilen laik bir siyasetçi olarak Adnan Menderes'ten bir zamanlar Hilafeti savunmadığını kimsenin iddia edemeyeceği Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'sine ulaşmış bulunuyoruz. Bu ironik dönüşüm, bu muhalefet çizgisinin Batı ile uzlaşma derecesinin de bütün bu dönüşüm süreci boyunca giderek arttığı bir seyir izledi.

Statüko'ya muhalefet çizgisinin bu ironik dönüşümü, elbette darbelerin ilan edilmiş (manifest) niyeti değildi; bütünüyle darbelerin eseri de değildir. Yine de bu dönüşüm, darbelerin bir hâsılası olarak görülmek durumundadır. Bununla birlikte ben bu hâsılayı darbelerin majör hasılası olarak değerlendiremeyeceğimiz kanaatindeyim. AK Parti İktidarı, İslamcı siyaset ve kültür entelijansiyasını bir iktidar gövdesine emerek "Milli İstihbarat'ın gizli kapaklı operasyonlarının mahremiyetini savunmak" noktasına taşıyan bir dönüşümü temsil ettiği noktada bile, İslamcı siyaset ve kültür entelijansiyasının bu dönüşümü de aynı minör dönüşüm kapsamında kalıyor.

Bana kalırsa darbelerin en maksimal hâsılası "masum halk / Anadolu insanı"nın geçirdiği dönüşümdür. Bu dönüşümü anlamak için öncelikle oyunun sadece politik takımlar arasında cereyan eden bir maçtan daha geniş kapsamda cereyan ettiğini görmek gerekiyor. "Masum halk / Anadolu insanı"nı da aktif tercihler yaparak stadyuma, maç yayınlarına ve eski hakemlerin boy gösterdiği maç tartışmalarına dahil olduğu bu süreçte, bütün kesim ve katmanları ile dönüşüme uğradı. Bu dönüşüm de tümüyle darbelerin eseri değil elbette; ama darbelerin bu dönüşümde asal katkısını kim inkâr edebilir!

Sosyo-tarihsel süreçlere fizik analojilerin penceresinden yaklaşmak pek hoş değil; ama bütün sevimsizliğine rağmen bu analojiye başvurarak Oya Baydar'ın da dile getirdiği, "darbecilerin niyetlerine odaklanan" bakış açısı şöyle ifade edilebilir: "Bir kuvvetin etkisi altındaki kütle, o kuvvete ters yönde tepki verince, etki sönümlendi". Bu ifade, bir tarafa darbecileri, öbür tarafa da geri kalanları koyuyor. Oysa, asker de olsa, darbeciler politik aktör olarak rol oynamakta iseler onlar dışındaki politik aktörlerle aynı klasmanda ele alınmalı ve "masum halk / Anadolu insanı" üzerinde en azından iki kuvvetin etkisi birbirinden ayrılmalıdır. Buna göre, darbeciler ve onların destekçisi olan politik partiler -CHP ve mesela MHP(*)- aynı kuvvet içinde ele alınabilirse de, Statükoya muhalefetin iktidara taşıdığı partiler ondan ayrı bir kuvvet olarak ele alınmak durumundadır. Bu durumda analojinin gerçeğe daha uygun kurgusu "iki kuvvetin etkisi altındaki kütle"den söz ederek oluşturulabilir. Bununla birlikte, modelin biraz daha karmaşık olması gerekiyor; zira, darbelerde "birbirinden bağımsız iki kuvvet" değil, biri ötekine göre daha özerk, öteki üzerinde başlangıçta neredeyse mutlak, ama zamanla daha nisbî hale gelen bir "belirleyici etkiye sahip" iki kuvvet söz konusu. Anlaşılacağı üzere, darbeciler ve onları destekleyen Cumhuriyetçiler cenahı daha özerk ve "belirleyici etkiye sahip" kuvvet iken, darbeye maruz kalan ve demokratikleşme sürecinde nisbî bir özerklik elde eden Demokratlar cenahı da ikinci bir kuvvet olarak ele alınmak durumunda.

Modeli gerçeğe daha da yaklaştırmak istiyorsak fizik analojinin "kütle" varsayımını sorgulamalıyız. Fizik'te kuvvet dinamik karakterde iken "kütle" durağan niteliktedir ve kuvvet dinamiğine edilgen bir biçimde tâbî olur. Oysa sosyo-tarihsel kuvvetlerin etkisine mâruz kalan mesela "masum halk / Anadolu insanı" kitlesi, durağan ve kuvvetin edilgen nesnesi, onun tepkisiz tâbii bir kütle değil; aksine, bir kısmına "karşı tepki" üreterek mâruz kaldığı kuvvetin etkisini hiç olmazsa kısmen sönümleyebilen, kasılıp gerilerek ya da gevşeyip dağılarak kuvvetin etkisine mukabele eden, kayganlaşarak, uzayıp genleşerek, katı iken akışkanlaşarak ya da buharlaşarak kuvvet karşısında dinamik bir mukabele üretecek şekilde karakter değiştirebilen beşeri-sosyal-kültürel bir dinamizme sahiptir. Öyle ise modeli şöyle kurmalıyız:

Basitleştirmek için darbecilere " C ", darbelere maruz kalanlara " D " ve "masum halk / Anadolu insanı"na da " H " diyelim 

Darbelerin çalışma prensibi " ' C ', ' D ' yi yok ederek ' H 'yi gütmek istiyordu, ama başaramadı" biçiminde formüle edilemez. Bu formül, darbelerin neyi ortaya çıkardığını değil, darbecilerin emellerine ulaşıp ulaşamadığını dikkate alıyor, çok olsa. Bana kalırsa darbelerin çalışma prensibi, şu üç öncülün uygun bir bütün içinde formüle edilmesi ile gerçeğe daha yakın bir biçimde ifade edilebilir:

1. " ' C ', ' D 'yi dönüşüme zorlayarak ' H 'nin dönüşüm istikametini yönlendirecek bir etki üretir";
2. " ' D ', ' C 'nin etkisini kısmen sönümleyecek şekilde dönüşürken ' H 'nin dönüşüm istikametinde vektörel bir sapma yaratır ";
3. " ' H ', ' D ' ve ' C 'nin tek tek ve bileşik vektörlerini sönümleyip dinamize edebilen ayrı ayrı tepkiler üretecek şekilde karakter değiştirerek kendi dönüşüm istikametinde ilave vektörel sapmalar kazandırır ".

Çok bilimcil oldu, farkındayım 

Buraya kadar sabırla okuyabildiyseniz son birkaç cümle daha edeceğim.

Darbeler, hem Demokrat cenahın hem de "masum halk / Anadolu insanı"nın önemli dönüşümler geçirmesine yol açacak bir hâsılanın ortaya çıkmasında dikkate değer bir etkiye sahiptir. İronik bir biçimde, darbecilerin ana istikametinde bir dönüşüm gerçekleşip gerçekleşmediği de, ayrı bir konudur.

"İyi ki darbeler olmuş, yoksa bunlar bu kıvama gelmezdi", yahut "darbeler bu ülkeye büyük kötülük etti, ülkenin normal gelişme mecrâını bozdu" gibisinden ideolojik değerlendirmeler yapmak yerine,

  1. Bu etkiyi görmek;
  2. Bu etkinin tek kuvvetin hâsılası olarak hiçbir sonuç vermediği ya da kötü sonuç verdiği biçimindeki duygusal ya da opak bakış açısından kurtulmak;
  3. Ortaya çıkan hâsılayı, bu sürecin travmalarından sıyrılarak yeniden ele almak; ve
  4. Bu ülke ve kaderi, bu ülkenin serencâmından etkilenen coğrafyalar için istikametini akl-ı selim ile tayin etme ağırbaşlılığı kazanmak  zo-run-da-yız!

(*) MHP'nin darbeleri desteklediğine itiraz gelecek olursa onu da tartışabiliriz.